Enikonu ultra-modernist bir dünyada yaşıyoruz. Bazı ünlü sosyal tenkidçilerin elektro-faşist olarak tanımladıkları dağınık, derbeder bir dünyada. Bütün aşırılıkların aç iştahlara sunulduğu ve her toplumsal olgunun en uçlarda yaşandığı, çekingen, aceleci, bayağı ve yıkılgan bir dünyada. Bu dünya, esasen şuurlu bir yaşama iradesinin, yorulmadan ve çok ciddi çabalar göstermeden ortaya konulabileceği bir dünya değildir. Aslına bakarsanız, ölçüsünü ve mantığını kaybetmiş bütün asırların müşterek sıkıntısı da bundan farklı değildir. Genel mânâda bütün insanlık, bıkıp usanmadan hep aynı tecrübeleri yaşasa da; özellikle bugünün insanı, içinde bulunduğu konjonktürde, kapitalizmin özendirici yoğun bir tüketim baskısı, geleneksel anlayışların çok ağır düşen ve bir türlü kaldırılamayan aldatıcılığı ve her türlü sınır ve ahlâk ihlalini yapan koyu bir dünyevileşme içinde, hem kendi tarihsel realitesiyle, hem yaratılışından gelen acelecilik ve insanî zaaflarıyla; iç estetiğinden ve ihtiyaç duyduğu ruhsal derinliğini sağlayacak olan vahyin getirdikleri ile kendi bütünlüğünü tamamlayacak bir enformasyondan uzak düşürülmüştür. İnsanlığı yönlendiren, yöneten ve onu yalnızca hükmedilecek kalabalıklar olarak görenler, hiçbir sosyal ayrıntıyı gözden kaçırmadan, yeni yeni toplumsal şemalar çizmeyi bugün de sürdürüyorlar. “Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın!” (Şuarâ, 151-152) Onların, tamamen aldatma ve sömürü üzerine kurdukları imparatorluğun zaferi, insanların kendi murakabelerini ortaya koyacak kültürel derinliği bir türlü bulamamış olmaları sebebiyle güvenle sürmektedir.
Bu yazının devamı
192. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Giderek yaygınlaşan bir serzeniş var: “Suçlunun yanına kâr kalıyor.” Sokakta, özel sohbetlerde, sosyal medyada hemen her gün, “Nasıl olsa iki gün sonra serbest kalır.” sözü dile getirilir. İnsanlar yalnızca dâvaları değil, trafikteki kural ihlallerini, iş cinayetlerini, nefret söylemlerini, çevre
İslâm’ın temel esaslarından biri olan oruç, ay takviminin dokuzuncu ayı olan Ramazan’da Müslümanların tüm ayı oruçla geçirmesidir. Müslümanlar ve Gayr-ı Müslimler için oldukça mühim olan oruç ayının maksadını doğru kavramak önemlidir çünkü çoğu zaman çok şekilsel olarak oruç tutuyoruz;
Vicdan’ı nasıl tanımlayabiliriz? Onu, iyiyi kötüden ayırt etmeyi sağlayan içsel/fıtrî bir his olarak mı görmeliyiz, yoksa o ‘edinilmiş’ bir şey midir? Bir davranış ile ilgili olarak örneğin “vicdanım elvermiyor” yahut “bu yapılan vicdansızlıktır’ şeklinde
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık …
Aldanmak Öldürür
Enikonu ultra-modernist bir dünyada yaşıyoruz. Bazı ünlü sosyal tenkidçilerin elektro-faşist olarak tanımladıkları dağınık, derbeder bir dünyada. Bütün aşırılıkların aç iştahlara sunulduğu ve her toplumsal olgunun en uçlarda yaşandığı, çekingen, aceleci, bayağı ve yıkılgan bir dünyada. Bu dünya, esasen şuurlu bir yaşama iradesinin, yorulmadan ve çok ciddi çabalar göstermeden ortaya konulabileceği bir dünya değildir. Aslına bakarsanız, ölçüsünü ve mantığını kaybetmiş bütün asırların müşterek sıkıntısı da bundan farklı değildir. Genel mânâda bütün insanlık, bıkıp usanmadan hep aynı tecrübeleri yaşasa da; özellikle bugünün insanı, içinde bulunduğu konjonktürde, kapitalizmin özendirici yoğun bir tüketim baskısı, geleneksel anlayışların çok ağır düşen ve bir türlü kaldırılamayan aldatıcılığı ve her türlü sınır ve ahlâk ihlalini yapan koyu bir dünyevileşme içinde, hem kendi tarihsel realitesiyle, hem yaratılışından gelen acelecilik ve insanî zaaflarıyla; iç estetiğinden ve ihtiyaç duyduğu ruhsal derinliğini sağlayacak olan vahyin getirdikleri ile kendi bütünlüğünü tamamlayacak bir enformasyondan uzak düşürülmüştür. İnsanlığı yönlendiren, yöneten ve onu yalnızca hükmedilecek kalabalıklar olarak görenler, hiçbir sosyal ayrıntıyı gözden kaçırmadan, yeni yeni toplumsal şemalar çizmeyi bugün de sürdürüyorlar. “Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın!” (Şuarâ, 151-152) Onların, tamamen aldatma ve sömürü üzerine kurdukları imparatorluğun zaferi, insanların kendi murakabelerini ortaya koyacak kültürel derinliği bir türlü bulamamış olmaları sebebiyle güvenle sürmektedir.
Bu yazının devamı 192. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İdeal Olan Hukuk İle Vicdani Olanın Örtüşmesidir
Giderek yaygınlaşan bir serzeniş var: “Suçlunun yanına kâr kalıyor.” Sokakta, özel sohbetlerde, sosyal medyada hemen her gün, “Nasıl olsa iki gün sonra serbest kalır.” sözü dile getirilir. İnsanlar yalnızca dâvaları değil, trafikteki kural ihlallerini, iş cinayetlerini, nefret söylemlerini, çevre
Oruç Hakikati
İslâm’ın temel esaslarından biri olan oruç, ay takviminin dokuzuncu ayı olan Ramazan’da Müslümanların tüm ayı oruçla geçirmesidir. Müslümanlar ve Gayr-ı Müslimler için oldukça mühim olan oruç ayının maksadını doğru kavramak önemlidir çünkü çoğu zaman çok şekilsel olarak oruç tutuyoruz;
Vicdan Körelmesi’ Hayra Alamet Değildir!
Vicdan’ı nasıl tanımlayabiliriz? Onu, iyiyi kötüden ayırt etmeyi sağlayan içsel/fıtrî bir his olarak mı görmeliyiz, yoksa o ‘edinilmiş’ bir şey midir? Bir davranış ile ilgili olarak örneğin “vicdanım elvermiyor” yahut “bu yapılan vicdansızlıktır’ şeklinde
Ötekileştirme Ve Göç Sorunu
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Silinmemiş Bir Hayâl’in Adı: Bektaş
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.