Eğitimin sinemayla olan ilişkisinde pek çok konu ve tema öne çıkar. Ancak belki de bunlar içinde çocukların dünyasından eğitimi ve hakikat ilişkisini tefekkür etmek oldukça önemli. Sinema filmlerinin muhatabı çocuklar olunca onlar üzerinden dünya hayatı, bakmak ve görmek, idrak eylemek ve imtihan alanlarını tahayyül etmek de bir o kadar kıymetli hale geliyor. Tüm bu ilişkiyi İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin Kaçakçı (Baduk, 1992) filminden Güneşin Çocukları (Hurşit, 2020) filmine kadar görebileceğimiz birçok eseri var.
İran sinemasında çocuk karakterlerin pek çok yönetmenin filmlerinde yer almasının yönetmenlerin nazarında farklı sebepleri vardır.
İncecik bir ip çizgi şeklinde boydan boya uzanıyor. Çocuk, elinde ip cambazlarına has olan sopayla dengesini korumaya ve karşıya geçmeye çalışıyor. Üstelik ipin bir ucunu tutan başka bir el var. Çocuğun kaderi biraz da bu ele bağlı.
Kalbi çürümüş… Kavli çürümüş… Empatisi, diğerkâmlığı bitmiş… Kendi odaklı, kendi dışında körlük yaşayan bir insanlıkla aynı güne uyanmak, aynı zamanı paylaşıyor ol-mak korkutuyor bizleri…
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir.
Hamamböcekleri dediler ezdiler; fareler, sıçanlar diye kovaladılar, canavar görüp eylem hakkı tanımadılar; barbarlar bilip dillerini anlaşılmaz saydılar. Öteki bu kadar kalabalıklaşıp çeşitlendikçe biz dairesi daraldı ve yoksunlaştı. Muteber, normal, meşru… anlamını yitireyazdı. Otuz sene sonra gene dalga geçiyoruz; “Zındık mı tamam iyidir, deli mi ne güzel, hain mi hangimiz değiliz ki?” diye. Bir yerde işimiz kolaylaşıyor, itilmiş kakılmışlarla yola koyuluyoruz.
Sinema okuryazarı ve okuryazarlığı, filmleri edilgen bir şekilde tüketmekle aynı anlama gelmez. Onlarla aktif bir diyalog içine girerek, kendi kültürel önyargılarını sorgular ve filmler aracılığıyla dünyaya dair daha geniş, daha derin bir perspektif edinmeye ulaşmayı sağlayabilir. Belki de bu, hem okuryazarlık hem okuryazar kavramı için dönüştürücü gücü temsil eder; bireyi daha eleştirel, daha empatik ve daha bilgili bir insan yapar.
Mecidi Sinemasında Eğitim, Çocuk ve Hakikati Arayış
Eğitimin sinemayla olan ilişkisinde pek çok konu ve tema öne çıkar. Ancak belki de bunlar içinde çocukların dünyasından eğitimi ve hakikat ilişkisini tefekkür etmek oldukça önemli. Sinema filmlerinin muhatabı çocuklar olunca onlar üzerinden dünya hayatı, bakmak ve görmek, idrak eylemek ve imtihan alanlarını tahayyül etmek de bir o kadar kıymetli hale geliyor. Tüm bu ilişkiyi İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin Kaçakçı (Baduk, 1992) filminden Güneşin Çocukları (Hurşit, 2020) filmine kadar görebileceğimiz birçok eseri var.
Bu yazının devamı 206. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
206. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Hayale Tutunmak ya da Hayalle Tutunmak
İncecik bir ip çizgi şeklinde boydan boya uzanıyor. Çocuk, elinde ip cambazlarına has olan sopayla dengesini korumaya ve karşıya geçmeye çalışıyor. Üstelik ipin bir ucunu tutan başka bir el var. Çocuğun kaderi biraz da bu ele bağlı.
Gözlerimizi Kaçırmayacağız
Kalbi çürümüş… Kavli çürümüş… Empatisi, diğerkâmlığı bitmiş… Kendi odaklı, kendi dışında körlük yaşayan bir insanlıkla aynı güne uyanmak, aynı zamanı paylaşıyor ol-mak korkutuyor bizleri…
Bir An Önce
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir.
Ötekinin Şifası: Yaşasın Cadılar, Fareler, Kara Kediler, Baykuşlar, Kargalar ve Hamamböcekleri
Hamamböcekleri dediler ezdiler; fareler, sıçanlar diye kovaladılar, canavar görüp eylem hakkı tanımadılar; barbarlar bilip dillerini anlaşılmaz saydılar. Öteki bu kadar kalabalıklaşıp çeşitlendikçe biz dairesi daraldı ve yoksunlaştı. Muteber, normal, meşru… anlamını yitireyazdı. Otuz sene sonra gene dalga geçiyoruz; “Zındık mı tamam iyidir, deli mi ne güzel, hain mi hangimiz değiliz ki?” diye. Bir yerde işimiz kolaylaşıyor, itilmiş kakılmışlarla yola koyuluyoruz.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Ördeklerin Göçü& Şemsiye
Sinema okuryazarı ve okuryazarlığı, filmleri edilgen bir şekilde tüketmekle aynı anlama gelmez. Onlarla aktif bir diyalog içine girerek, kendi kültürel önyargılarını sorgular ve filmler aracılığıyla dünyaya dair daha geniş, daha derin bir perspektif edinmeye ulaşmayı sağlayabilir. Belki de bu, hem okuryazarlık hem okuryazar kavramı için dönüştürücü gücü temsil eder; bireyi daha eleştirel, daha empatik ve daha bilgili bir insan yapar.
Alışverişe devam et