7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen Aksa Tufanı operasyonunun üzerinden yaklaşık olarak 3 ay geçti. Yoğunluğunda görece azalma olsa da, hadisenin sıcaklığı hala devam ediyor ve Başta ABD olmak üzere Batılı hükümetlerin desteğini arkasına alan İsrail katliam yapmayı sürdürüyor, Hamas ise, bir yandan kısıtlı imkanlarla direnmeye devam ederken, öte yandan dünya kamuoyunun desteğini arkasına alarak psikolojik üstünlüğü ele geçirmeye çalışıyor. Olayın değerlendirmesine gelince, şunu söyleyebiliriz: farklı kesimler farklı yaklaşımlar sergiliyorlar. Küresel sistemin banileri ve uzantıları için operasyon “terörist” bir eylem”e karşılık gelirken, “aktivist” gruplar hadiseyi “diriliş muştusu” olarak görüyor. STK’lar ise daha çok “çaresizlik” teriminin tazammun ettiği anlamlar çerçevesinde olayı açıklıyor ve meselenin “insani” boyutunu öne çıkarıyorlar. Yani her kesim bulunduğu pozisyon itibarıyla olan-biteni yorumluyor ve meseleye o zaviyeden yaklaşıyor. Bu durumda bizim de konuyu benzer biçimde bulunduğumuz pozisyon itibarıyla değerlendireceğimizi söylemek yanlış olmaz. Ama burada şu hususa dikkat edilmelidir: farklı pozisyonların “meşrulaştırıcı” gerekçeleri de farklı olur. Bunların kimisini “çıkar” belirler, kimisini de “ideoloji.” Hadiseyi değerlendirirken karşımıza çıkan yorum farklılıklarının temel sebebi budur. İnsandan beklenen ise elbette “hak-hakikat” ölçüleri temelinde bir değerlendirme yapmasıdır. Bu yazı çerçevesinde benim yapmaya çalışacağım şey de budur.
Görüşlerimi iki ana başlık altında ve olabildiğince özet bir şekilde ifade etmeye çalışacağım, çünkü hadisenin pek çok boyutu var ve her birini tahlil için fazla yerimiz de yok. Bu bağlamda öncelikle Gazze’de olan-bitenlerin bizlere “hatırlattıkları”na değineceğim, ardından da bu olayların “gösterdikleri”ne işaret etmeye gayret edeceğim. Ama bundan önce hadisenin ne idüğüne dair görüşümü kısaca ifade etmem lazım, çünkü yapacağım değerlendirmeler buna dayanıyor:
Bu yazının devamı
214. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Örneğimiz Resûlullah’ın tek görevi tebliğdir. Tebliğin farklı boyutları bulunmaktadır. Tebliğ sadece sözlü bir propaganda ya da söylev değildir. Tebliğ, mesajı iletmek, mesajın yaşanılabilirliğini göstermek ve örnek olmayı, mesajı yine mesajla açıklamayı da beraberinde getirir:
İslâmcılık’a ve İslâmcılara ne olduğu tartışması büyük bir kitleyi çoktan beridir usandırmış olsa da bilhassa bu fikriyata emek ve gönül vermiş olanlar, yılgınlık, endişe ve ümit
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
Gerek Anayasa yapım sürecinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin Anayasa’nın eşitlik maddesinde değil de ilgili maddenin gerekçesinde düzenleneceğine dair basında çıkan haberler, gerek 30 Eylül’de açıklanan de-mokratikleşme paketinde bu ifadelere dair herhangi bir atfın yapılmaması siyasî
Hamdi Yazır tefsirini yetmişli yılların başında okumaya başlayınca, tam dokuz ay hiç ara vermeksizin, mektebi filan da unutarak, adeta zorunlu ders gibi aralıksız sürdürmüştüm. Aynı tarihlerde tefsirden birinci elden öğrendiklerimi de arkadaşlarım arasında, değişik vesilelerle buluşmalarımızda aktarmaya başlamıştım. Anlattıklarım mevcut geleneksel din anlayışına büyük ekseriyetle muhalif düşmekteydi. Benim arkam sağlamdı. Söylediklerime karşı duranlara tefsirin adını andığımda şöyle bir duraklıyor, düşünmeye başlıyor, muhtemelen benim anlamadığıma yoruyorlardı. Fakat asla kaynağına bakma ihtiyacı duymuyorlardı. Genetik ezberleri, alışkanlıkları ve korkuları buna mani oluyordu.
