“Oturan yağ kazanır; yürüyen dağ kazanır.” diye bir ifade var. Hakikaten doğru. Yürümek, yolda olmak, yolda gözlem yapmak, yol arkadaşlarından ders almak, ders vermek, sorumluluğunun bilincine vâkıf olmak… Bütün bunlar, tefekkür ve tezekkür halinde iseniz mümkün, hele bir de alıcılarınızı kapatmamışsanız. Zira algılarınızın ve gözlem yeteneğinizin önüne geçen kulaklıklardan kendi belirlediğiniz dünyaya yelken açmışsanız, ne yol dikkatinizi çeker ne de yolcu. Çevrenize kör ve sağır kesilmişseniz ne göz görebilir ne de kulak duyabilir.
Biz üç kişi, tebdil-i mekân yapalım, sıhhat bulalım, seyir halinde gözlem yapalım istedik. Yola revan olduk.
Metrodayız, gidiyoruz hedeflediğimiz istasyonda inmek üzere. Ara istasyonlarda başka yolcular da iniyor, biniyor… Devam ediyoruz yola ve muhabbete… Üç kişiyiz… Müslümanız elhamdülillah! Müslümanlık tablomuzda her birimizin bazı parçaları eksik, bazıları görünür, bazıları görünmez, bazıları ehem, bazıları mühim… Arkadaşımızın birisinin başörtüsü eksik. Bunu niçin söyleme ihtiyacı hissediyorum, şunun için:
Bu yazının devamı
192. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İslamcılığın ideolojik çöküşü Olivier Roy’un 1990’larda “Siyasal İslam’ın İflası” adlı kitabında dile getirilmişti. Roy’a göre, İslamcılık, başlangıçta gelenek karşıtı modern bir entelektüel akım iken uğradığı dönüşümle, marjinalize olmuş kentli gençler için ilgi çeken bir radikal protesto hareketi olmaktan öteye gidememişti. Yine, ona göre İslamcılık, batılılaşma ve karma eğitimin getirdiği ahlaki yozlaşmaya karşı çıkan ancak düşüncelerini …
Zemheride gül açanlar! Ağustos’ta buz tutanlar! Su üstüne yazı yazan sevda kahramanları! Türkülerle Anadolu’yu dolaşmak için sabırsızlananlar! Daha ne bekliyorsunuz? Haydi, artık düşün yollara…
“İnsan beşerdir şaşar” derler. Değişmeyen bir hayat üzere olsaydı insan, diğer varlıklar gibi mekanik, programlanmış bir bilgisayar gibi yaşar giderdi. O zaman hayatın ne tadı ne de tuzu olurdu.
Acı ya da tatlı, yaşadığımız her hikâye bize sabrı, aklı ve kalbi birlikte yoğurmayı, dua ve eylemi bir arada tutmayı, kendi hayat mücadelesinde bir başkasının da huzur bulmasını sağlamayı, birlikte direnmeyi, topluca değişmeyi, sevmeyi ve çok sevmeyi, kuşu, çiçeği, böceği dinlemeyi, hüznü, acıyı, kederi, umudu, ümidi, neşeyi hissedip hissettirebilmeyi, bizi biz yapan bütün zorlukların üstesinden gelebilmeyi, en önemlisi de her insanın sonunda bir hikâye olacağını, onun bunun değil kendi hikâyesini yazmanın ve yaşamanın bilincini, kadir ve kıymetini, bunun kahramanlığını öğretir.
Ümit ederim iyisindir, zira ümit soluk alıp-vermenin niteliğini etkiler… Nicedir yazıyorum, içimden geldiği, dilimin döndüğü, aklımın erdiği kadarıyla… Geçen mektupta “istersen yaz e-mail adresime” dedim. Yazmadın, demek ki istemedin, yoksa yazacaklarını bitirmiş, sebeplerini yitirmiş olamazsın. Yok yok, sitem değil bu, niye sitem edeyim ki yazmak benim kararım ve tercihim, senin için de durum aynı diğer bir ifadeyle. Ama yazsaydın, yazmak kadar okumak da iyi gelirdi bana. Hâlinden haber almak, kafanı yoranları, gönlünü besleyenleri, ümidini destekleyenleri görmek isterdim/isterim. Kapsama alanımda olanlar ilgilendirir beni, yazarken dinliyor ve dinleniyorum ben, öyle düşünüyorum işte, yazmak bana iyi geldiği gibi sana da iyi gelir düşüncesindeyim.
