Çocuğu kadını, yaşlıyı, engelliyi ayırmaksızın işgalci İsrail’in binlerce masum insanı hunharca katlettiği izlendi ekranlarda. Yüzbinlerce sivilin yurtlarından sürüldüğüne; elektrikten, sudan, temel gıda maddelerinden mahrum bırakıldığına; hastanelerin, ambulansların, okulların, camilerin, evlerin bombalandığına, Gazze halkının sürgün veya toplu ölümden birini tercih etmeye zorlandığına ve onlara soykırım yapıldığına tanık oldu bütün dünya.
Gazze ile bir kez daha denenmektedir, başta Müslümanlar olmak üzere, bütün insanlık. Bir kez daha ayrışıyor zulmün karşısında ve adaletin yanında yer alanlar ile işgale ve soykırıma ortak olanlar, seyirci kalanlar.
Hamas’ı terör örgütü olarak görenler…
Hamas’ın İsrail’in ajanlığını yaptığını ileri sürenler…
ABD ve işgalci Yahudi Devleti’nin haklı olduğunu, Hamas’ın ise yanlış yaptığını ileri sürenler…
Bu yazının devamı
214. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Giriş Bu makalede post-modern düşüncenin mikro düzeydeki parçalanmışlığına dikkat çekilmeye çalışılacaktır. Her şeyiyle tamamen değişen bir dünyada, her şeyiyle tamamen değişen evrende ve insanda, bugünün popüler ve dahi küresel denebilecek post-modern düşüncenin etkisini görmemek mümkün değildir. Bireyden (insandan) başlayan ve akla gelebilecek her alanda ve olguda kendisini hissettiren post-modern düşünce, bu düşüncenin dayattığı hayat tasavvuru, …
Bizim tetkiklerimiz, araştırmalarımız da tenkide tabi tutulmadan geçilmesin. Bu konuda dikkatli bulunmaya çalıştığımız hâlde, farkında olmadan hata yaptığımızı görüp anlarsak, onları kendimiz bile hoş görmüyoruz ve hoş görülmeyerek ikazlar yapılmasını –Allah rızası için- bekliyoruz.
İncelemelerimizdeki doğrular, yücelerden yüce bulunan El-Âlim’dendir. O’nun sevgili Resûlü’nün bereketli tebliğlerindendir. Bilmeyerek yaptığımız hatalar, anlamayarak düştüğümüz yanlışlar, farkına varmadığımız bütün aksamalar, görülürse, onlar bize aittir, kabul edilmemesi, reddedilmesi gerekir.
İslâm denildiği zaman, maziye âit takdir hislerimin dışında benim aklıma ne yazık ki, bu güne âit hiçbir coğrafya gelmiyor. Ne doğusu, ne batısı, ne de Ortadoğu’su (lânet bir Britanya tâbiri aslında) ile… Bu coğrafyalarda İslâm’a âit gibi görünen söylemleri çekip alınız, hayatın kendi gerçekliği içinde İslâm hüviyetine dâir tek bir şey bulamazsınız. Bulacağınız tek şey; sadece her gün tazelenen müstemleke zihniyeti, durmadan şekil değiştiren duygularımız, enkaza dönmüş bilinç altımızdır o kadar. Oysa İslâm’ın kendi gerçekliği içindeki o muazzam armonisini, en üstün mânâsını, ihtişamını ve saf renklerini gösterebilmesi; hissî intibalardan sıyrılmış, büyük emelleri olan yüksek şahsiyetlerin varlığına bağlıdır. İslâm’ı aslî hüviyeti ile kavramayı sağlayan ve hayâlî doyurmaların dışındaki gerçek insanı belirleyen tek şey ise şuurdur. Bu farkedilmediği sürece de, içinde hiçbir yüksek ahlâk yasasının bulunmadığı çağın ağır havası, minarelerimizin şerefelerini yıka yıka yoluna devam edecektir. Önümüze bir dünya haritası koyup onu dışarıdan bir gözle seyrettiğimizde bu iddianın neye dayandığı daha iyi anlaşılır.
Nerdesin ey Sultan Hamid Han?
Feryadım varır mı bârgâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan
Şu nankör milletinin bak günahına
Tarihler adını andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasi padişahına
Padişah hem zalim hem deli dedik
İhtilâle kıyam etmeli dedik
Şeytan ne dediyse biz belî dedik
Çalıştık fitnenin intihabına
Sonra cinsi bozuk ahlâkı fena
“Yenilenme arzumuz ve çoğumuzun şu andakinden daha iyi olmamız hususundaki isteği bize, iş işten geçmediği hakkında düşünme hakkı veriyor. Şüphesiz yenilenmek (yeniden hayata dönmek) için ortada bir yol da mevcuttur. Bu yol görebilenler için apaçık ortadadır. Gerçekleşebilmesi de iki şeye bağlıdır. Bizdeki rûhî yenilginin veya ümitsizliğin bir başka adı olan “bahâne bulma rûhunu” terk etmek; Tam bir azim ve şuurla Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek…”
Meğer İsrail Gazze’nin Dışında Hemen Her Yeri İşgal Etmiş
Çocuğu kadını, yaşlıyı, engelliyi ayırmaksızın işgalci İsrail’in binlerce masum insanı hunharca katlettiği izlendi ekranlarda. Yüzbinlerce sivilin yurtlarından sürüldüğüne; elektrikten, sudan, temel gıda maddelerinden mahrum bırakıldığına; hastanelerin, ambulansların, okulların, camilerin, evlerin bombalandığına, Gazze halkının sürgün veya toplu ölümden birini tercih etmeye zorlandığına ve onlara soykırım yapıldığına tanık oldu bütün dünya.
