İslam, bireysel hayattan toplumsal hayata, inançtan ibadete, ahlâktan siyasete, sanattan iktisada kadar hayatın her yönünü bütünüyle ele alan bir dindir. İslam’ın diğer alanlarının öğrenilmesi, uygulanması ne kadar önemliyse iktisada ait hükümlerin öğrenilmesi, uygulanması da o kadar önemlidir. Bazı Müslüman âlimler tarafından 1970’lerin başlarında, sömürge sonrası, Müslümanların inancına uygun iktisadi alanda bir sistem oluşturma amacıyla çalışmalar başlatılmıştır. İlk zamanlarda İslam iktisadı alanının teorik ve düşünsel yanları belirgin olarak öne çıkmış, bu alanın kavramsal tanımını ve içeriğini oluşturan söz konusu çalışmalar bir anlamda temel ve örnek teşkil edecek çalışmalar olmuştur denebilir. Konferanslar, akademik çalışmalar, seminerler, atölye faaliyetleri…
Yaşanan bazı gelişmeler, yapılan çalışmaları bütüncül bir iktisadi sistem arayışından finansal sektöre doğru yöneltmiştir. Başlangıçtaki teorik ve düşünsel çabalar, İslam iktisadı düşüncesinin kavramsal ve sistematik tartışmaları birkaç yıl sonra yerini bankacılık ve finans araştırmalarına, tartışmalarına bırakmıştır maalesef.
Bu yazının devamı
182. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Kur’ân’ın ahlâkî dili ile Kur’ânî dünya görüşü Müslüman toplumun kültürel birikimi ile zengin bir çeşitlilikle dünya görüşünü ele alan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu, bunu semantik yapının anahtar kavramları analiz ederek göstermektedir.
Bu metin, sosyal gelişme (insani yetkinlikler, gelişimci demokrasi) perspektifine yöneltilmiş krizler/eleştiriler dizisine dair bir teşhis ve sonuçların genel bir taslağını sunmaktadır. Bu perspektif, modernitenin merkez-liberal “jeo-kültürü”nün bir tezahürü
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülahazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Bilginin doğruluğu kadar bağlamın doğruluğu da önemlidir. Bir anlatıda doğru bilgilerin olması, kurgunun, anlatının da doğru olmasını zorunlu kılmaz. Evet, ‘söylem’ anlatanın dünya görüşüne, bakış ve inanç biçimine göre şekillenir. Asıl dikkat edilmesi gereken söylemler, içerisinde bolca doğruların olduğu söylemlerdir.
Gözetim ve gözetleme olgusunun insanlık tarihi kadar geçmişe dayandığı ve her dönemin kendine has unsurları ile görünür olduğu kabul edilmektedir. Modern bir tarih okumasıyla duruma bakacak olursak; Ortaçağın sonlarına kadar Tanrı’nın hükümranlığının etkin olduğu bir dünyadan bahsedebiliriz. Yeniçağ ile birlikte hükümdarların Tanrı’dan rol çalarak kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri ilan etmeleri, hükümdarların hükümranlığının daha baskın olduğu bir sürece geçildiğini göstermektedir.
İslam İktisadı
İslam, bireysel hayattan toplumsal hayata, inançtan ibadete, ahlâktan siyasete, sanattan iktisada kadar hayatın her yönünü bütünüyle ele alan bir dindir. İslam’ın diğer alanlarının öğrenilmesi, uygulanması ne kadar önemliyse iktisada ait hükümlerin öğrenilmesi, uygulanması da o kadar önemlidir.
Bazı Müslüman âlimler tarafından 1970’lerin başlarında, sömürge sonrası, Müslümanların inancına uygun iktisadi alanda bir sistem oluşturma amacıyla çalışmalar başlatılmıştır. İlk zamanlarda İslam iktisadı alanının teorik ve düşünsel yanları belirgin olarak öne çıkmış, bu alanın kavramsal tanımını ve içeriğini oluşturan söz konusu çalışmalar bir anlamda temel ve örnek teşkil edecek çalışmalar olmuştur denebilir. Konferanslar, akademik çalışmalar, seminerler, atölye faaliyetleri…
Yaşanan bazı gelişmeler, yapılan çalışmaları bütüncül bir iktisadi sistem arayışından finansal sektöre doğru yöneltmiştir. Başlangıçtaki teorik ve düşünsel çabalar, İslam iktisadı düşüncesinin kavramsal ve sistematik tartışmaları birkaç yıl sonra yerini bankacılık ve finans araştırmalarına, tartışmalarına bırakmıştır maalesef.
Bu yazının devamı 182. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ahlâkî Kavramların Semantik Yapısı
Kur’ân’ın ahlâkî dili ile Kur’ânî dünya görüşü Müslüman toplumun kültürel birikimi ile zengin bir çeşitlilikle dünya görüşünü ele alan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu, bunu semantik yapının anahtar kavramları analiz ederek göstermektedir.
Geç Demokrasinin Post-Liberal Dünyasında İslam ve İslamofobi. Irkçılığın Neo-Reel-Politik Temelleri
Bu metin, sosyal gelişme (insani yetkinlikler, gelişimci demokrasi) perspektifine yöneltilmiş krizler/eleştiriler dizisine dair bir teşhis ve sonuçların genel bir taslağını sunmaktadır. Bu perspektif, modernitenin merkez-liberal “jeo-kültürü”nün bir tezahürü
Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Mülahazalar – Bilginin Kaynağı Sorunu -I-
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülahazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Söylemin Manipülatif Gücü
Bilginin doğruluğu kadar bağlamın doğruluğu da önemlidir. Bir anlatıda doğru bilgilerin olması, kurgunun, anlatının da doğru olmasını zorunlu kılmaz. Evet, ‘söylem’ anlatanın dünya görüşüne, bakış ve inanç biçimine göre şekillenir. Asıl dikkat edilmesi gereken söylemler, içerisinde bolca doğruların olduğu söylemlerdir.
Yasaların Gözetiminde Hayat
Gözetim ve gözetleme olgusunun insanlık tarihi kadar geçmişe dayandığı ve her dönemin kendine has unsurları ile görünür olduğu kabul edilmektedir. Modern bir tarih okumasıyla duruma bakacak olursak; Ortaçağın sonlarına kadar Tanrı’nın hükümranlığının etkin olduğu bir dünyadan bahsedebiliriz. Yeniçağ ile birlikte hükümdarların Tanrı’dan rol çalarak kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri ilan etmeleri, hükümdarların hükümranlığının daha baskın olduğu bir sürece geçildiğini göstermektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.