Kayıp Parçayı Yerine Koymak
“Oturan yağ kazanır; yürüyen dağ kazanır.” diye bir ifade var. Hakikaten doğru. Yürümek, yolda olmak, yolda gözlem yapmak, yol arkadaşlarından ders almak, ders vermek, sorumluluğunun bilincine vâkıf olmak… Bütün bunlar, tefekkür ve tezekkür halinde iseniz mümkün, hele bir de alıcılarınızı kapatmamışsanız. Zira algılarınızın ve gözlem yeteneğinizin önüne geçen kulaklıklardan kendi belirlediğiniz dünyaya yelken açmışsanız, ne yol dikkatinizi çeker ne de yolcu. Çevrenize kör ve sağır kesilmişseniz ne göz görebilir ne de kulak duyabilir.
Biz üç kişi, tebdil-i mekân yapalım, sıhhat bulalım, seyir halinde gözlem yapalım istedik. Yola revan olduk.
Metrodayız, gidiyoruz hedeflediğimiz istasyonda inmek üzere. Ara istasyonlarda başka yolcular da iniyor, biniyor… Devam ediyoruz yola ve muhabbete… Üç kişiyiz… Müslümanız elhamdülillah! Müslümanlık tablomuzda her birimizin bazı parçaları eksik, bazıları görünür, bazıları görünmez, bazıları ehem, bazıları mühim… Arkadaşımızın birisinin başörtüsü eksik. Bunu niçin söyleme ihtiyacı hissediyorum, şunun için:
Bu yazının devamı 192. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İlkeler Üzerinden Konuşmak
İslamcılığın ideolojik çöküşü Olivier Roy’un 1990’larda “Siyasal İslam’ın İflası” adlı kitabında dile getirilmişti. Roy’a göre, İslamcılık, başlangıçta gelenek karşıtı modern bir entelektüel akım iken uğradığı dönüşümle, marjinalize olmuş kentli gençler için ilgi çeken bir radikal protesto hareketi olmaktan öteye gidememişti. Yine, ona göre İslamcılık, batılılaşma ve karma eğitimin getirdiği ahlaki yozlaşmaya karşı çıkan ancak düşüncelerini …
Anadolu Türkü Dolu
Zemheride gül açanlar! Ağustos’ta buz tutanlar! Su üstüne yazı yazan sevda kahramanları! Türkülerle Anadolu’yu dolaşmak için sabırsızlananlar! Daha ne bekliyorsunuz? Haydi, artık düşün yollara…
İnsan; Üç Beş Damla Kan ve Binbir Pişmanlık
“İnsan beşerdir şaşar” derler. Değişmeyen bir hayat üzere olsaydı insan, diğer varlıklar gibi mekanik, programlanmış bir bilgisayar gibi yaşar giderdi. O zaman hayatın ne tadı ne de tuzu olurdu.
Kişisel Tarihimizin Yol Dönümleri
Acı ya da tatlı, yaşadığımız her hikâye bize sabrı, aklı ve kalbi birlikte yoğurmayı, dua ve eylemi bir arada tutmayı, kendi hayat mücadelesinde bir başkasının da huzur bulmasını sağlamayı, birlikte direnmeyi, topluca değişmeyi, sevmeyi ve çok sevmeyi, kuşu, çiçeği, böceği dinlemeyi, hüznü, acıyı, kederi, umudu, ümidi, neşeyi hissedip hissettirebilmeyi, bizi biz yapan bütün zorlukların üstesinden gelebilmeyi, en önemlisi de her insanın sonunda bir hikâye olacağını, onun bunun değil kendi hikâyesini yazmanın ve yaşamanın bilincini, kadir ve kıymetini, bunun kahramanlığını öğretir.
Mektup V
Ümit ederim iyisindir, zira ümit soluk alıp-vermenin niteliğini etkiler… Nicedir yazıyorum, içimden geldiği, dilimin döndüğü, aklımın erdiği kadarıyla… Geçen mektupta “istersen yaz e-mail adresime” dedim. Yazmadın, demek ki istemedin, yoksa yazacaklarını bitirmiş, sebeplerini yitirmiş olamazsın. Yok yok, sitem değil bu, niye sitem edeyim ki yazmak benim kararım ve tercihim, senin için de durum aynı diğer bir ifadeyle. Ama yazsaydın, yazmak kadar okumak da iyi gelirdi bana. Hâlinden haber almak, kafanı yoranları, gönlünü besleyenleri, ümidini destekleyenleri görmek isterdim/isterim. Kapsama alanımda olanlar ilgilendirir beni, yazarken dinliyor ve dinleniyorum ben, öyle düşünüyorum işte, yazmak bana iyi geldiği gibi sana da iyi gelir düşüncesindeyim.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.