Masallar mutlu sonla biter. Ejderhalar mağlup olur, ormanı kaplayan karanlık aydınlığa dönüşür, ‘iyiler’ yol boyu hep iyi olarak kalır ve daha büyük bir iyileşme ile yurtlarına varırlar. Üstelik yola çıkan kahramanımız acemidir. Olağanüstü olaylara karşı onu koruyan da bu hamlığıdır. Kahramanımız yolu yürürken gelişir ve bu gelişme bizim hayal gücümüzü geliştirir aynı zamanda. Ejderhaları yenebileceğimize dair umudumuzu masallara olan inancımızla hissederiz.
Hikâyeler boyunca tekrarlanan bir örüntü ile karşı karşıya kaldığımız halde sürekli cadıya kanan saf bir çocuk buluruz içimizde. Çünkü masalların bize sunduğu iç motivasyon sabırdır. Kanmak, kandırılmak, başarısız olmak, acele etmek, isyan etmek, kin tutmak gibi duyguların parladığı yerler değildir masallar. Keloğlan her defasında cadıya inansa da bu onun için bir başarısızlık olmayacaktır.
Bu yazının devamı
206. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“İnsan beşerdir şaşar” derler. Değişmeyen bir hayat üzere olsaydı insan, diğer varlıklar gibi mekanik, programlanmış bir bilgisayar gibi yaşar giderdi. O zaman hayatın ne tadı ne de tuzu olurdu.
Modernizmin dayattığı şeffaf ağ toplumu projesi insanı insan kılan pek çok dini, fıtri veya kültürel değeri kendi varoluşu için tehdit olarak görmektedir. Bu değerlerin en başında ise şüphesiz mahremiyet gelmektedir. Çünkü; biricikliğimizi, özgünlüğümüzü ve kişisel varlığımızı mahrem sınırlarımız korur. Oysa bizim olanı, bize ait olanı başkalarına açtığımızda artık o aynı zamanda kamusallaşmıştır da. Ancak insan, ahlakı, bilgisi, tecrübesi gibi ulvi değerleriyle kamusal alana katkı sağlayan bir özne olmalıyken, kamusal alanın bir nesnesi olmamalıdır.
‘Sağlığımda beni teperler \ Ölünce mezarım öperler’
Atalar sözü olan ‘Kör ölür, badem gözlü olur’ tümcesi de bizi hemen hemen aynı kapıya götürür. Bu kapının üzerinde sitem, şikayet, vefasızlık vardır. İnsanın değeri bazen hayatteyken bilinir, çoğu zamansa dünyasını değiştirdikten sonra.
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız?
İnsanlığın yaratılış amacından uzaklaşıp kendini zihinsel sapmaların içinde bulmadığı bir çağ nerdeyse yok gibidir. Her çağda insanlık çeşitli aldanmalar, bozulmalar ve kendilik değerini düşüren hal ve davranışlar içinde bulunmuştur.
Geleneksel Masallar
Masallar mutlu sonla biter. Ejderhalar mağlup olur, ormanı kaplayan karanlık aydınlığa dönüşür, ‘iyiler’ yol boyu hep iyi olarak kalır ve daha büyük bir iyileşme ile yurtlarına varırlar. Üstelik yola çıkan kahramanımız acemidir. Olağanüstü olaylara karşı onu koruyan da bu hamlığıdır. Kahramanımız yolu yürürken gelişir ve bu gelişme bizim hayal gücümüzü geliştirir aynı zamanda. Ejderhaları yenebileceğimize dair umudumuzu masallara olan inancımızla hissederiz.
Hikâyeler boyunca tekrarlanan bir örüntü ile karşı karşıya kaldığımız halde sürekli cadıya kanan saf bir çocuk buluruz içimizde. Çünkü masalların bize sunduğu iç motivasyon sabırdır. Kanmak, kandırılmak, başarısız olmak, acele etmek, isyan etmek, kin tutmak gibi duyguların parladığı yerler değildir masallar. Keloğlan her defasında cadıya inansa da bu onun için bir başarısızlık olmayacaktır.
Bu yazının devamı 206. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İnsan; Üç Beş Damla Kan ve Binbir Pişmanlık
“İnsan beşerdir şaşar” derler. Değişmeyen bir hayat üzere olsaydı insan, diğer varlıklar gibi mekanik, programlanmış bir bilgisayar gibi yaşar giderdi. O zaman hayatın ne tadı ne de tuzu olurdu.
Ağ Toplumu ve Mahremin İfşası
Modernizmin dayattığı şeffaf ağ toplumu projesi insanı insan kılan pek çok dini, fıtri veya kültürel değeri kendi varoluşu için tehdit olarak görmektedir. Bu değerlerin en başında ise şüphesiz mahremiyet gelmektedir. Çünkü; biricikliğimizi, özgünlüğümüzü ve kişisel varlığımızı mahrem sınırlarımız korur. Oysa bizim olanı, bize ait olanı başkalarına açtığımızda artık o aynı zamanda kamusallaşmıştır da. Ancak insan, ahlakı, bilgisi, tecrübesi gibi ulvi değerleriyle kamusal alana katkı sağlayan bir özne olmalıyken, kamusal alanın bir nesnesi olmamalıdır.
Bir Yazarın Notları
‘Sağlığımda beni teperler \ Ölünce mezarım öperler’
Atalar sözü olan ‘Kör ölür, badem gözlü olur’ tümcesi de bizi hemen hemen aynı kapıya götürür. Bu kapının üzerinde sitem, şikayet, vefasızlık vardır. İnsanın değeri bazen hayatteyken bilinir, çoğu zamansa dünyasını değiştirdikten sonra.
Birinci Sınıf’ta Eğitim ve Özgürlük Arayışı
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız?
Acziyetinin Farkında Olmak
İnsanlığın yaratılış amacından uzaklaşıp kendini zihinsel sapmaların içinde bulmadığı bir çağ nerdeyse yok gibidir. Her çağda insanlık çeşitli aldanmalar, bozulmalar ve kendilik değerini düşüren hal ve davranışlar içinde bulunmuştur.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.