İyi olduğunu düşünmeye yaptığım yatırım benim gönlümü hoş ediyor, bilmiyorum sana faydası var mı lakin beni hoş ediyor dediğim gibi. Biliyorum kaç kez seslendim, bilemiyorum kaç kez daha sesleneceğim; yazmalısın, bana yazmasan da olur. Sessizliği kâğıt ve kalemle bozmalısın, zihninden akan her tecrübe kâğıtta inşa olmalı yeni okuyacaklar için. Mesela bizden öncekiler için sıradan olan bazı şeyler bizim için nasıl da sıradışı olarak tarif edilir oldu. Onlar anlatırdı, bence sen de dinlemişsindir. “Biz birbirimize yardım ederdik. Diğerinin acısını tam olarak hissedemesek bile hafifletmek için gayret ederdik. Komşu komşunun külüne muhtaç olmasın diye özel gayret eder, yediklerimizi paylaşır, giyeceklerimizi ödünç verirdik. Yokluğun sancısını çekmesine izin vermemeye çalışırdık yoksulların. Üzüntüsüne sevinmezdik sevmesek bile, diğerinin. Ayıp diye bir kelime vardı sıkça duymadığımız ama duyduğumuz zaman başımızı önümüze eğdiğimiz. Büyüklerimize inanmak mıydı bilmiyorum ama biz büyüklerimiz bir şey söylediğinde onu gerçeğin yansıması olarak algılar ve yapmaya gayret ederdik.” Yok yok, biz çok iyiydik demek için anlatmıyorum bunları… Kaybedilenlerin nelere mal olduğunu gördükçe canım yanıyor da ondan yazıyorum inan…
Bazen bir filmin mesajını tamamen anladığımızı sanırız, oysa bu o kadar basit olamayabilir. Edward Said’in de belirttiği gibi bir metindeki örtük anlam her zaman açığa çıkarılmaz, okuyucuya ya da izleyiciye o konuda kesin bir bilgi verilmez. Çoğu zaman onu bulup çıkarmak, deşifre etmek gerekir. Anlamı oluşturan söylemler, çeşitli katmanlar arasına gizlendiği için derinlikli bir bakış açısı ve eleştirel bir analizle meseleyi değerlendirmek icap edebilir.
Her ne olursa olsun bize bahşedilen bir hayatı her zaman akışına bırakmak doğru değildir. İrade ve akıl sahibi varlıklar olarak doğru ve istikamet üzere bir yaşamı arzulayıp o minvalde de hareket edebilmeliyiz.
Kimi zaman yürüyerek, kimi zaman koşarak; kimi zaman durup stratejiler geliştirerek ama hiçbir zaman ‘boş vermişlik’ içinde olmayarak.
“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Ama beşinci olma helak olursun”. Hz. Muhammed. As.
Beşinci olmak, seyirci kalmaktır. Beşinci olmak, işe yaramayacağını peşinen kabullenmektir. Değerlilik duygusunu yitirip, çıktığı yolda kendini kaybetmektir.
Beşinci olmak, ideallerinden, hayallerinden, dualarından vazgeçmektir. Kabul olmayan duası zannedip, kendi istikrarsızlığının farkında olmamaktır.
Beşinci olmak, uçurumun kenarında iman etmek gibidir. Her an değişebilir ve önemsediği değerleri değersizleştirebilir. Beşinci olmak bir kıyımdır kendi içinde. Kıyama kalkmayanlar, yıkıma yakın olanlardır.
Türkiye sinemasında dindarlık ve dini temaların olduğu pek çok film vardır. Bu filmler dönemin koşullarına göre değişkenlik gösterir ve Türk modernleşmesi ile doğrudan ilgilidir. Halil Uzdu ilk dönem Türk Sineması’nda, din olgusunun genelde ilerlemeyi engelleyici unsur olarak değerlendirildiğini ve “dışlanmış”, “köktenci batıcı zihniyetinin” sinemada geçerli olduğunu kaydeder.
Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri olan Mehcer Edebiyatına değinmeden evvel “Mehcer” kelimesini tanımlamakta fayda görüyorum. Mehcer; Arapça bir kelime olup hicret edilen yer manasına gelir.Bugün artık Türkçede sıklıkla duyduğumuz göç kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hicret (göç) ve muhacir (göç eden kimse) kelimeleri ile de aynı kökten gelmektedir.
“Her Şeyi Onaran Adam, dışarı çıktığında yıkılmaya yüz tutan evin tek kendi evi olmadığını gördü. Mahallesinde onarılması gereken başka evler de vardı.”
“Onardıkça kent büyüyordu. (Sonra) Şehir bir çığ gibi adamın üstüne yıkıldı. Fakat yığınların içinden çıktı adam.
Her Şeyi Onaran Adam, her şeyi yeniden inşa etmesini de biliyordu.
Yeniden işe koyuldu.”
– Onarmak nedir?
– Kırılan bir şeyi tekrar kullanılabilecek hâle getirmek ya da başka bir şeye dönüştürmektir.
