“Oturan yağ kazanır; yürüyen dağ kazanır.” diye bir ifade var. Hakikaten doğru. Yürümek, yolda olmak, yolda gözlem yapmak, yol arkadaşlarından ders almak, ders vermek, sorumluluğunun bilincine vâkıf olmak… Bütün bunlar, tefekkür ve tezekkür halinde iseniz mümkün, hele bir de alıcılarınızı kapatmamışsanız. Zira algılarınızın ve gözlem yeteneğinizin önüne geçen kulaklıklardan kendi belirlediğiniz dünyaya yelken açmışsanız, ne yol dikkatinizi çeker ne de yolcu. Çevrenize kör ve sağır kesilmişseniz ne göz görebilir ne de kulak duyabilir.
Biz üç kişi, tebdil-i mekân yapalım, sıhhat bulalım, seyir halinde gözlem yapalım istedik. Yola revan olduk.
Metrodayız, gidiyoruz hedeflediğimiz istasyonda inmek üzere. Ara istasyonlarda başka yolcular da iniyor, biniyor… Devam ediyoruz yola ve muhabbete… Üç kişiyiz… Müslümanız elhamdülillah! Müslümanlık tablomuzda her birimizin bazı parçaları eksik, bazıları görünür, bazıları görünmez, bazıları ehem, bazıları mühim… Arkadaşımızın birisinin başörtüsü eksik. Bunu niçin söyleme ihtiyacı hissediyorum, şunun için:
Bu yazının devamı
192. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Yaşanılan dönemler ve onların olaylara, insanlara yansımaları dikkate alınarak Müslümanlar ve gelinen nokta ile ilgili bir değerlendirme yapılabilir ancak. Geçen dönemde kuşatıcı yapısal bir gelenek ve arzulanan güçlü bir zemin yakalanamadığı için sonraki yıllarda başta İslâmî değerleri önemseyen entelektüeller olmak üzere idealist birçok Müslüman başka adreslerde yer almaya başlamış ve bu durum büyük bir güven kaybına neden olmuştur. Müslüman kitlede ideallerin zayıflamasında bu entelektüellerin etkisi büyüktür. Bedel ödemeden entelektüel sıfatıyla ortaya çıkmanın geleceği nokta burasıdır, dense yanlış olmaz. Hiç kimse bunların veballerinin olmadığını söyleyemez.
Düşünüyoruz… Bir dergi olsa diyoruz; bütün aileyi kapsayacak, her yaş grubu çocuğa hitap edebilecek, anne babaların da sahiplenebileceği, okuyup okutabilecekleri, eğitici, öğretici, eğlendirici.
Biz mi çıkarsak diyoruz sonra. Ama nasıl? Gücümüz yeter mi? Öncelikle en azından beş sayıyı hazırlamalıyız ki devamının gelip gelmeyeceğini görelim. Deniyoruz ve olabileceğini görüyoruz. Adını da “Adak Çocuk” koyuyoruz dergimizin, hak yola adanmış nesillere bir dua niyetine.
Her ay içerik hazırlama, bilgisayarda temize geçirme, ressama verme, metin ve resimlerin uyumu için kontrol ve düzeltme, renk ayırımına götürme, matbaaya gönderme, heyecanla dergilerin baskıdan gelmesini bekleme, dergiler evin kapısına geldiğinde “acaba bir hata var mı” endişesiyle daha kapıdan içeri almadan göz gezdirme…
Yol bazen çok uzunmuş gibi gelir insana.
Yapılacak şeyleri yaymışsındır daha yaşayacağını sandığın hayatına.
Kafanda hayata dair kaba taslak bir plan vardır.
Birgün aniden birşeyler oluverir.
Birden yolunun kısaldığını anlarsın.
Her an başka başka nedenlerle seni bulabilecek “son” düşüncesi daha da yakınlaşmıştır sana.
Sığdırmaya çalışırsın kısalan yoluna, uzunca gördüğün yol için düşündüklerini.
Diğer taraftan insan da bir ada gibidir. Tıpkı çevresini suyun sarıp sarmalaması gibi diğer varlıklar kuşatır çevresini. Bir başka karaya yol bulamadığı için artık onun için hayat sudur. Su onu sarmalar; o suyu sahiplenir. O’na; ‘Su nedir?’ sorusu sorulsa ‘Sudan başka ne var!?’ diye cevap verir.
