Umarım iyisindir, ümit ediyorum iyilikten yana tavır almaya devam etmektesindir. Öyle ya, iyi olmaya ve iyilik yapmaya gerçekten çok ihtiyacımız var. Zira ‘zerreyi soracak olana hamdolsun’, demek için sorulduğunda doğru cevaplar biriktirmeliyiz; söz, hal ve tavır ile. Muhasebe de hayatın bütününü hakkın terazisinde tartmaktan başka nedir ki zaten…
Benden soracaksındır belki de, bilmeyi önemseyenlere hürmetim vardır her dem, bu nedenle bilmek istersin belki diye yazayım dedim ben de… İyiyim aslında, sınavda olan birinin; heyecanı, korkusu, ümidi, tedbiri, tevekkülü, hepsi iç içe… Toplamına hayat diyoruz işte. Bazen ‘çalışmadığımız yerden geldi soru’ denir ya, oysa neden sınava çekeceğini bildirmiştir Rabbimiz ayetlerin içeriğinde, işte buradan hareketle, öğrenmeye çalışıyorum, anlamaya çalışıyorum, sonra da anlatmaya çalışıyorum, kelimelerin yardımı ile… Başarı mı, onu hükmün sahibine bıraktık kulluk gereği, sonuç Allah’tandır, son Allah’adır inancı ile.
Bu mektupta kelamdan konuşalım dedim, kavramdan, anlamdan, bizi ilgilendiren en önemli konuların birinden yazayım istedim. Öyle ya, anlaşmak ancak ve ancak, anlamaya durmak, anlatmaya çalışmakla mümkündür, bunun için de söze/kelama ihtiyaç vardır. Gündemi dolduran konular bazen gönlü yoruyor ama daha sonraki mektuplara ertelemek doğru olur düşüncesi ile gündemden bahsetmeyip, kelam hakkında dile gelebilenleri yazayım istedim etraflıca olamasa bile…
Kelam önemli bir anahtardır, açar yüreği…
Anlamın resmidir, kavganın dile gelen hali…
Barışın imzasıdır, anlaşmanın beşiği…
Kelam selamın devamıdır, diğer yandan selam da bir kelam tabii…
Kelamla belirlendi kulluk, kelamla ayan-beyan oldu hakikat…
Kelam diyorum, önemlidir vesselam.
Kelama tutunarak anlatmaya çalışırız meramımızı, kelamı tutar da bitiririz kavgaları, kelam köprü olur izah ederiz aklımızdakileri…
Kelam önemlidir insan için, zira sukut ettiğimizi dile getirmek için bile ihtiyaç duyarız kelamın kendisine…
Kelamı anlatmaya çalışırken ihtiyacım olan yine kelam, bu mektup da kelamın kalem ile kağıtta birleşmesinden ibaret öyle değil mi?
Kelama hayat veren manadır, canlı tutan, can katan manadır. Kelamların hayat bulması, mananın hayatı anlamlı kılması için yapılacak ne çok şey vardır. Kıymetli olan kelamın kadrini bilmek ve kelamı zayi etmemek ona karşı en temel sorumluluklarımızdan biridir. İsrafın her türlüsünün yanlış olduğu, tehlikeli olduğu gerçeğinden hareketle, kelamı da yerinde hatta yerli yerinde kullanmak gerekmekte.
Aslında yazmak bana iyi geliyor diye yazıyorum, herkes bilir kelamın kadrinin bilinmemesi neye mal olur ama yazmadan duramamak diyorum ya, benim ki öyle işte.
Bir de kelamın hakkını veren ustalar vardır, hayatın tecrübesinden kaynaklanan derin sözler, az ile özü anlatan sözler, hatta bir araya gelerek kocaman dersleri küçük hikayelere sığdıran ifadeler.
Şiir mesela, kelam nasıl da şairin elinde bambaşka bir naifliğe bürünür, birden çok manayı kendi içinde barındırır, şiir özdür, özü tarif eden güzel bir adrestir… Gerçek şiir diyorum tabi, gerçeği işaret eden şairleri kast ederek. Şiir diğer bir ifadeyle kelamla çizilen resimdir. Gönülde mayalanan duygunun dışa vurumudur şiir.
Biz insanların olduğu yerde anlaşılacak ne çok şey vardır ve anlaşılma ümidimizi besleyen kelamdır. İçinde bulunduğumuz şartlar, zihnimizin gönlümüzle olan mesafesi, gerçeğe yakınlık derecemiz, idrak kabiliyetimiz kelamımızın imzasıdır, kelamımızın resmidir. O nedenle, eğer ağırlığı kayboluyorsa kelamın, dikkat etmemiz gereken, zihnimiz, gönlümüz, gerçekle mesafemizdir.
