Oruç, bir tevhîd ayrıcalığıdır. Sadece mü’minlere özgüdür oruç. Sadece mü’minlere ayrıcalıktır savm. Tıpkı salâtın, haccın, zekâtın, cihâdın da bir ayrıcalık olduğu gibi.
Sözü baştan almak gerekirse, İslâm bir ayrıcalıktır. Müslim seçkin kişidir. Allah katındaki yeri oldukça mûtenadır mü’minin. İslâm, yegâne İlâh’ın, âlemlerin rabbi, eşsiz-benzersiz Allah’ın, eşsiz benzersiz dinidir. İslâm’a dâhil olmak, müslimler sınıfına mensup olmak hayatın en büyük saadetidir. Bu saadetin başka örneği de yoktur.
‘Evrensel’ sözcüğüne mütenasip bir kelime arayacak olursak, işte onun ta kendisi olan ilk insandan günümüze süre gelen İslâm ümmetinin bir ferdi olmak tam bir ayrıcalıktır. Ama bu, sürünün bir parçası olmak demek değildir. İslâm ümmetinin bir ferdi olmak demek, İbrahim Resûlullah (sav) gibi, İslâm ümmetinin bütün renklerini, bütün kokusunu, bütün nakışını, bütün vakarını muhtevi olmak demektir. Öyle ki ‘ümmet’ tarihte sürgüne gitmiş bile olsa, o, tek başına ümmetin yerini doldurabilmelidir. İbrahim gibi bir ümmet olmayan bir ‘müslim’, adı ne kadar öyle ise de, kendisi sadece bir karaltıdır; istatistiklerde kendine yer bulan sayısal bir ‘veri’dir.
Bu yazının devamı
180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İyilik postunda açık, aleni kötülük yapılmaktadır:
Çünkü iyinin ölçütü, kapitalist düzende “refah ve huzur” içinde yaşayabilmek, yeryüzünde cenneti kurmak olarak belirlenmiştir…
Çünkü iyilik, ölümden ve ölüme hazırlayacak olan her türlü ilkeden arınmak olarak tanımlanmıştır…
Çünkü iyilik, bilinmeyen zamana ve tahmin edilemeyen bedele teslim edilemeyecek kadar mülk edinilmiştir…
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Görüleceği gibi Ahbârîler, şer’î hükmün zann-ı galibe dayalı olmasını reddetmişlerdir. Onlara göre şer’î hüküm yalnızca nassa dayanmalıdır. Nas ise nefsu’l-emre(şeyin kendindeliğine/hakikatine) uygun düşen rivayetlerdir. Masum İmamlardan nakledilen rivayetler nefsu’l-emre uygun düştüğü için asıl delil Kur’ân ve İmamlardan gelen hadislerdir.
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Oruç Bir Ayrıcalıktır
Oruç, bir tevhîd ayrıcalığıdır. Sadece mü’minlere özgüdür oruç. Sadece mü’minlere ayrıcalıktır savm. Tıpkı salâtın, haccın, zekâtın, cihâdın da bir ayrıcalık olduğu gibi.
Sözü baştan almak gerekirse, İslâm bir ayrıcalıktır. Müslim seçkin kişidir. Allah katındaki yeri oldukça mûtenadır mü’minin. İslâm, yegâne İlâh’ın, âlemlerin rabbi, eşsiz-benzersiz Allah’ın, eşsiz benzersiz dinidir. İslâm’a dâhil olmak, müslimler sınıfına mensup olmak hayatın en büyük saadetidir. Bu saadetin başka örneği de yoktur.
‘Evrensel’ sözcüğüne mütenasip bir kelime arayacak olursak, işte onun ta kendisi olan ilk insandan günümüze süre gelen İslâm ümmetinin bir ferdi olmak tam bir ayrıcalıktır. Ama bu, sürünün bir parçası olmak demek değildir. İslâm ümmetinin bir ferdi olmak demek, İbrahim Resûlullah (sav) gibi, İslâm ümmetinin bütün renklerini, bütün kokusunu, bütün nakışını, bütün vakarını muhtevi olmak demektir. Öyle ki ‘ümmet’ tarihte sürgüne gitmiş bile olsa, o, tek başına ümmetin yerini doldurabilmelidir. İbrahim gibi bir ümmet olmayan bir ‘müslim’, adı ne kadar öyle ise de, kendisi sadece bir karaltıdır; istatistiklerde kendine yer bulan sayısal bir ‘veri’dir.
Bu yazının devamı 180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bu Dünyada Yeteri Kadar Acı Yok mu?
İyilik postunda açık, aleni kötülük yapılmaktadır:
Çünkü iyinin ölçütü, kapitalist düzende “refah ve huzur” içinde yaşayabilmek, yeryüzünde cenneti kurmak olarak belirlenmiştir…
Çünkü iyilik, ölümden ve ölüme hazırlayacak olan her türlü ilkeden arınmak olarak tanımlanmıştır…
Çünkü iyilik, bilinmeyen zamana ve tahmin edilemeyen bedele teslim edilemeyecek kadar mülk edinilmiştir…
Diplomatik Tavır: İlkesiz İlişkiler
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Şii Fıkıh Geleneğinde İctihadın Anlam Değişimi ve kabulü: Masum İmamlara Rağmen İctihad Mümkün mü?
Görüleceği gibi Ahbârîler, şer’î hükmün zann-ı galibe dayalı olmasını reddetmişlerdir. Onlara göre şer’î hüküm yalnızca nassa dayanmalıdır. Nas ise nefsu’l-emre(şeyin kendindeliğine/hakikatine) uygun düşen rivayetlerdir. Masum İmamlardan nakledilen rivayetler nefsu’l-emre uygun düştüğü için asıl delil Kur’ân ve İmamlardan gelen hadislerdir.
Algoritmik Değnekler ve Firavun’un Saltanatı: Dijital Dünyanın Yönettiği Manipülatif Krallık
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Eleştiri, Bize Yabancı Bir Mefhum..
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.