Gazze’nin Hatırlattıkları ve Gösterdikleri
7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen Aksa Tufanı operasyonunun üzerinden yaklaşık olarak 3 ay geçti. Yoğunluğunda görece azalma olsa da, hadisenin sıcaklığı hala devam ediyor ve Başta ABD olmak üzere Batılı hükümetlerin desteğini arkasına alan İsrail katliam yapmayı sürdürüyor, Hamas ise, bir yandan kısıtlı imkanlarla direnmeye devam ederken, öte yandan dünya kamuoyunun desteğini arkasına alarak psikolojik üstünlüğü ele geçirmeye çalışıyor. Olayın değerlendirmesine gelince, şunu söyleyebiliriz: farklı kesimler farklı yaklaşımlar sergiliyorlar. Küresel sistemin banileri ve uzantıları için operasyon “terörist” bir eylem”e karşılık gelirken, “aktivist” gruplar hadiseyi “diriliş muştusu” olarak görüyor. STK’lar ise daha çok “çaresizlik” teriminin tazammun ettiği anlamlar çerçevesinde olayı açıklıyor ve meselenin “insani” boyutunu öne çıkarıyorlar. Yani her kesim bulunduğu pozisyon itibarıyla olan-biteni yorumluyor ve meseleye o zaviyeden yaklaşıyor. Bu durumda bizim de konuyu benzer biçimde bulunduğumuz pozisyon itibarıyla değerlendireceğimizi söylemek yanlış olmaz. Ama burada şu hususa dikkat edilmelidir: farklı pozisyonların “meşrulaştırıcı” gerekçeleri de farklı olur. Bunların kimisini “çıkar” belirler, kimisini de “ideoloji.” Hadiseyi değerlendirirken karşımıza çıkan yorum farklılıklarının temel sebebi budur. İnsandan beklenen ise elbette “hak-hakikat” ölçüleri temelinde bir değerlendirme yapmasıdır. Bu yazı çerçevesinde benim yapmaya çalışacağım şey de budur.
Görüşlerimi iki ana başlık altında ve olabildiğince özet bir şekilde ifade etmeye çalışacağım, çünkü hadisenin pek çok boyutu var ve her birini tahlil için fazla yerimiz de yok. Bu bağlamda öncelikle Gazze’de olan-bitenlerin bizlere “hatırlattıkları”na değineceğim, ardından da bu olayların “gösterdikleri”ne işaret etmeye gayret edeceğim. Ama bundan önce hadisenin ne idüğüne dair görüşümü kısaca ifade etmem lazım, çünkü yapacağım değerlendirmeler buna dayanıyor:
Bu yazının devamı 214. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kur’an’daki Resulullah Ve Sünnet-Hadis-Rivayet Kavramları
Örneğimiz Resûlullah’ın tek görevi tebliğdir. Tebliğin farklı boyutları bulunmaktadır. Tebliğ sadece sözlü bir propaganda ya da söylev değildir. Tebliğ, mesajı iletmek, mesajın yaşanılabilirliğini göstermek ve örnek olmayı, mesajı yine mesajla açıklamayı da beraberinde getirir:
İslamcılığın Müslüman Pragmatizminden Ötesi Var mıdır?
İslâmcılık’a ve İslâmcılara ne olduğu tartışması büyük bir kitleyi çoktan beridir usandırmış olsa da bilhassa bu fikriyata emek ve gönül vermiş olanlar, yılgınlık, endişe ve ümit
Mutluluk ve Ahlâk İlişkisi
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
İnsan Fıtratını Bozma Girişimi Olarak Cinsiyet Eşitliği Projesi
Gerek Anayasa yapım sürecinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin Anayasa’nın eşitlik maddesinde değil de ilgili maddenin gerekçesinde düzenleneceğine dair basında çıkan haberler, gerek 30 Eylül’de açıklanan de-mokratikleşme paketinde bu ifadelere dair herhangi bir atfın yapılmaması siyasî
Hamdi Yazır Tefsirinden Kavramsal İzdüşümler
Hamdi Yazır tefsirini yetmişli yılların başında okumaya başlayınca, tam dokuz ay hiç ara vermeksizin, mektebi filan da unutarak, adeta zorunlu ders gibi aralıksız sürdürmüştüm. Aynı tarihlerde tefsirden birinci elden öğrendiklerimi de arkadaşlarım arasında, değişik vesilelerle buluşmalarımızda aktarmaya başlamıştım. Anlattıklarım mevcut geleneksel din anlayışına büyük ekseriyetle muhalif düşmekteydi. Benim arkam sağlamdı. Söylediklerime karşı duranlara tefsirin adını andığımda şöyle bir duraklıyor, düşünmeye başlıyor, muhtemelen benim anlamadığıma yoruyorlardı. Fakat asla kaynağına bakma ihtiyacı duymuyorlardı. Genetik ezberleri, alışkanlıkları ve korkuları buna mani oluyordu.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.