Çocuğum nasıl sorusunu, ebeveynler olarak çok fazla sormaya başladık. Öğretmenine soruyoruz örneğin, nasıl bir çocuk diye. Çocuğunu neredeyse hiç tanımamış, keşfetmemiş bir annenin bir anda her şeyi, her durumu sorgulamaya başlaması, soruşturması hatta hızla çözüm araması, gittikçe yabancılaşan, eğitilmesi ve normalleşmesi gereken bir çocuk büyütmekten başka bir sonuca ulaştıramıyor maalesef. ” Evde anlattığınız gibi degil” diyerek şaşkınlığını saklayamayan bir anne ile yardım alsanız iyi olur diyen bir öğretmen arasında geçen konuşmalara şahit oldum birkaç ay evvel.
Aslında her şey normal gibiydi. Birlikte sofraya oturtuluyor, tv izleniyor, sokağa çıkılıyor hatta spor aktiviteleri aksatılmıyordu. Biraz çekingendi o kadar. Bir de peltek konuşuyordu.
Öğretmen mi iyi değil, yanlış öğretmene mi denk geldiler acaba?
Bu yazının devamı
193. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Herkesin kendine yeteceği, kendini hep öncelemesi gerektiği; kendi çıkarlarını herkesin çıkarının üstünde tutması gerektiği, bir düşünce dünyası inşa ediliyor. Öyle ki hayatın merkezine sadece kendi benliğini koyup onun için gerekeni gözünü kırpmadan yapabiliyor.
‘Kelimelerin kalbi neresidir?’ diye soracak olduğumda; soruma karşı bir soruyu duyuveriyorum: ‘Kelimelerin bir kalbi var mıdır?’ Sorular çoğalıyor… ’Peki kalbin bir raf ömrü var mıdır?’ ‘Bedenin ve kalbin ölümü hep eş zamanlı mıdır?’ ‘Hem çürümenin hem de onarımın merkezi orası mı oluyor?’
Bundan birkaç yıl önce içinde bulunduğum okuma gruplarından biriyle “Hatırat” okumaları yapmıştık. Bir sene devam etmişti bu okumalar. Seçtiğimiz kitaplar/hatıratlar arasında kimler yoktu ki? Bu bir senelik liste sayılabilir elbette.
“İnsan beşerdir şaşar” derler. Değişmeyen bir hayat üzere olsaydı insan, diğer varlıklar gibi mekanik, programlanmış bir bilgisayar gibi yaşar giderdi. O zaman hayatın ne tadı ne de tuzu olurdu.
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz.
Çocuğum Nasıl
Çocuğum nasıl sorusunu, ebeveynler olarak çok fazla sormaya başladık. Öğretmenine soruyoruz örneğin, nasıl bir çocuk diye. Çocuğunu neredeyse hiç tanımamış, keşfetmemiş bir annenin bir anda her şeyi, her durumu sorgulamaya başlaması, soruşturması hatta hızla çözüm araması, gittikçe yabancılaşan, eğitilmesi ve normalleşmesi gereken bir çocuk büyütmekten başka bir sonuca ulaştıramıyor maalesef. ” Evde anlattığınız gibi degil” diyerek şaşkınlığını saklayamayan bir anne ile yardım alsanız iyi olur diyen bir öğretmen arasında geçen konuşmalara şahit oldum birkaç ay evvel.
Aslında her şey normal gibiydi. Birlikte sofraya oturtuluyor, tv izleniyor, sokağa çıkılıyor hatta spor aktiviteleri aksatılmıyordu. Biraz çekingendi o kadar. Bir de peltek konuşuyordu.
Öğretmen mi iyi değil, yanlış öğretmene mi denk geldiler acaba?
Bu yazının devamı 193. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ne Kadar İhtimam Gösteriyoruz?
Herkesin kendine yeteceği, kendini hep öncelemesi gerektiği; kendi çıkarlarını herkesin çıkarının üstünde tutması gerektiği, bir düşünce dünyası inşa ediliyor. Öyle ki hayatın merkezine sadece kendi benliğini koyup onun için gerekeni gözünü kırpmadan yapabiliyor.
Günlerden Bir Gün
‘Kelimelerin kalbi neresidir?’ diye soracak olduğumda; soruma karşı bir soruyu duyuveriyorum: ‘Kelimelerin bir kalbi var mıdır?’ Sorular çoğalıyor… ’Peki kalbin bir raf ömrü var mıdır?’ ‘Bedenin ve kalbin ölümü hep eş zamanlı mıdır?’ ‘Hem çürümenin hem de onarımın merkezi orası mı oluyor?’
Mustafa Ökkeş Evren Kitabı: Düne Düşen Yazılar
Bundan birkaç yıl önce içinde bulunduğum okuma gruplarından biriyle “Hatırat” okumaları yapmıştık. Bir sene devam etmişti bu okumalar. Seçtiğimiz kitaplar/hatıratlar arasında kimler yoktu ki? Bu bir senelik liste sayılabilir elbette.
İnsan; Üç Beş Damla Kan ve Binbir Pişmanlık
“İnsan beşerdir şaşar” derler. Değişmeyen bir hayat üzere olsaydı insan, diğer varlıklar gibi mekanik, programlanmış bir bilgisayar gibi yaşar giderdi. O zaman hayatın ne tadı ne de tuzu olurdu.
Zaman Yok Artık: Duvar Saatinin On Üçüncü Gongu
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.