Şiir, bir savaş uçağını düşüremez ama pilotunun düşüncelerini değiştirebilir.
Mahmut Derviş
Tarihler 3 Mart 1994’ü gösterirken, o günkü gazetelerden birinde, dönemin cumhurbaşkanına ait bir faks yayınlanır. Üstelik o gazete “Resmi Gazete” değildir. Melih Aşık’ın Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde yayınlanan faksın altında Süleyman Demirel’in ismi yazmaktadır. Cumhurbaşkanını harekete geçiren konu, yine aynı köşede kısa süre önce yayımlanan bir şiirdir. İnfial yaratan bir şiir: “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?” Şair, daha sonraları bu şiirini “başımın belası” diye anacaktır. Devletler, kimi zaman kalem ehlini taltif etmiştir. “Özel nişanlar” ve “Devlet Sanatçılığı” bu mânâda ilk akla gelenlerdir. Ancak bu kez durum farklıdır. Her ne kadar içinde beğeni yargıları olsa da son tahlilde bir şiirin yayımlanmasından duyulan rahatsızlık söz konusudur. Bunun tarihte ikinci bir örneği var mıdır bilemiyorum. O gün gazeteyi eline alanlar, Demirel’in faksını da okurlar: “Köşenizde yayımlanan ve köylülüğü konu alan Şükrü Erbaş’a ait şiiri okudum. Köylülüğü ağır şartlar çerçevesinde sunan söz konusu şiirin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu görülüyor. Şiirin, köylüleri eleştirir görünürken, aslında ironik bir üslupla bizzat şartlar içerisinde değerlendiremediği köylülüğü, ona tepeden bakarak, uygarlık yolunda yük gibi gören yanlış anlayışı eleştirdiği kanaatindeyim. Bununla birlikte, gerektirdiği gibi derin bir anlayışla okunmayıp sadece düz anlamı itibariyle dikkate alındığında köylümüzü zem eden bir metin olarak yorumlanabilecek ve birtakım yanlış anlayışlara yol açabilecek niteliktedir.”1
Bu yazının devamı
203. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Saatlerce masanın başında durdu, neden sonra sandalyeyi hızlıca çekti ve oturdu. Günlerdir elinden düşürmediği romana baktı. Bir bekleyiş ve umut ediş ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi dedi mırıldanarak. Kitabı eline aldı
Zemheride gül açanlar! Ağustos’ta buz tutanlar! Su üstüne yazı yazan sevda kahramanları! Türkülerle Anadolu’yu dolaşmak için sabırsızlananlar! Daha ne bekliyorsunuz? Haydi, artık düşün yollara…
Uykusuz gözlerini avcuyla ovuşturarak, biraz olsun kendine gelmeye çalıştı. Yüzüne odaklananlar, gözlerinin kırmızıya çalan rengini seçebiliyordu. Bu halde, ne kadar daha uykuyu mağlup edebilirdi? Evvelki geceyi de uykusuz geçirmiş, sadece kafilenin soluklanmak
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Kadın ve erkeği birbirine düşman etmek, aralarındaki ilişkiyi bir çıkar ilişkisine dönüştürmek; ailede yaşanan sıkıntıları göze alamayan, tek kişilik bir hayat kurgulamak; insan fıtratına uygun olmadığı gibi sağlıklı nesiller yetiştirmenin önünde de büyük bir engeldir. Böyle bir hayat hem erkeğe hem de kadına maddi ve manevi büyük zararlar verecektir.
Köylülerin Öç Alma Vakti mi?
Şiir, bir savaş uçağını düşüremez ama pilotunun düşüncelerini değiştirebilir.
Mahmut Derviş
Tarihler 3 Mart 1994’ü gösterirken, o günkü gazetelerden birinde, dönemin cumhurbaşkanına ait bir faks yayınlanır. Üstelik o gazete “Resmi Gazete” değildir. Melih Aşık’ın Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde yayınlanan faksın altında Süleyman Demirel’in ismi yazmaktadır. Cumhurbaşkanını harekete geçiren konu, yine aynı köşede kısa süre önce yayımlanan bir şiirdir. İnfial yaratan bir şiir: “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?” Şair, daha sonraları bu şiirini “başımın belası” diye anacaktır. Devletler, kimi zaman kalem ehlini taltif etmiştir. “Özel nişanlar” ve “Devlet Sanatçılığı” bu mânâda ilk akla gelenlerdir. Ancak bu kez durum farklıdır. Her ne kadar içinde beğeni yargıları olsa da son tahlilde bir şiirin yayımlanmasından duyulan rahatsızlık söz konusudur. Bunun tarihte ikinci bir örneği var mıdır bilemiyorum. O gün gazeteyi eline alanlar, Demirel’in faksını da okurlar: “Köşenizde yayımlanan ve köylülüğü konu alan Şükrü Erbaş’a ait şiiri okudum. Köylülüğü ağır şartlar çerçevesinde sunan söz konusu şiirin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu görülüyor. Şiirin, köylüleri eleştirir görünürken, aslında ironik bir üslupla bizzat şartlar içerisinde değerlendiremediği köylülüğü, ona tepeden bakarak, uygarlık yolunda yük gibi gören yanlış anlayışı eleştirdiği kanaatindeyim. Bununla birlikte, gerektirdiği gibi derin bir anlayışla okunmayıp sadece düz anlamı itibariyle dikkate alındığında köylümüzü zem eden bir metin olarak yorumlanabilecek ve birtakım yanlış anlayışlara yol açabilecek niteliktedir.”1
Bu yazının devamı 203. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Sessizlik Öyküleri II
Saatlerce masanın başında durdu, neden sonra sandalyeyi hızlıca çekti ve oturdu. Günlerdir elinden düşürmediği romana baktı. Bir bekleyiş ve umut ediş ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi dedi mırıldanarak. Kitabı eline aldı
Anadolu Türkü Dolu
Zemheride gül açanlar! Ağustos’ta buz tutanlar! Su üstüne yazı yazan sevda kahramanları! Türkülerle Anadolu’yu dolaşmak için sabırsızlananlar! Daha ne bekliyorsunuz? Haydi, artık düşün yollara…
Sınırın Ardı
Uykusuz gözlerini avcuyla ovuşturarak, biraz olsun kendine gelmeye çalıştı. Yüzüne odaklananlar, gözlerinin kırmızıya çalan rengini seçebiliyordu. Bu halde, ne kadar daha uykuyu mağlup edebilirdi? Evvelki geceyi de uykusuz geçirmiş, sadece kafilenin soluklanmak
Yoldan Öyküler
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Algı Yönetimine Feda Edilen Kurum: Aile
Kadın ve erkeği birbirine düşman etmek, aralarındaki ilişkiyi bir çıkar ilişkisine dönüştürmek; ailede yaşanan sıkıntıları göze alamayan, tek kişilik bir hayat kurgulamak; insan fıtratına uygun olmadığı gibi sağlıklı nesiller yetiştirmenin önünde de büyük bir engeldir. Böyle bir hayat hem erkeğe hem de kadına maddi ve manevi büyük zararlar verecektir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.