Özlü ifadeler vardır bir de, kelam orada da öyle ağır durur ki, etkisi hayatın bütününde varlık gösterir. Her birimizin tutunduğu kelimeler vardır, duyunca da söyleyince de, akla, yüreğe güç verir, iyi gelir. Mesela; “iman” “güven” “aile” “ana” “baba” “kardeş” “evlat” “arkadaş” “vatan” “sevda” “dava” “deva” “barış” “gönül” “gönüldaş” “özlem” “gurbet” “sıla” “yol” “yolcu” “umut” “kalem” “hayal” “gerçek” “hayat” “ölüm” “ vb. her biri bir kelam, her biri tek başına büyük bir destandır…
Kelam konusunda en sağlam tavsiyelerden biri de kelamın idrakinde olan bir yürekten ikram edilmiştir bizlere, “Kelamın kadrini bilene söyle, şalgam pazarında cevher satılmaz.”
Kelamı ziyan etmemenin yöntemini bulmak, kelamın hak ettiği değeri vermek, kelamı merdiven yapıp hakikate ulaşmaya çalışmak, her birimizin yapması gereken önemli görevlerimizdendir.
“Ey Rabbim! Bana ve anne-babama verdiğin nimet için şükretmeyi ve seni hoşnut edeceğim salih ameller yapmayı bana nasip et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” (Neml, 27/19) Yokluk, fakirlik, kıt kanaat geçinmek hep fazilet sanıldı bir dönem… Haline şükretmek, isyan etmemekten bahsetmiyorum. Meşru sınırlar içinde daha fazla kazanmayı kerih görmenin yanlışlığına dikkat çekmek …
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
Anneden, babadan uzaklaşan çocukların (ölüm, ayrılık vs.) başat temalardan biri olduğu çocuk edebiyatında, hem yol hikâyesi anlatıp hem de temel ihtiyaçlardan mahrum kalışı duygu sağanağının altında sakince önümüze seren kitaplardan biriyle kesişti yolum.
Yolum, ömrüm boyunca hiç ayak basmadığım; kıssalarda, hikâyelerde, belgesellerde dinleyip gördüğüm çöllerden bir çöle düştü. Yalnız bu çöl diğer çöllerden biraz farklı. Kum taneleri, kelimelerden oluşan bir çöl. Her ayak basışımda kelimeler de yer değiştiriyor. Bir kum fırtınası, tüm izleri silebiliyor. Böyle bir yerdeyim. Yürümeye devam edersem, yolun beni terbiye edeceğini söylüyor bilge. Ben ise o kadar sabırlı değilim. Bu yolun nereden geldiğini ve nereye uzandığını bilmek istiyorum. Seraplarla aldanmayı değil; hakikatin ışığıyla teselli olmayı istiyorum.
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.
Mektup II
Umarım iyisindir, ümit ediyorum iyilikten yana tavır almaya devam etmektesindir. Öyle ya, iyi olmaya ve iyilik yapmaya gerçekten çok ihtiyacımız var. Zira ‘zerreyi soracak olana hamdolsun’, demek için sorulduğunda doğru cevaplar biriktirmeliyiz; söz, hal ve tavır ile. Muhasebe de hayatın bütününü hakkın terazisinde tartmaktan başka nedir ki zaten…
Benden soracaksındır belki de, bilmeyi önemseyenlere hürmetim vardır her dem, bu nedenle bilmek istersin belki diye yazayım dedim ben de… İyiyim aslında, sınavda olan birinin; heyecanı, korkusu, ümidi, tedbiri, tevekkülü, hepsi iç içe… Toplamına hayat diyoruz işte. Bazen ‘çalışmadığımız yerden geldi soru’ denir ya, oysa neden sınava çekeceğini bildirmiştir Rabbimiz ayetlerin içeriğinde, işte buradan hareketle, öğrenmeye çalışıyorum, anlamaya çalışıyorum, sonra da anlatmaya çalışıyorum, kelimelerin yardımı ile… Başarı mı, onu hükmün sahibine bıraktık kulluk gereği, sonuç Allah’tandır, son Allah’adır inancı ile.
Bu mektupta kelamdan konuşalım dedim, kavramdan, anlamdan, bizi ilgilendiren en önemli konuların birinden yazayım istedim. Öyle ya, anlaşmak ancak ve ancak, anlamaya durmak, anlatmaya çalışmakla mümkündür, bunun için de söze/kelama ihtiyaç vardır. Gündemi dolduran konular bazen gönlü yoruyor ama daha sonraki mektuplara ertelemek doğru olur düşüncesi ile gündemden bahsetmeyip, kelam hakkında dile gelebilenleri yazayım istedim etraflıca olamasa bile…
Kelam önemli bir anahtardır, açar yüreği…
Anlamın resmidir, kavganın dile gelen hali…
Barışın imzasıdır, anlaşmanın beşiği…
Kelam selamın devamıdır, diğer yandan selam da bir kelam tabii…
Kelamla belirlendi kulluk, kelamla ayan-beyan oldu hakikat…
Kelam diyorum, önemlidir vesselam.
Kelama tutunarak anlatmaya çalışırız meramımızı, kelamı tutar da bitiririz kavgaları, kelam köprü olur izah ederiz aklımızdakileri…
Kelam önemlidir insan için, zira sukut ettiğimizi dile getirmek için bile ihtiyaç duyarız kelamın kendisine…
Kelamı anlatmaya çalışırken ihtiyacım olan yine kelam, bu mektup da kelamın kalem ile kağıtta birleşmesinden ibaret öyle değil mi?
