Bu topraklarda varlığına anlam bulmuş bizler, itiraf edelim ki anlamımızı unuttuk. Kendimizi unuttuk, dünyamızı unuttuk, unutulması gereken her şeyi unuttuk. Ama unutulması gerekenlere biz karar vermedik. Bunu da unuttuk. Niçin unuttuğumuzu da unuttuk. Ama belki de en vahim olanı şu oldu: Neyi unuttuğumuzu unuttuk. Unutulan şeyler bir gün tekrar hatırlanabilir. Bunun için neyi unuttuğumuzu bilmemiz yeterlidir. Ama neyi unuttuğumuzu unuttuysak işte bu en vahim, en acımasız olanı budur. Bu metin unuttuklarımıza dairdir. Ama unuttuklarımızı hatırlamak gibi zor bir işin üstesinden gelemediğinin/gelemeyeceğinin de farkındadır. Bundan acı çekmektedir. Muvaffak olabilirse niyeti, neyi unuttuğumuzun unutuluşuna dair bir tezkire olmaya çalışmaktan ibarettir.
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir. Maarif, kökü itibariyle tanıma, anlama, fark etme demektir. Saf anlamıyla epistemik bir duruma işaret etmez. Epistemik durumda karşınızdaki nesne ile aranızda epistemik cehalet, epistemik bilgiler sayesinde ortadan kalkabilir. Bilmek bu anlamda hakkında bilginizin olmadığı şey hakkında bilgi sahibi olmaktır. Ama maarif öyle mi?
Bu yazının devamı
192. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Fransız Profesör Jean Maisonneuve, bedenin yüceltilerek hayatın odağına yerleştirildiğini, ego tarafından yönetilen bir dünyada kişilerin yetkinliğinin bedenlerinin sınırlarıyla tanımlandığını, çağın salgını olan narsizmin Yunan mitolojisinden bilinen “kendine âşık olma” halinden farklı olduğunu;
Tövbe bir özgürlük manifestosudur.
İçsel bir bildiridir. Kişinin kendi iç aleminde kendisine verdiği bir manifestodur. Günah yüklerinden, hataların ağırlığından özgürleşmenin bildirisidir.
Tövbe, bir şeyden geri dönmek, dönüş yapmak, yönelmek demektir. Hatalardan, günahlardan dönerek Allah’a yönelişin eylemsel bir ifadesidir.
Tövbe, kişinin kendisini değerlendirme eylemidir. Tövbe, söylem ve eylemlerin objektif bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Öyle ki kişinin kendisiyle karşılaşması ve kendisinin tüm yanlışlarını ortaya koyarak doğruya yönelebilme cesaretidir.
Tarih boyunca birbirine muhalif birçok kesim tarafından övülen ve sahip çıkılan bir kavramı tartışmaya açalım; ‘Hukukun üstünlüğü’. Aristo’ya kadar götürebileceğimiz yazınsal tartışmalarda hukukun üstünlüğü söylemi ilginç bir şekilde her kesim tarafından olumlanmış bir kavramdır.
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
İslam’a göre tevhid olmadan, vahye dayanmadan bütüncül ve sahici adaletin sağlanması mümkün değildir. Adalet; hikmet, şecaat ve iffet faziletlerinin gerçekleşmesi ile kazanılan ve bunların üçünü de içine alan dördüncü temel fazilettir,
Gönül Maarifi ve Maarifin Gönlü: Bir Mukaddime Teşebbüsü
Takdim
Bu topraklarda varlığına anlam bulmuş bizler, itiraf edelim ki anlamımızı unuttuk. Kendimizi unuttuk, dünyamızı unuttuk, unutulması gereken her şeyi unuttuk. Ama unutulması gerekenlere biz karar vermedik. Bunu da unuttuk. Niçin unuttuğumuzu da unuttuk. Ama belki de en vahim olanı şu oldu: Neyi unuttuğumuzu unuttuk. Unutulan şeyler bir gün tekrar hatırlanabilir. Bunun için neyi unuttuğumuzu bilmemiz yeterlidir. Ama neyi unuttuğumuzu unuttuysak işte bu en vahim, en acımasız olanı budur. Bu metin unuttuklarımıza dairdir. Ama unuttuklarımızı hatırlamak gibi zor bir işin üstesinden gelemediğinin/gelemeyeceğinin de farkındadır. Bundan acı çekmektedir. Muvaffak olabilirse niyeti, neyi unuttuğumuzun unutuluşuna dair bir tezkire olmaya çalışmaktan ibarettir.
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir. Maarif, kökü itibariyle tanıma, anlama, fark etme demektir. Saf anlamıyla epistemik bir duruma işaret etmez. Epistemik durumda karşınızdaki nesne ile aranızda epistemik cehalet, epistemik bilgiler sayesinde ortadan kalkabilir. Bilmek bu anlamda hakkında bilginizin olmadığı şey hakkında bilgi sahibi olmaktır. Ama maarif öyle mi?
Bu yazının devamı 192. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bedene Yapılan Her Müdahale Ruhta Bir İz Bırakır
Fransız Profesör Jean Maisonneuve, bedenin yüceltilerek hayatın odağına yerleştirildiğini, ego tarafından yönetilen bir dünyada kişilerin yetkinliğinin bedenlerinin sınırlarıyla tanımlandığını, çağın salgını olan narsizmin Yunan mitolojisinden bilinen “kendine âşık olma” halinden farklı olduğunu;
Özgürlük Manifestosu
Tövbe bir özgürlük manifestosudur.
İçsel bir bildiridir. Kişinin kendi iç aleminde kendisine verdiği bir manifestodur. Günah yüklerinden, hataların ağırlığından özgürleşmenin bildirisidir.
Tövbe, bir şeyden geri dönmek, dönüş yapmak, yönelmek demektir. Hatalardan, günahlardan dönerek Allah’a yönelişin eylemsel bir ifadesidir.
Tövbe, kişinin kendisini değerlendirme eylemidir. Tövbe, söylem ve eylemlerin objektif bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Öyle ki kişinin kendisiyle karşılaşması ve kendisinin tüm yanlışlarını ortaya koyarak doğruya yönelebilme cesaretidir.
Hukukun Üstünlüğü Bir Safsatadan mı İbaret?
Tarih boyunca birbirine muhalif birçok kesim tarafından övülen ve sahip çıkılan bir kavramı tartışmaya açalım; ‘Hukukun üstünlüğü’. Aristo’ya kadar götürebileceğimiz yazınsal tartışmalarda hukukun üstünlüğü söylemi ilginç bir şekilde her kesim tarafından olumlanmış bir kavramdır.
Ölen Kim’dir
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
İnsan Odaklı Bir Yönetim Anlayışı
İslam’a göre tevhid olmadan, vahye dayanmadan bütüncül ve sahici adaletin sağlanması mümkün değildir. Adalet; hikmet, şecaat ve iffet faziletlerinin gerçekleşmesi ile kazanılan ve bunların üçünü de içine alan dördüncü temel fazilettir,
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.