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Kayıp Parçayı Yerine Koymak
“Oturan yağ kazanır; yürüyen dağ kazanır.” diye bir ifade var. Hakikaten doğru. Yürümek, yolda olmak, yolda gözlem yapmak, yol arkadaşlarından ders almak, ders vermek, sorumluluğunun bilincine vâkıf olmak… Bütün bunlar, tefekkür ve tezekkür halinde iseniz mümkün, hele bir de alıcılarınızı kapatmamışsanız. Zira algılarınızın ve gözlem yeteneğinizin önüne geçen kulaklıklardan kendi belirlediğiniz dünyaya yelken açmışsanız, ne yol dikkatinizi çeker ne de yolcu. Çevrenize kör ve sağır kesilmişseniz ne göz görebilir ne de kulak duyabilir.
Biz üç kişi, tebdil-i mekân yapalım, sıhhat bulalım, seyir halinde gözlem yapalım istedik. Yola revan olduk.
Metrodayız, gidiyoruz hedeflediğimiz istasyonda inmek üzere. Ara istasyonlarda başka yolcular da iniyor, biniyor… Devam ediyoruz yola ve muhabbete… Üç kişiyiz… Müslümanız elhamdülillah! Müslümanlık tablomuzda her birimizin bazı parçaları eksik, bazıları görünür, bazıları görünmez, bazıları ehem, bazıları mühim… Arkadaşımızın birisinin başörtüsü eksik. Bunu niçin söyleme ihtiyacı hissediyorum, şunun için:
Bu yazının devamı 192. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yılgınlık Çürümedir Çürüme Yavaş Ölümdür
Yaşanılan dönemler ve onların olaylara, insanlara yansımaları dikkate alınarak Müslümanlar ve gelinen nokta ile ilgili bir değerlendirme yapılabilir ancak. Geçen dönemde kuşatıcı yapısal bir gelenek ve arzulanan güçlü bir zemin yakalanamadığı için sonraki yıllarda başta İslâmî değerleri önemseyen entelektüeller olmak üzere idealist birçok Müslüman başka adreslerde yer almaya başlamış ve bu durum büyük bir güven kaybına neden olmuştur. Müslüman kitlede ideallerin zayıflamasında bu entelektüellerin etkisi büyüktür. Bedel ödemeden entelektüel sıfatıyla ortaya çıkmanın geleceği nokta burasıdır, dense yanlış olmaz. Hiç kimse bunların veballerinin olmadığını söyleyemez.
Bir “Çocuk ve Aile Dergisi” Çıkarma Serüveni
Düşünüyoruz… Bir dergi olsa diyoruz; bütün aileyi kapsayacak, her yaş grubu çocuğa hitap edebilecek, anne babaların da sahiplenebileceği, okuyup okutabilecekleri, eğitici, öğretici, eğlendirici.
Biz mi çıkarsak diyoruz sonra. Ama nasıl? Gücümüz yeter mi? Öncelikle en azından beş sayıyı hazırlamalıyız ki devamının gelip gelmeyeceğini görelim. Deniyoruz ve olabileceğini görüyoruz. Adını da “Adak Çocuk” koyuyoruz dergimizin, hak yola adanmış nesillere bir dua niyetine.
Her ay içerik hazırlama, bilgisayarda temize geçirme, ressama verme, metin ve resimlerin uyumu için kontrol ve düzeltme, renk ayırımına götürme, matbaaya gönderme, heyecanla dergilerin baskıdan gelmesini bekleme, dergiler evin kapısına geldiğinde “acaba bir hata var mı” endişesiyle daha kapıdan içeri almadan göz gezdirme…
Yolun Sonu Görününce!
Yol bazen çok uzunmuş gibi gelir insana.
Yapılacak şeyleri yaymışsındır daha yaşayacağını sandığın hayatına.
Kafanda hayata dair kaba taslak bir plan vardır.
Birgün aniden birşeyler oluverir.
Birden yolunun kısaldığını anlarsın.
Her an başka başka nedenlerle seni bulabilecek “son” düşüncesi daha da yakınlaşmıştır sana.
Sığdırmaya çalışırsın kısalan yoluna, uzunca gördüğün yol için düşündüklerini.
Adamak Üstüne
Diğer taraftan insan da bir ada gibidir. Tıpkı çevresini suyun sarıp sarmalaması gibi diğer varlıklar kuşatır çevresini. Bir başka karaya yol bulamadığı için artık onun için hayat sudur. Su onu sarmalar; o suyu sahiplenir. O’na; ‘Su nedir?’ sorusu sorulsa ‘Sudan başka ne var!?’ diye cevap verir.
Entelektüel Bir Haslet Olarak Eleştirellik
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.