Mektup XI
İyi olduğunu düşünmeye yaptığım yatırım benim gönlümü hoş ediyor, bilmiyorum sana faydası var mı lakin beni hoş ediyor dediğim gibi. Biliyorum kaç kez seslendim, bilemiyorum kaç kez daha sesleneceğim; yazmalısın, bana yazmasan da olur. Sessizliği kâğıt ve kalemle bozmalısın, zihninden akan her tecrübe kâğıtta inşa olmalı yeni okuyacaklar için. Mesela bizden öncekiler için sıradan olan bazı şeyler bizim için nasıl da sıradışı olarak tarif edilir oldu. Onlar anlatırdı, bence sen de dinlemişsindir. “Biz birbirimize yardım ederdik. Diğerinin acısını tam olarak hissedemesek bile hafifletmek için gayret ederdik. Komşu komşunun külüne muhtaç olmasın diye özel gayret eder, yediklerimizi paylaşır, giyeceklerimizi ödünç verirdik. Yokluğun sancısını çekmesine izin vermemeye çalışırdık yoksulların. Üzüntüsüne sevinmezdik sevmesek bile, diğerinin. Ayıp diye bir kelime vardı sıkça duymadığımız ama duyduğumuz zaman başımızı önümüze eğdiğimiz. Büyüklerimize inanmak mıydı bilmiyorum ama biz büyüklerimiz bir şey söylediğinde onu gerçeğin yansıması olarak algılar ve yapmaya gayret ederdik.” Yok yok, biz çok iyiydik demek için anlatmıyorum bunları… Kaybedilenlerin nelere mal olduğunu gördükçe canım yanıyor da ondan yazıyorum inan…
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
210. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Uçurtma Avcısı’nda Av Ve Avcılar
Bazen bir filmin mesajını tamamen anladığımızı sanırız, oysa bu o kadar basit olamayabilir. Edward Said’in de belirttiği gibi bir metindeki örtük anlam her zaman açığa çıkarılmaz, okuyucuya ya da izleyiciye o konuda kesin bir bilgi verilmez. Çoğu zaman onu bulup çıkarmak, deşifre etmek gerekir. Anlamı oluşturan söylemler, çeşitli katmanlar arasına gizlendiği için derinlikli bir bakış açısı ve eleştirel bir analizle meseleyi değerlendirmek icap edebilir.
Beşinci Olma Helak Olursun…
Her ne olursa olsun bize bahşedilen bir hayatı her zaman akışına bırakmak doğru değildir. İrade ve akıl sahibi varlıklar olarak doğru ve istikamet üzere bir yaşamı arzulayıp o minvalde de hareket edebilmeliyiz.
Kimi zaman yürüyerek, kimi zaman koşarak; kimi zaman durup stratejiler geliştirerek ama hiçbir zaman ‘boş vermişlik’ içinde olmayarak.
“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Ama beşinci olma helak olursun”. Hz. Muhammed. As.
Beşinci olmak, seyirci kalmaktır. Beşinci olmak, işe yaramayacağını peşinen kabullenmektir. Değerlilik duygusunu yitirip, çıktığı yolda kendini kaybetmektir.
Beşinci olmak, ideallerinden, hayallerinden, dualarından vazgeçmektir. Kabul olmayan duası zannedip, kendi istikrarsızlığının farkında olmamaktır.
Beşinci olmak, uçurumun kenarında iman etmek gibidir. Her an değişebilir ve önemsediği değerleri değersizleştirebilir. Beşinci olmak bir kıyımdır kendi içinde. Kıyama kalkmayanlar, yıkıma yakın olanlardır.
Modern Dünyada Takva’yı Anlamak
Türkiye sinemasında dindarlık ve dini temaların olduğu pek çok film vardır. Bu filmler dönemin koşullarına göre değişkenlik gösterir ve Türk modernleşmesi ile doğrudan ilgilidir. Halil Uzdu ilk dönem Türk Sineması’nda, din olgusunun genelde ilerlemeyi engelleyici unsur olarak değerlendirildiğini ve “dışlanmış”, “köktenci batıcı zihniyetinin” sinemada geçerli olduğunu kaydeder.
Mehcerde Bir Hayat Ozanı Cibran Halil Cibran
Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri olan Mehcer Edebiyatına değinmeden evvel “Mehcer” kelimesini tanımlamakta fayda görüyorum. Mehcer; Arapça bir kelime olup hicret edilen yer manasına gelir.Bugün artık Türkçede sıklıkla duyduğumuz göç kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hicret (göç) ve muhacir (göç eden kimse) kelimeleri ile de aynı kökten gelmektedir.
Her Şeyi Onaran Adam
“Her Şeyi Onaran Adam, dışarı çıktığında yıkılmaya yüz tutan evin tek kendi evi olmadığını gördü. Mahallesinde onarılması gereken başka evler de vardı.”
“Onardıkça kent büyüyordu. (Sonra) Şehir bir çığ gibi adamın üstüne yıkıldı. Fakat yığınların içinden çıktı adam.
Her Şeyi Onaran Adam, her şeyi yeniden inşa etmesini de biliyordu.
Yeniden işe koyuldu.”
– Onarmak nedir?
– Kırılan bir şeyi tekrar kullanılabilecek hâle getirmek ya da başka bir şeye dönüştürmektir.
Alışverişe devam et