Filmler günümüz kültürünün o kadar büyük bir parçasını oluşturuyor ki hiç var olmadıkları bir zamanı hayal etmek meşakkatli bir duruma benziyor. 1890’larda hayalet misali şekillerin gözler önünde canlandığı ve hareketli resimlere ilk defa şahit olan seyircilerin, duyduğu hayranlık ve korkuyu takdir etmek de bir o kadar meşakkatli… Fakat 21. yüzyıl bakış açısındaki asıl taaccübün, ilk video kayıtlarının ya da “filmlerin”, sonraki otuz yıl müddetince uzun metrajlı filmlere hızla evrilerek geçirdikleri değişim olduğunu düşünebiliriz.[1]
Sinema hakkında düşünme ile yazmanın birbiriyle bağlantısı olduğunu söyleyen Corrigan[2], filmler üzerine yapılan her türden incelemenin ondan alacağımız hazzı engelleyebileceği yönünde dile getirilmemiş bir varsayım olduğundan bahsetse de şunun altını çizer:
Bir film hakkındaki analitik yazılar da aynı ölçüde bir doyum sunmaktadır. O hâlde Corrigan’ın başladığı yere geri dönüp “izlemek ve anlamak filmlerden aldığımız keyfin bir parçası ise filmler üzerine yazmak ve filmleri anlamak da ayrı bir keyif kaynağı” olabilir.
Belki de filmler Corrigan’ın dediği üzere diğer sanat ya da eğlence türlerinden daha güçlü bir duygusal ve entelektüel tepkiye neden olmalarıyla daha fazla ön plandadır. Ancak bir filme ilişkin tepkimizin nedeni, çoğunlukla, dikkatlice düşünme ve bu tepkiyi neyin harekete geçirdiğini ifade etme fırsatı bulana kadar belirsiz kalır. Böylece filmi değerlendirme, analiz etme süreciyle belirsizlikler ve anlaşılmayan hususlar yavaş yavaş kaybolmaya başlayabilir.
Bazen bir filmin mesajını tamamen anladığımızı sanırız, oysa bu o kadar basit olamayabilir. Edward Said’in de belirttiği gibi bir metindeki örtük anlam her zaman açığa çıkarılmaz, okuyucuya ya da izleyiciye o konuda kesin bir bilgi verilmez. Çoğu zaman onu bulup çıkarmak, deşifre etmek gerekir. Anlamı oluşturan söylemler, çeşitli katmanlar arasına gizlendiği için derinlikli bir bakış açısı ve eleştirel bir analizle meseleyi değerlendirmek icap edebilir.
Hayao Miyazaki’nin animelerini izlediğimde geçmiş güzel günlere ve adını koyamadığım bütün güzel şeylere karşı büyük bir özlemle doluyorum. Oysa bugünlerde hiç makbul değil böyle duygular. Uzmanlar harıl harıl uyarıyor; şimdide kalın, anda kalın, geçmişe takılmayın gelecek için de kaygılanmayın. Anda kalmanın değeri medeniyetimiz ve inancımızla da sabit ama sıfır birler gezegenindeki hayali arsaları hayali paralarla satın aldığımız acayip günlere doğru giderken ne olduğumuzu ve nereye gittiğimizi düşünmeye daha çok ihtiyaç duyacağız gibime geliyor.
Sev diyor, benim için sev! Neyi seveceğimizi bilmeden, nasıl seveceğimizi bilmeden ayetleriyle içimize sevgiyi nakşeden için durup düşünmek, bakıp tefekkür etmek sevmektir.
Sevgi: Allah’ın, Âdem’le Havva’nın içine gizlediği bir sır.
Sevgi: Allah’ın, Resul’üne, Peygamberimizin sırtına nakış nakış işlediği bir iz.
Sevgi: Züleyha’nın bakışlarından Yusuf’un kaderine yol çizen güçlü bir bağ.
Sevgi: Yakup (as)’ın içine Yusuf’un kokusunu gizleyip gözlerine can veren ilahi güç…
Sevgi, bizlere en büyülü miras…
Ne Büyük İskender’in istilası ne de Babillilerin İbranileri sürgünü, asla Yahudilerin son yüzyılda Filistinli halka yaptığı zulmü ve Filistin bölgesine karşı yayılmacı politikasını geçecek bir kötülüğe erişmemiştir. Çünkü hiçbir devlet/medeniyet -İsrail dışında- Filistin’in sadece kendi yerleşim yeri olduğunu bir ilke haline getirmemiş ve diğer ırkların o coğrafyaya ait yaşama/toprak sahibi olma hakkını yok etmemiştir. Ne İslam Medeniyeti dönemi ne de İsa(as)’ın ölümüyle Hristiyanlığı temsil eden Roma devleti Filistin bölgesini tamamen kendi dini nüfusuna ve ırkına bağlı bir yer olarak görmüş, bilakis nüfus olarak çoğunluğu sağlasa da diğer dini gruplara yaşama ve toprak elde etme hakkı tanımış ve korumuştur.
İnternet kesilince ne olur, tüketimden kaçınmak için neler yapılır, çocuğun bireyselliği nasıl korunur, doğadan kopmamak adına çocuk hangi toprağa dikilir sorularını tartışan zamane romanlarının, öykülerinin neredeyse tam karşısında duruyor Amerikan taşrasını konu alan erken çocuk edebiyatı eserleri.
