Batılı paradigmanın dayatılması ile birlikte Müslümanların hayatları, düşünce tarzları, dünya görüşleri altüst olmuştur. Müslümanlar modern seküler dünyanın gayri ahlâkiliğini, anormalliğini göremediği için her tür olguyu sorgulamaksızın açık bir şekilde kabul etmektedir. Bu, Müslümanların zihinsel tutsaklık içerisinde olduğunu göstermektedir. Müslümanlar, genellikle ütopik beklentilerin büyüsüne kapıldığı için küresel gerçekliklerin dönüştürücü etkileri karşısında herhangi bir önlem alma ihtiyacı duymamaktadır.
Müslümanlar, geçmişte vahyin ve aklın ışığında geliştirdikleri bağımsız düşünsel yeteneklerle dünyayı ve tarihi şekillendiriyor, dönüştürüyorlardı. Zihinlerin Batılı dünya görüşü tarafından sömürgeleştirilmesi ile birlikte Müslümanlar, dünyayı ve tarihi dönüştürme yeteneğini kaybetmiştir. Müslüman toplumlarda ciddi bir ufuk ve bilinç daralması yaşanmaktadır maalesef.
Modern dönemde Batılı dünya görüşleri sömürgecilik aracılığıyla mutlaklaştırılmış, Batılı olmayan dünya görüşleri, hayat tarzları, tarih algıları ise tarihin dışına sürülmüştür. Batılı olmayan düşünce, tarih, kültür ve insan değersiz görülmüştür. Aydınlanmacı modern zamanlar boyunca Müslüman halklar kültürel, düşünsel, zihinsel soykırıma tabi tutulmuştur. Zihinsel soykırım nedeniyle Müslümanlar tarihsel zamanlar karşısında ağır bir bilinç körlüğü yaşamıştır. Bu süreç hâlâ devam etmektedir. Kendi diliyle konuşma iradesine sahip olmayan Müslümanlar başkalarının dayattığı dille, kavramlarla konuşmak zorunda bırakılmıştır.
Düşünceler kelebeklerin kelebek doğurduğu gibi doğmaz, düşünceler kendisinden önceki düşünceye tepki olarak doğar diyordu rahmetli Hüsamettin Aslan hoca, çevirisini yaptığı John W. Murphy’nin Postmodern Toplumsal Analiz ve Postmodern Eleştiri adlı eserin önsözünde. Postmodernizmi anlamak için modernizmi bilmek, modernizmi anlamak için de Hıristiyanlığın kurumsal ve kolektif kimliğe dönüştüğü bin yıllık feodalite dönemini kavramak gerekmektedir.
Hep aynı pencereden mi bakılması gerek hayata, olaylara, geçmişe, geleceğe? Sormak, sorgulamak, eleştirmek gerekmez mi alışılmışları, öne sürülenleri? Sormak, sorgulamak, eleştirmek başka pencereler açmaktır hayata, olaylara. Başka ufuklar kazandırmak, başka imkânlar bulmak…
Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor.
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık …
Bu bakımdan mevcut içtihat şartlarına ilave olarak günümüzdeki içtihat faaliyeti için “realiteyi görme ve dikkate alma” şartı da ilave edilmelidir. Tarihsel fıkıh birikiminin potansiyelini açığa çıkarmak ve bu yolla hayata katkıda bulunup yanlış uygulamaları ahlâki zemine çekecek şekilde yön vermek üzere günümüz İslam hukukçularının/fıkıhçıların karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik içtihat faaliyetinde bulunmaları hem bir hak hem de görevdir.
Müslüman Zihninin Yeniden İnşa Edilmesi Gerek
Batılı paradigmanın dayatılması ile birlikte Müslümanların hayatları, düşünce tarzları, dünya görüşleri altüst olmuştur. Müslümanlar modern seküler dünyanın gayri ahlâkiliğini, anormalliğini göremediği için her tür olguyu sorgulamaksızın açık bir şekilde kabul etmektedir. Bu, Müslümanların zihinsel tutsaklık içerisinde olduğunu göstermektedir. Müslümanlar, genellikle ütopik beklentilerin büyüsüne kapıldığı için küresel gerçekliklerin dönüştürücü etkileri karşısında herhangi bir önlem alma ihtiyacı duymamaktadır.
Müslümanlar, geçmişte vahyin ve aklın ışığında geliştirdikleri bağımsız düşünsel yeteneklerle dünyayı ve tarihi şekillendiriyor, dönüştürüyorlardı. Zihinlerin Batılı dünya görüşü tarafından sömürgeleştirilmesi ile birlikte Müslümanlar, dünyayı ve tarihi dönüştürme yeteneğini kaybetmiştir. Müslüman toplumlarda ciddi bir ufuk ve bilinç daralması yaşanmaktadır maalesef.
Modern dönemde Batılı dünya görüşleri sömürgecilik aracılığıyla mutlaklaştırılmış, Batılı olmayan dünya görüşleri, hayat tarzları, tarih algıları ise tarihin dışına sürülmüştür. Batılı olmayan düşünce, tarih, kültür ve insan değersiz görülmüştür. Aydınlanmacı modern zamanlar boyunca Müslüman halklar kültürel, düşünsel, zihinsel soykırıma tabi tutulmuştur. Zihinsel soykırım nedeniyle Müslümanlar tarihsel zamanlar karşısında ağır bir bilinç körlüğü yaşamıştır. Bu süreç hâlâ devam etmektedir. Kendi diliyle konuşma iradesine sahip olmayan Müslümanlar başkalarının dayattığı dille, kavramlarla konuşmak zorunda bırakılmıştır.
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
210. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Postmodern Dünyada Eğitim: Özne Anlam İlişkisi
Düşünceler kelebeklerin kelebek doğurduğu gibi doğmaz, düşünceler kendisinden önceki düşünceye tepki olarak doğar diyordu rahmetli Hüsamettin Aslan hoca, çevirisini yaptığı John W. Murphy’nin Postmodern Toplumsal Analiz ve Postmodern Eleştiri adlı eserin önsözünde. Postmodernizmi anlamak için modernizmi bilmek, modernizmi anlamak için de Hıristiyanlığın kurumsal ve kolektif kimliğe dönüştüğü bin yıllık feodalite dönemini kavramak gerekmektedir.
Eleştirel Düşünme Ya Da Nida Dergisi
Hep aynı pencereden mi bakılması gerek hayata, olaylara, geçmişe, geleceğe? Sormak, sorgulamak, eleştirmek gerekmez mi alışılmışları, öne sürülenleri? Sormak, sorgulamak, eleştirmek başka pencereler açmaktır hayata, olaylara. Başka ufuklar kazandırmak, başka imkânlar bulmak…
En Büyük Kötülükle Uzlaşmak
Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor.
Silinmemiş Bir Hayâl’in Adı: Bektaş
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık …
Günümüzde İçtihadın Anlamı ve İmkânı
Bu bakımdan mevcut içtihat şartlarına ilave olarak günümüzdeki içtihat faaliyeti için “realiteyi görme ve dikkate alma” şartı da ilave edilmelidir. Tarihsel fıkıh birikiminin potansiyelini açığa çıkarmak ve bu yolla hayata katkıda bulunup yanlış uygulamaları ahlâki zemine çekecek şekilde yön vermek üzere günümüz İslam hukukçularının/fıkıhçıların karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik içtihat faaliyetinde bulunmaları hem bir hak hem de görevdir.
Alışverişe devam et