Anlamaya değil, yaftalamaya; iletişim kurmaya değil, tezahürat yapmaya teşne olduğumuz şu dünyada ne büyük fırsatlar kaçırıyoruz bir bilsek. Kim bilir, ötelediğimiz kişiler, toplumlar, milletler, tersinden kalkıp aynaya özensiz bakmamız sonucu görüp irkildiğimiz kendi aksimizden başka bir şey değil.
Medeniyet dünyalarına da yapacağımızı yapıyor, cetvelle ölçüp ortadan ayırıyoruz; doğu ve batı diye. Çok farklı tecrübelerle farklı yerlere savrulduğumuz doğru ama dikkatli bakarsak bizi yanaştıracak teyeller yerli yerinde.
İlahi yasayla bozuşmuş, köprüleri yıkmış, gemileri yakmış olanlar, yerine insani yasalar getirip devam ettiler yola. İnsani dedikleri yasanın insanı dışlaması pek çabuk oldu. Dört ayaklılar iyi, iki ayaklılar kötü deseler ona bile sempatiyle bakabilecekken, “sen biraz fazla kavrulmuşsun, insan değilsin anladık ama hangi canlısın bilemedik” lisan-ı halleri, birilerinin topraklarını uçsuz bucaksız kılmak, her köşeye endüstriyel canavarlar dikmek dışında ne işimize yaradı, onu da biz bilemedik.
İlahi yasaya hürmetimiz sonsuz diye diye gerisin geri sıvışanlar daha mı iyi yaptı peki? Gönüllerinde esamisi okunmayanı, görünürde kaldırmadılar. Kendince konuşanı yuhalayıp beride zehirli bencilliklerini tahkim ettiler. Gene üç beş kişi yükte ve pahada ağır çekti, içleri tam takır kuru bakırsa ne olmuş!
Bu yazının devamı
210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Sağ-sol kavgasının okullarda, öğretmen ve öğrencilerde zirvede olduğu yıllar. Farklı sınıflardan birkaç arkadaşla hararetle, az bir bilgi ama samimiyetle İslam’ı savunduğumuz lise yıllarımın başları.
Peki, gerçekte sanat olan, sanatlı olan sadece sonbahar mıdır? Kar tanelerinin yere inişi, yağmurun şıkırtısı, ağaçların çiçeklenişi daha mı az heyecan verir insana? Mevsimler, insanlar, ağaçlar, kuşlar ve yaratılmış olan her bir ‘’şey’’ hikmetle bakıldığında kendi başına bir sanat, kendi başına şaheser değil midir?
Evden çocuk sesi gelmiyor işrak vaktinden kerahet vaktine kadar. Her sabah kolunun arasına sıkıştırdığı oyuncak tavşanın kulaklarını merdivenlere değdirerek bir bir iniyor basamakları çocuk. Rengârenk ufak bir çantası var sırtında.
Bay Şavşan ve Basit’in Karmakarışık Oyunları
Anlamaya değil, yaftalamaya; iletişim kurmaya değil, tezahürat yapmaya teşne olduğumuz şu dünyada ne büyük fırsatlar kaçırıyoruz bir bilsek. Kim bilir, ötelediğimiz kişiler, toplumlar, milletler, tersinden kalkıp aynaya özensiz bakmamız sonucu görüp irkildiğimiz kendi aksimizden başka bir şey değil.
Medeniyet dünyalarına da yapacağımızı yapıyor, cetvelle ölçüp ortadan ayırıyoruz; doğu ve batı diye. Çok farklı tecrübelerle farklı yerlere savrulduğumuz doğru ama dikkatli bakarsak bizi yanaştıracak teyeller yerli yerinde.
İlahi yasayla bozuşmuş, köprüleri yıkmış, gemileri yakmış olanlar, yerine insani yasalar getirip devam ettiler yola. İnsani dedikleri yasanın insanı dışlaması pek çabuk oldu. Dört ayaklılar iyi, iki ayaklılar kötü deseler ona bile sempatiyle bakabilecekken, “sen biraz fazla kavrulmuşsun, insan değilsin anladık ama hangi canlısın bilemedik” lisan-ı halleri, birilerinin topraklarını uçsuz bucaksız kılmak, her köşeye endüstriyel canavarlar dikmek dışında ne işimize yaradı, onu da biz bilemedik.
İlahi yasaya hürmetimiz sonsuz diye diye gerisin geri sıvışanlar daha mı iyi yaptı peki? Gönüllerinde esamisi okunmayanı, görünürde kaldırmadılar. Kendince konuşanı yuhalayıp beride zehirli bencilliklerini tahkim ettiler. Gene üç beş kişi yükte ve pahada ağır çekti, içleri tam takır kuru bakırsa ne olmuş!
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İnsanları “İyi” Yapan Değerlerin Görmezden Gelinmesi
Sağ-sol kavgasının okullarda, öğretmen ve öğrencilerde zirvede olduğu yıllar. Farklı sınıflardan birkaç arkadaşla hararetle, az bir bilgi ama samimiyetle İslam’ı savunduğumuz lise yıllarımın başları.
Övdüklerimizden Ne Kaldı?
Masal dinlerdik, dededen, büyükanneden, kıssadan hisse çıkarmaya; “bir varmış bir yokmuş” sevdasına aşılanırdık fark etmeden. Şimdilerde subliminal mesajlarla nitelendirilen, akla ayar verme kavramını gayri ihtiyari büyüklerimiz de tecrübe etmişlerdi.
Sanat Bizim Neyimiz Olur?
Peki, gerçekte sanat olan, sanatlı olan sadece sonbahar mıdır? Kar tanelerinin yere inişi, yağmurun şıkırtısı, ağaçların çiçeklenişi daha mı az heyecan verir insana? Mevsimler, insanlar, ağaçlar, kuşlar ve yaratılmış olan her bir ‘’şey’’ hikmetle bakıldığında kendi başına bir sanat, kendi başına şaheser değil midir?
Mafima’ya Mektuplar
Şimdi karşında uykusuzluk abidesi
Ren geyiğine binmiş
Umut arayışında.
Anne kendime benziyor muyum?
Evden çocuk sesi gelmiyor işrak vaktinden kerahet vaktine kadar. Her sabah kolunun arasına sıkıştırdığı oyuncak tavşanın kulaklarını merdivenlere değdirerek bir bir iniyor basamakları çocuk. Rengârenk ufak bir çantası var sırtında.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.