Bir Film Nasıl İzlenir?‘Kısa’dan ‘Uzun’a Çocuklar ve Aileler için Film Rehberine Giriş
Filmler günümüz kültürünün o kadar büyük bir parçasını oluşturuyor ki hiç var olmadıkları bir zamanı hayal etmek meşakkatli bir duruma benziyor. 1890’larda hayalet misali şekillerin gözler önünde canlandığı ve hareketli resimlere ilk defa şahit olan seyircilerin, duyduğu hayranlık ve korkuyu takdir etmek de bir o kadar meşakkatli… Fakat 21. yüzyıl bakış açısındaki asıl taaccübün, ilk video kayıtlarının ya da “filmlerin”, sonraki otuz yıl müddetince uzun metrajlı filmlere hızla evrilerek geçirdikleri değişim olduğunu düşünebiliriz.[1]
Sinema hakkında düşünme ile yazmanın birbiriyle bağlantısı olduğunu söyleyen Corrigan[2], filmler üzerine yapılan her türden incelemenin ondan alacağımız hazzı engelleyebileceği yönünde dile getirilmemiş bir varsayım olduğundan bahsetse de şunun altını çizer:
Belki de filmler Corrigan’ın dediği üzere diğer sanat ya da eğlence türlerinden daha güçlü bir duygusal ve entelektüel tepkiye neden olmalarıyla daha fazla ön plandadır. Ancak bir filme ilişkin tepkimizin nedeni, çoğunlukla, dikkatlice düşünme ve bu tepkiyi neyin harekete geçirdiğini ifade etme fırsatı bulana kadar belirsiz kalır. Böylece filmi değerlendirme, analiz etme süreciyle belirsizlikler ve anlaşılmayan hususlar yavaş yavaş kaybolmaya başlayabilir.
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
218. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Uçurtma Avcısı’nda Av Ve Avcılar
Bazen bir filmin mesajını tamamen anladığımızı sanırız, oysa bu o kadar basit olamayabilir. Edward Said’in de belirttiği gibi bir metindeki örtük anlam her zaman açığa çıkarılmaz, okuyucuya ya da izleyiciye o konuda kesin bir bilgi verilmez. Çoğu zaman onu bulup çıkarmak, deşifre etmek gerekir. Anlamı oluşturan söylemler, çeşitli katmanlar arasına gizlendiği için derinlikli bir bakış açısı ve eleştirel bir analizle meseleyi değerlendirmek icap edebilir.
Kargaşaya Bir “Ma” Arası: Miyazaki Sineması
Hayao Miyazaki’nin animelerini izlediğimde geçmiş güzel günlere ve adını koyamadığım bütün güzel şeylere karşı büyük bir özlemle doluyorum. Oysa bugünlerde hiç makbul değil böyle duygular. Uzmanlar harıl harıl uyarıyor; şimdide kalın, anda kalın, geçmişe takılmayın gelecek için de kaygılanmayın. Anda kalmanın değeri medeniyetimiz ve inancımızla da sabit ama sıfır birler gezegenindeki hayali arsaları hayali paralarla satın aldığımız acayip günlere doğru giderken ne olduğumuzu ve nereye gittiğimizi düşünmeye daha çok ihtiyaç duyacağız gibime geliyor.
Yolun Başı
Sev diyor, benim için sev! Neyi seveceğimizi bilmeden, nasıl seveceğimizi bilmeden ayetleriyle içimize sevgiyi nakşeden için durup düşünmek, bakıp tefekkür etmek sevmektir.
Sevgi: Allah’ın, Âdem’le Havva’nın içine gizlediği bir sır.
Sevgi: Allah’ın, Resul’üne, Peygamberimizin sırtına nakış nakış işlediği bir iz.
Sevgi: Züleyha’nın bakışlarından Yusuf’un kaderine yol çizen güçlü bir bağ.
Sevgi: Yakup (as)’ın içine Yusuf’un kokusunu gizleyip gözlerine can veren ilahi güç…
Sevgi, bizlere en büyülü miras…
İlahi Mesajlar Toprağı Filistin (Roger Garaudy)
Ne Büyük İskender’in istilası ne de Babillilerin İbranileri sürgünü, asla Yahudilerin son yüzyılda Filistinli halka yaptığı zulmü ve Filistin bölgesine karşı yayılmacı politikasını geçecek bir kötülüğe erişmemiştir. Çünkü hiçbir devlet/medeniyet -İsrail dışında- Filistin’in sadece kendi yerleşim yeri olduğunu bir ilke haline getirmemiş ve diğer ırkların o coğrafyaya ait yaşama/toprak sahibi olma hakkını yok etmemiştir. Ne İslam Medeniyeti dönemi ne de İsa(as)’ın ölümüyle Hristiyanlığı temsil eden Roma devleti Filistin bölgesini tamamen kendi dini nüfusuna ve ırkına bağlı bir yer olarak görmüş, bilakis nüfus olarak çoğunluğu sağlasa da diğer dini gruplara yaşama ve toprak elde etme hakkı tanımış ve korumuştur.
Amerikan Taşrasından Bugüne Uymayan Haller Manzumesi
İnternet kesilince ne olur, tüketimden kaçınmak için neler yapılır, çocuğun bireyselliği nasıl korunur, doğadan kopmamak adına çocuk hangi toprağa dikilir sorularını tartışan zamane romanlarının, öykülerinin neredeyse tam karşısında duruyor Amerikan taşrasını konu alan erken çocuk edebiyatı eserleri.
Alışverişe devam et