Özet: “Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülahazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır. Bugün birçok soruna kaynaklık eden husus, İslâm’ın âlemşümul muhtevasının buharlaşması, uçları açık mistik heyulaya malzeme kılınması ya da hermenötik bir okumayla tarihsel bir uzaya indirgenmeye dayanır. Neticede zıtlar; gelenek ve modern, aynı hedefe yönelmiş, vahyî telakkî sekülerleşme tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Bilginin hikâyesinde de bu vardır. Batılı normda aklın yüklendiği anlam ile Kur’ân’ın, aklın ne olduğundan ziyâde işlev ve sınırlarıyla ilgili getirdiği ölçü/tanım tamamen farklı iken aynılaştırılmak istenmiştir. Bu farklılık dikkate alınmadan yapılacak her mülahaza zihnî karışıklığı karmaşaya, ardından kargaşaya dönüştürmekte gecikmeyecektir.
Makale bu değerlendirmeler bağlamında tamamlanmıştır.
Bu yazının devamı
199. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Hüküm yalnızca Allah’ındır.” Yûsuf Sûresi 40. âyet “Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür. Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.” Thomas Paine (1737-1809) “Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var; O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.” E. de La Boetie (1530-1563) Devlet Kavramı Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın …
Her din, dünya görüşü ve ideoloji bir ‘hakikat’ iddiası içerir. Bu hakikat insanı öyle bir kuşatır ki, insan onunla görür, onunla düşünür, onunla işitir ve onunla hisseder. Hiçbirşeyi onun dışında yorumlayamaz olur! Bunun güzel bir örneği Orphalese halkına giderayak hitâb eden Ermiş’de görülür.
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Mülahazalar – Bilginin Kaynağı Sorunu -I-
Anahtar Kavramlar: Akıl, vahiy, bilgi, epistemik şiddet, bilginin kaynağı, akletme, kalb/fuâd, atalar yolu, marifet, keşf, batınî te’vil.
Özet: “Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülahazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır. Bugün birçok soruna kaynaklık eden husus, İslâm’ın âlemşümul muhtevasının buharlaşması, uçları açık mistik heyulaya malzeme kılınması ya da hermenötik bir okumayla tarihsel bir uzaya indirgenmeye dayanır. Neticede zıtlar; gelenek ve modern, aynı hedefe yönelmiş, vahyî telakkî sekülerleşme tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Bilginin hikâyesinde de bu vardır. Batılı normda aklın yüklendiği anlam ile Kur’ân’ın, aklın ne olduğundan ziyâde işlev ve sınırlarıyla ilgili getirdiği ölçü/tanım tamamen farklı iken aynılaştırılmak istenmiştir. Bu farklılık dikkate alınmadan yapılacak her mülahaza zihnî karışıklığı karmaşaya, ardından kargaşaya dönüştürmekte gecikmeyecektir.
Makale bu değerlendirmeler bağlamında tamamlanmıştır.
Bu yazının devamı 199. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Dreyfüs, Herzl Ve Bizim Çelebiler
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Modernizmin Korkuttuğu Müslümanlar: Devlet Çıkmazı
Hüküm yalnızca Allah’ındır.” Yûsuf Sûresi 40. âyet “Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür. Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.” Thomas Paine (1737-1809) “Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var; O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.” E. de La Boetie (1530-1563) Devlet Kavramı Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın …
Gücünü ‘Hakikat’ten Almayan ‘İktidar’
Her din, dünya görüşü ve ideoloji bir ‘hakikat’ iddiası içerir. Bu hakikat insanı öyle bir kuşatır ki, insan onunla görür, onunla düşünür, onunla işitir ve onunla hisseder. Hiçbirşeyi onun dışında yorumlayamaz olur! Bunun güzel bir örneği Orphalese halkına giderayak hitâb eden Ermiş’de görülür.
Düşünmeyi Erdeme Kavuşturmak Üzerine Bazı Uslamlamalar
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Şairlerin ve Tüm Vicdan Sahiplerinin Filistin İçin Küresel İntifada Çağrısı
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.