Kelama hayat veren manadır, canlı tutan, can katan manadır. Kelamların hayat bulması, mananın hayatı anlamlı kılması için yapılacak ne çok şey vardır. Kıymetli olan kelamın kadrini bilmek ve kelamı zayi etmemek ona karşı en temel sorumluluklarımızdan biridir. İsrafın her türlüsünün yanlış olduğu, tehlikeli olduğu gerçeğinden hareketle, kelamı da yerinde hatta yerli yerinde kullanmak gerekmekte.
Aslında yazmak bana iyi geliyor diye yazıyorum, herkes bilir kelamın kadrinin bilinmemesi neye mal olur ama yazmadan duramamak diyorum ya, benim ki öyle işte.
Bir de kelamın hakkını veren ustalar vardır, hayatın tecrübesinden kaynaklanan derin sözler, az ile özü anlatan sözler, hatta bir araya gelerek kocaman dersleri küçük hikayelere sığdıran ifadeler.
Şiir mesela, kelam nasıl da şairin elinde bambaşka bir naifliğe bürünür, birden çok manayı kendi içinde barındırır, şiir özdür, özü tarif eden güzel bir adrestir… Gerçek şiir diyorum tabi, gerçeği işaret eden şairleri kast ederek. Şiir diğer bir ifadeyle kelamla çizilen resimdir. Gönülde mayalanan duygunun dışa vurumudur şiir.
Biz insanların olduğu yerde anlaşılacak ne çok şey vardır ve anlaşılma ümidimizi besleyen kelamdır. İçinde bulunduğumuz şartlar, zihnimizin gönlümüzle olan mesafesi, gerçeğe yakınlık derecemiz, idrak kabiliyetimiz kelamımızın imzasıdır, kelamımızın resmidir. O nedenle, eğer ağırlığı kayboluyorsa kelamın, dikkat etmemiz gereken, zihnimiz, gönlümüz, gerçekle mesafemizdir.
Özlü ifadeler vardır bir de, kelam orada da öyle ağır durur ki, etkisi hayatın bütününde varlık gösterir. Her birimizin tutunduğu kelimeler vardır, duyunca da söyleyince de, akla, yüreğe güç verir, iyi gelir. Mesela; “iman” “güven” “aile” “ana” “baba” “kardeş” “evlat” “arkadaş” “vatan” “sevda” “dava” “deva” “barış” “gönül” “gönüldaş” “özlem” “gurbet” “sıla” “yol” “yolcu” “umut” “kalem” “hayal” “gerçek” “hayat” “ölüm” “ vb. her biri bir kelam, her biri tek başına büyük bir destandır…
Kelam konusunda en sağlam tavsiyelerden biri de kelamın idrakinde olan bir yürekten ikram edilmiştir bizlere, “Kelamın kadrini bilene söyle, şalgam pazarında cevher satılmaz.”
Kelamı ziyan etmemenin yöntemini bulmak, kelamın hak ettiği değeri vermek, kelamı merdiven yapıp hakikate ulaşmaya çalışmak, her birimizin yapması gereken önemli görevlerimizdendir.
Kelam önemlidir vesselam…
İlgili Yazılar
“Var Evi Kerem Evi, Yok Evi Verem Evi”
“Ey Rabbim! Bana ve anne-babama verdiğin nimet için şükretmeyi ve seni hoşnut edeceğim salih ameller yapmayı bana nasip et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” (Neml, 27/19) Yokluk, fakirlik, kıt kanaat geçinmek hep fazilet sanıldı bir dönem… Haline şükretmek, isyan etmemekten bahsetmiyorum. Meşru sınırlar içinde daha fazla kazanmayı kerih görmenin yanlışlığına dikkat çekmek …
Göz, Şiir ve Yedi
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
Kaybolmamak İçin Yola Çıkanlara; Hiç Durmayanlara
Anneden, babadan uzaklaşan çocukların (ölüm, ayrılık vs.) başat temalardan biri olduğu çocuk edebiyatında, hem yol hikâyesi anlatıp hem de temel ihtiyaçlardan mahrum kalışı duygu sağanağının altında sakince önümüze seren kitaplardan biriyle kesişti yolum.
Anahtar Kelimeler
Yolum, ömrüm boyunca hiç ayak basmadığım; kıssalarda, hikâyelerde, belgesellerde dinleyip gördüğüm çöllerden bir çöle düştü. Yalnız bu çöl diğer çöllerden biraz farklı. Kum taneleri, kelimelerden oluşan bir çöl. Her ayak basışımda kelimeler de yer değiştiriyor. Bir kum fırtınası, tüm izleri silebiliyor. Böyle bir yerdeyim. Yürümeye devam edersem, yolun beni terbiye edeceğini söylüyor bilge. Ben ise o kadar sabırlı değilim. Bu yolun nereden geldiğini ve nereye uzandığını bilmek istiyorum. Seraplarla aldanmayı değil; hakikatin ışığıyla teselli olmayı istiyorum.
Çocuklarımız Bizim mi?
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.