Bu topraklarda varlığına anlam bulmuş bizler, itiraf edelim ki anlamımızı unuttuk. Kendimizi unuttuk, dünyamızı unuttuk, unutulması gereken her şeyi unuttuk. Ama unutulması gerekenlere biz karar vermedik. Bunu da unuttuk. Niçin unuttuğumuzu da unuttuk. Ama belki de en vahim olanı şu oldu: Neyi unuttuğumuzu unuttuk. Unutulan şeyler bir gün tekrar hatırlanabilir. Bunun için neyi unuttuğumuzu bilmemiz yeterlidir. Ama neyi unuttuğumuzu unuttuysak işte bu en vahim, en acımasız olanı budur. Bu metin unuttuklarımıza dairdir. Ama unuttuklarımızı hatırlamak gibi zor bir işin üstesinden gelemediğinin/gelemeyeceğinin de farkındadır. Bundan acı çekmektedir. Muvaffak olabilirse niyeti, neyi unuttuğumuzun unutuluşuna dair bir tezkire olmaya çalışmaktan ibarettir.
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir. Maarif, kökü itibariyle tanıma, anlama, fark etme demektir. Saf anlamıyla epistemik bir duruma işaret etmez. Epistemik durumda karşınızdaki nesne ile aranızda epistemik cehalet, epistemik bilgiler sayesinde ortadan kalkabilir. Bilmek bu anlamda hakkında bilginizin olmadığı şey hakkında bilgi sahibi olmaktır. Ama maarif öyle mi?
Muhafazakâr düşünceler ise toplumları edilgenleştirir, sıradanlaştırır, kimliksizleştirir ve donuklaştırır. Siyasal yönetimler bu zaaflardan yararlanarak halkları rahatlıkla sömürebilir, yolsuzluklarını ve keyfi yönetimlerini sürdürebilirler. Bazen sırtları sıvazlanarak…
İsrail’in “sınırları belli olmayan bir devlet” olarak 1948’den bu yana Filistin topraklarını işgal ederek sürekli genişlemesini ve daha fazlasını anlamak için Talmudist-Rabbinik Yahudi eskatolojisini anlamak gerekiyor.
Giderek yaygınlaşan bir serzeniş var: “Suçlunun yanına kâr kalıyor.” Sokakta, özel sohbetlerde, sosyal medyada hemen her gün, “Nasıl olsa iki gün sonra serbest kalır.” sözü dile getirilir. İnsanlar yalnızca dâvaları değil, trafikteki kural ihlallerini, iş cinayetlerini, nefret söylemlerini, çevre
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
Gönül Maarifi ve Maarifin Gönlü: Bir Mukaddime Teşebbüsü
Takdim
Bu topraklarda varlığına anlam bulmuş bizler, itiraf edelim ki anlamımızı unuttuk. Kendimizi unuttuk, dünyamızı unuttuk, unutulması gereken her şeyi unuttuk. Ama unutulması gerekenlere biz karar vermedik. Bunu da unuttuk. Niçin unuttuğumuzu da unuttuk. Ama belki de en vahim olanı şu oldu: Neyi unuttuğumuzu unuttuk. Unutulan şeyler bir gün tekrar hatırlanabilir. Bunun için neyi unuttuğumuzu bilmemiz yeterlidir. Ama neyi unuttuğumuzu unuttuysak işte bu en vahim, en acımasız olanı budur. Bu metin unuttuklarımıza dairdir. Ama unuttuklarımızı hatırlamak gibi zor bir işin üstesinden gelemediğinin/gelemeyeceğinin de farkındadır. Bundan acı çekmektedir. Muvaffak olabilirse niyeti, neyi unuttuğumuzun unutuluşuna dair bir tezkire olmaya çalışmaktan ibarettir.
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir. Maarif, kökü itibariyle tanıma, anlama, fark etme demektir. Saf anlamıyla epistemik bir duruma işaret etmez. Epistemik durumda karşınızdaki nesne ile aranızda epistemik cehalet, epistemik bilgiler sayesinde ortadan kalkabilir. Bilmek bu anlamda hakkında bilginizin olmadığı şey hakkında bilgi sahibi olmaktır. Ama maarif öyle mi?
Bu yazının devamı 192. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
192. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
E. W. Saıd ve Filistin’ in Kayıp Halkası: Self Determinasyon
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
Bir ben, gençliğin yüreğiyim her daim,
Yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.
İslam’ı Sömürgeci Zihnin Sermayesi Kılmak
Muhafazakâr düşünceler ise toplumları edilgenleştirir, sıradanlaştırır, kimliksizleştirir ve donuklaştırır. Siyasal yönetimler bu zaaflardan yararlanarak halkları rahatlıkla sömürebilir, yolsuzluklarını ve keyfi yönetimlerini sürdürebilirler. Bazen sırtları sıvazlanarak…
İsrail’i Nasıl Mağlup Ederiz?
İsrail’in “sınırları belli olmayan bir devlet” olarak 1948’den bu yana Filistin topraklarını işgal ederek sürekli genişlemesini ve daha fazlasını anlamak için Talmudist-Rabbinik Yahudi eskatolojisini anlamak gerekiyor.
İdeal Olan Hukuk İle Vicdani Olanın Örtüşmesidir
Giderek yaygınlaşan bir serzeniş var: “Suçlunun yanına kâr kalıyor.” Sokakta, özel sohbetlerde, sosyal medyada hemen her gün, “Nasıl olsa iki gün sonra serbest kalır.” sözü dile getirilir. İnsanlar yalnızca dâvaları değil, trafikteki kural ihlallerini, iş cinayetlerini, nefret söylemlerini, çevre
Palyatif ve Yorgun Toplumların Palyatif ve Yorgun Filozofları
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
Alışverişe devam et