Enikonu ultra-modernist bir dünyada yaşıyoruz. Bazı ünlü sosyal tenkidçilerin elektro-faşist olarak tanımladıkları dağınık, derbeder bir dünyada. Bütün aşırılıkların aç iştahlara sunulduğu ve her toplumsal olgunun en uçlarda yaşandığı, çekingen, aceleci, bayağı ve yıkılgan bir dünyada. Bu dünya, esasen şuurlu bir yaşama iradesinin, yorulmadan ve çok ciddi çabalar göstermeden ortaya konulabileceği bir dünya değildir. Aslına bakarsanız, ölçüsünü ve mantığını kaybetmiş bütün asırların müşterek sıkıntısı da bundan farklı değildir. Genel mânâda bütün insanlık, bıkıp usanmadan hep aynı tecrübeleri yaşasa da; özellikle bugünün insanı, içinde bulunduğu konjonktürde, kapitalizmin özendirici yoğun bir tüketim baskısı, geleneksel anlayışların çok ağır düşen ve bir türlü kaldırılamayan aldatıcılığı ve her türlü sınır ve ahlâk ihlalini yapan koyu bir dünyevileşme içinde, hem kendi tarihsel realitesiyle, hem yaratılışından gelen acelecilik ve insanî zaaflarıyla; iç estetiğinden ve ihtiyaç duyduğu ruhsal derinliğini sağlayacak olan vahyin getirdikleri ile kendi bütünlüğünü tamamlayacak bir enformasyondan uzak düşürülmüştür. İnsanlığı yönlendiren, yöneten ve onu yalnızca hükmedilecek kalabalıklar olarak görenler, hiçbir sosyal ayrıntıyı gözden kaçırmadan, yeni yeni toplumsal şemalar çizmeyi bugün de sürdürüyorlar. “Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın!” (Şuarâ, 151-152) Onların, tamamen aldatma ve sömürü üzerine kurdukları imparatorluğun zaferi, insanların kendi murakabelerini ortaya koyacak kültürel derinliği bir türlü bulamamış olmaları sebebiyle güvenle sürmektedir.
Bu yazının devamı
192. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Gözetim, 18. yüzyılda, fizikî sınırların, duvarların, kamu mekânlarının ve şehrin bir kısmını içeren ve düzenin sağlanması için iktidara “güç” kazandıran panoptikonlar aracılığıyla sağlanmaktayken; 21. yüzyılda, Bauman’ın dediği gibi, sınırları olmayan, akışkan ve bireysel düzlemde mikropanoptikonlar yani akıllı cihazlarla dijital olarak sağlanmaktadır. Artık insanın sadece rasyonelliği değil irrasyonelliği de çeşitli denetim mekanizmalarının, gözetim teknolojilerinin boyunduruğu altındadır.
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
Her kitap okuyucuyu bilgilendirmek ve yönlendirmek için yazılır. Yüce Allah’ın tarih boyunca bütün toplumlara kendi dilleriyle gönderdiği vahiyler de insanların bilgi ve kapasitelerine göre anlayacakları kitaplar olup
Müzik, sesin bestelenip icra edilen ve böylelikle üretilip tüketilen bir kültür öğesinden ziyade, üzerinde felsefi düşüncelerin kabuk bağladığı, aynı zamanda kültürel, sosyolojik, psikolojik, siyasal ve ekonomik bağlamları olan bir fenomendir.
Aldanmak Öldürür
Enikonu ultra-modernist bir dünyada yaşıyoruz. Bazı ünlü sosyal tenkidçilerin elektro-faşist olarak tanımladıkları dağınık, derbeder bir dünyada. Bütün aşırılıkların aç iştahlara sunulduğu ve her toplumsal olgunun en uçlarda yaşandığı, çekingen, aceleci, bayağı ve yıkılgan bir dünyada. Bu dünya, esasen şuurlu bir yaşama iradesinin, yorulmadan ve çok ciddi çabalar göstermeden ortaya konulabileceği bir dünya değildir. Aslına bakarsanız, ölçüsünü ve mantığını kaybetmiş bütün asırların müşterek sıkıntısı da bundan farklı değildir. Genel mânâda bütün insanlık, bıkıp usanmadan hep aynı tecrübeleri yaşasa da; özellikle bugünün insanı, içinde bulunduğu konjonktürde, kapitalizmin özendirici yoğun bir tüketim baskısı, geleneksel anlayışların çok ağır düşen ve bir türlü kaldırılamayan aldatıcılığı ve her türlü sınır ve ahlâk ihlalini yapan koyu bir dünyevileşme içinde, hem kendi tarihsel realitesiyle, hem yaratılışından gelen acelecilik ve insanî zaaflarıyla; iç estetiğinden ve ihtiyaç duyduğu ruhsal derinliğini sağlayacak olan vahyin getirdikleri ile kendi bütünlüğünü tamamlayacak bir enformasyondan uzak düşürülmüştür. İnsanlığı yönlendiren, yöneten ve onu yalnızca hükmedilecek kalabalıklar olarak görenler, hiçbir sosyal ayrıntıyı gözden kaçırmadan, yeni yeni toplumsal şemalar çizmeyi bugün de sürdürüyorlar. “Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın!” (Şuarâ, 151-152) Onların, tamamen aldatma ve sömürü üzerine kurdukları imparatorluğun zaferi, insanların kendi murakabelerini ortaya koyacak kültürel derinliği bir türlü bulamamış olmaları sebebiyle güvenle sürmektedir.
Bu yazının devamı 192. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Panoptikon ve Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı
Gözetim, 18. yüzyılda, fizikî sınırların, duvarların, kamu mekânlarının ve şehrin bir kısmını içeren ve düzenin sağlanması için iktidara “güç” kazandıran panoptikonlar aracılığıyla sağlanmaktayken; 21. yüzyılda, Bauman’ın dediği gibi, sınırları olmayan, akışkan ve bireysel düzlemde mikropanoptikonlar yani akıllı cihazlarla dijital olarak sağlanmaktadır. Artık insanın sadece rasyonelliği değil irrasyonelliği de çeşitli denetim mekanizmalarının, gözetim teknolojilerinin boyunduruğu altındadır.
Eleştiri, Bize Yabancı Bir Mefhum..
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Ölen Kim’dir
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
Kur’an’ı Herkes Anlayabilir Ama Nasıl?
Her kitap okuyucuyu bilgilendirmek ve yönlendirmek için yazılır. Yüce Allah’ın tarih boyunca bütün toplumlara kendi dilleriyle gönderdiği vahiyler de insanların bilgi ve kapasitelerine göre anlayacakları kitaplar olup
Müzik Üzerine Değiniler
Müzik, sesin bestelenip icra edilen ve böylelikle üretilip tüketilen bir kültür öğesinden ziyade, üzerinde felsefi düşüncelerin kabuk bağladığı, aynı zamanda kültürel, sosyolojik, psikolojik, siyasal ve ekonomik bağlamları olan bir fenomendir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.