İnsanın davranışını, karakterini, başarısını, kısaca hayatının tamamını etkileyen en temel iki unsurdan biri doğuştan gelen yetenekleri, diğeri de eğitimle sonradan kazandıklarıdır. Bilgi ve yetenek bir güçtür ve bu güç doğruya, iyiye eğitimle yönlendirilebilir ancak. Genel anlamıyla eğitim insan hayatındaki farklı disiplinleri bir düzene sokan, hayat boyu kalıcı davranış değişikliklerine neden olan işlevsel bir süreçtir.
Kant’a göre, insanda doğuştan gelen yetenekler eğitimle gelişirler; yani, insan ancak eğitim sayesinde insan olacağından, insanları mükemmellik özelliğine ulaştırmak eğitimin yüklendiği görev olmalıdır. Spencer’e göre, insan, eğitimin sonunda çok iyi hayat koşullarını elde edebilmelidir. Emile Durkheim eğitimi tanımlarken, “Doğanın, sosyal kurumların ve diğer insanların zekâmız veya irademiz üzerinde uygulamaya muktedir oldukları etkilerdir.” der.
Şu sorular akla gelebilir: Önemli olan nedir? Para kazanmak mı, şöhret olmak mı, bilgi edinmek mi, kariyer mi? Eğitimden beklenen nedir? Bir etiket sahibi olmak eğitimin hedefleri arasında olabilir mi? İnsan niçin eğitilir? Diploma sahibi olmak yeterli midir?
Herkes bir birey olarak bir aileye, bir akraba grubuna ve bir topluma aittir. Bu toplulukların beraberce ve huzur içinde yaşayabilmeleri için birtakım kurallar vardır. Her bir topluluk kendi kurallarını koyar ve bireyler bu kurallara uyarlar. En üstte dinî değerler vardır. Herkes hassasiyeti oranında dininin gereklerini yerine getirir. Toplum kuralları dinin değerlerine aykırı olmadığı sürece, birlikte yaşamanın gereği olarak bu kurallara da uyulur. Her ailenin de kendince koyduğu birtakım kuralları vardır. Aile bireyleri ancak bu kurallara uyulduğu takdirde bir arada ve huzurlu yaşayabilirler.
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
“Senin asrında yaşamadığım için üzgünüm ey Muhammed! Öğreteni ve neşredeni olduğun bu kitap, senin sözlerin değildir. Bunun Allah’tan geldiğini inkâr etmek, mevcut ilimlerin yanlışlığını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için insanlık, senin gibi seçilmiş bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben huzuru muhabbetinde kemal-i hürmetle eğilirim.” Otto Von Bismarck.
Neden geçinemeyiz? Öncelikle geçimsizliğin çoğunlukla hangi alanlarda olduğuna bakalım. Para, mal, mülk, iktidar, şan şöhret, aile, sevgi vb. Tüm saydıklarım sanki iki ortak noktada birleşiyor. Sahiplenme duygusu ve ego.
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Eğitimden Beklenen Nedir?
İnsanın davranışını, karakterini, başarısını, kısaca hayatının tamamını etkileyen en temel iki unsurdan biri doğuştan gelen yetenekleri, diğeri de eğitimle sonradan kazandıklarıdır. Bilgi ve yetenek bir güçtür ve bu güç doğruya, iyiye eğitimle yönlendirilebilir ancak. Genel anlamıyla eğitim insan hayatındaki farklı disiplinleri bir düzene sokan, hayat boyu kalıcı davranış değişikliklerine neden olan işlevsel bir süreçtir.
Kant’a göre, insanda doğuştan gelen yetenekler eğitimle gelişirler; yani, insan ancak eğitim sayesinde insan olacağından, insanları mükemmellik özelliğine ulaştırmak eğitimin yüklendiği görev olmalıdır. Spencer’e göre, insan, eğitimin sonunda çok iyi hayat koşullarını elde edebilmelidir. Emile Durkheim eğitimi tanımlarken, “Doğanın, sosyal kurumların ve diğer insanların zekâmız veya irademiz üzerinde uygulamaya muktedir oldukları etkilerdir.” der.
Şu sorular akla gelebilir: Önemli olan nedir? Para kazanmak mı, şöhret olmak mı, bilgi edinmek mi, kariyer mi? Eğitimden beklenen nedir? Bir etiket sahibi olmak eğitimin hedefleri arasında olabilir mi? İnsan niçin eğitilir? Diploma sahibi olmak yeterli midir?
Bu yazının devamı 192. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
192. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Din, Toplum ve Aile Kuralları – Özgürlüğün sınırı –
Herkes bir birey olarak bir aileye, bir akraba grubuna ve bir topluma aittir. Bu toplulukların beraberce ve huzur içinde yaşayabilmeleri için birtakım kurallar vardır. Her bir topluluk kendi kurallarını koyar ve bireyler bu kurallara uyarlar. En üstte dinî değerler vardır. Herkes hassasiyeti oranında dininin gereklerini yerine getirir. Toplum kuralları dinin değerlerine aykırı olmadığı sürece, birlikte yaşamanın gereği olarak bu kurallara da uyulur. Her ailenin de kendince koyduğu birtakım kuralları vardır. Aile bireyleri ancak bu kurallara uyulduğu takdirde bir arada ve huzurlu yaşayabilirler.
Mektup XIII
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
“Çün Okudun Bilmezsin Ha Bir Kuru Emektir”
“Senin asrında yaşamadığım için üzgünüm ey Muhammed! Öğreteni ve neşredeni olduğun bu kitap, senin sözlerin değildir. Bunun Allah’tan geldiğini inkâr etmek, mevcut ilimlerin yanlışlığını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için insanlık, senin gibi seçilmiş bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben huzuru muhabbetinde kemal-i hürmetle eğilirim.” Otto Von Bismarck.
Geçimsizliğin Sebepleri Ve Öngörülen Çıkış Yolları
Neden geçinemeyiz? Öncelikle geçimsizliğin çoğunlukla hangi alanlarda olduğuna bakalım. Para, mal, mülk, iktidar, şan şöhret, aile, sevgi vb. Tüm saydıklarım sanki iki ortak noktada birleşiyor. Sahiplenme duygusu ve ego.
Entelektüel Bir Haslet Olarak Eleştirellik
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Alışverişe devam et