Gazze ile bir kez daha denenmektedir, başta Müslümanlar olmak üzere, bütün insanlık. Bir kez daha ayrışıyor zulmün karşısında ve adaletin yanında yer alanlar ile işgale ve soykırıma ortak olanlar, seyirci kalanlar.
Hamas’ı terör örgütü olarak görenler…
Hamas’ın İsrail’in ajanlığını yaptığını ileri sürenler…
Topraklarından zorla sürülen insanları, “topraklarını sattılar” yalanıyla suçlayanlar…
ABD ve işgalci Yahudi Devleti’nin haklı olduğunu, Hamas’ın ise yanlış yaptığını ileri sürenler…
Bu yazının devamı 214. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Post-modernizm; Mikro Parçalanmışlık
Giriş Bu makalede post-modern düşüncenin mikro düzeydeki parçalanmışlığına dikkat çekilmeye çalışılacaktır. Her şeyiyle tamamen değişen bir dünyada, her şeyiyle tamamen değişen evrende ve insanda, bugünün popüler ve dahi küresel denebilecek post-modern düşüncenin etkisini görmemek mümkün değildir. Bireyden (insandan) başlayan ve akla gelebilecek her alanda ve olguda kendisini hissettiren post-modern düşünce, bu düşüncenin dayattığı hayat tasavvuru, …
M. Said Çekmegil’in Diyalektik Yöntemi ve Eleştiri Ahlâkı
Bizim tetkiklerimiz, araştırmalarımız da tenkide tabi tutulmadan geçilmesin. Bu konuda dikkatli bulunmaya çalıştığımız hâlde, farkında olmadan hata yaptığımızı görüp anlarsak, onları kendimiz bile hoş görmüyoruz ve hoş görülmeyerek ikazlar yapılmasını –Allah rızası için- bekliyoruz.
İncelemelerimizdeki doğrular, yücelerden yüce bulunan El-Âlim’dendir. O’nun sevgili Resûlü’nün bereketli tebliğlerindendir. Bilmeyerek yaptığımız hatalar, anlamayarak düştüğümüz yanlışlar, farkına varmadığımız bütün aksamalar, görülürse, onlar bize aittir, kabul edilmemesi, reddedilmesi gerekir.
Ne Geleneksel İslam Ne Demo İslam…
İslâm denildiği zaman, maziye âit takdir hislerimin dışında benim aklıma ne yazık ki, bu güne âit hiçbir coğrafya gelmiyor. Ne doğusu, ne batısı, ne de Ortadoğu’su (lânet bir Britanya tâbiri aslında) ile… Bu coğrafyalarda İslâm’a âit gibi görünen söylemleri çekip alınız, hayatın kendi gerçekliği içinde İslâm hüviyetine dâir tek bir şey bulamazsınız. Bulacağınız tek şey; sadece her gün tazelenen müstemleke zihniyeti, durmadan şekil değiştiren duygularımız, enkaza dönmüş bilinç altımızdır o kadar. Oysa İslâm’ın kendi gerçekliği içindeki o muazzam armonisini, en üstün mânâsını, ihtişamını ve saf renklerini gösterebilmesi; hissî intibalardan sıyrılmış, büyük emelleri olan yüksek şahsiyetlerin varlığına bağlıdır. İslâm’ı aslî hüviyeti ile kavramayı sağlayan ve hayâlî doyurmaların dışındaki gerçek insanı belirleyen tek şey ise şuurdur. Bu farkedilmediği sürece de, içinde hiçbir yüksek ahlâk yasasının bulunmadığı çağın ağır havası, minarelerimizin şerefelerini yıka yıka yoluna devam edecektir. Önümüze bir dünya haritası koyup onu dışarıdan bir gözle seyrettiğimizde bu iddianın neye dayandığı daha iyi anlaşılır.
Tövbenin Siyaseti ya da Siyasetin Tövbesi
Nerdesin ey Sultan Hamid Han?
Feryadım varır mı bârgâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan
Şu nankör milletinin bak günahına
Tarihler adını andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasi padişahına
Padişah hem zalim hem deli dedik
İhtilâle kıyam etmeli dedik
Şeytan ne dediyse biz belî dedik
Çalıştık fitnenin intihabına
Sonra cinsi bozuk ahlâkı fena
İqrâ: Yenilen insandan yenilenen insana
“Yenilenme arzumuz ve çoğumuzun şu andakinden daha iyi olmamız hususundaki isteği bize, iş işten geçmediği hakkında düşünme hakkı veriyor. Şüphesiz yenilenmek (yeniden hayata dönmek) için ortada bir yol da mevcuttur. Bu yol görebilenler için apaçık ortadadır. Gerçekleşebilmesi de iki şeye bağlıdır. Bizdeki rûhî yenilginin veya ümitsizliğin bir başka adı olan “bahâne bulma rûhunu” terk etmek; Tam bir azim ve şuurla Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek…”
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.