Son iki yüzyıldır Müslüman bilim adamlarının gündeminden düşmeyen ve değişik boyutlarda çeşitli yönleriyle tartışılan içtihat (ictihâd) konusu, doğru bir çerçeveye oturtulamamış gözükmektedir. İçtihat kapısının kapalı olup olmadığı tartışmasından, telfîk savunularına ve oradan serbest içtihat çağrılarına uzanan geniş bir yelpazede, konu, doğrularla yanlışların iç içe olduğu bir sunuma maruz kalmıştır. Baştan söyleyelim ki tarihsel tecrübede içtihadın mahiyeti, sosyal ve siyasal bağlamla ilişkisi içerisinde işlevi doğru anlaşılmadan ve geçmişle ve bugünle bir şekilde bağlantı kurulmadan sağlıklı bir içtihat söylemi oluşturmak mümkün değildir.
Bu kısa yazıda içtihat meselesine yaklaşım farklılıklarına ve içtihadın tarihsel süreçte gerçekleşme biçimlerine işaret ederek modern dönemde içtihadın anlam ve keyfiyetine dair bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.
Tarihsel Süreçte İçtihat
Fıkıh usulü literatüründe içtihat konusu ile ilgili tartışmalar Hz. Peygamber dönemine kadar götürülür. Bu meyanda Hz. Peygamberin içtihat edip etmediği, Hz. Peygamber hayatta iken sahabenin -onun huzurunda veya gıyabında- içtihat edip etmediği, sahabenin reye başvurmasının anlam ve mahiyeti gibi konular, neredeyse tüm ihtimaller göz önüne alınarak en ince ayrıntılarına kadar tartışılır. Bu ve benzeri tartışmalar, doğrudan veya dolaylı biçimde, Hz. Peygamberin vefatından sonraki dönemde içtihadın imkân ve meşruiyetini temellendirme çabasıyla ilintilidir.
Bu yazının devamı
219. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
TEVRAT VE KUR’ÂN Öz İnsan var olduğu andan itibaren kendini arayış, varlığını sorgulayış, kâinattaki oluşumun nasıllığını ve nedenselliğini araştırma, bilgiye vâkıf olabilme gayreti ve yorumlama çabası içinde olmuştur. Kendisi ve kâinatın yaratılışı hakkında bir ilim edinebilmenin aslî kaynaklarından birisi ise yerkürede ikâme edilen, tüm yaratılmışlara farklı vakit ve zamanlarda gönderilmiş olan din ve o dinin …
Her türlü bozukluk ve şirk inançlarına karşın, ne pahasına olursa olsun Kitap Ehli’ni cennete sokmak için türlü teviller yapan veya gözyaşı dökenlerin, Allah’ın “Sizin inandığınız şeylere onlar da inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar…”
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
Erdem ile bu adaletin arasında ne fark olduğu söylediklerimizden bellidir;
bu adalet erdemle aynı şeydir ama adaletin olduğu şey ile
erdemin olduğu şey aynı değildir:
Başkasıyla ilişkide söz konusu olduğunda adalettir;
kendi başına böyle bir huy söz konusu olduğunda erdemdir.
Tıp üzerine yapılan çalışmalar genelde meslekten tıpçı araştırmacılar tarafından yapılagelmiştir. Bir alanda uzman kişilerin kendi alanları üzerine araştırmalarda bulunması, metinler kaleme alması ve söylemsel bir alan oluşturmasından daha doğal ne olabilir ki!
Günümüzde İçtihadın Anlamı ve İmkânı
Giriş
Son iki yüzyıldır Müslüman bilim adamlarının gündeminden düşmeyen ve değişik boyutlarda çeşitli yönleriyle tartışılan içtihat (ictihâd) konusu, doğru bir çerçeveye oturtulamamış gözükmektedir. İçtihat kapısının kapalı olup olmadığı tartışmasından, telfîk savunularına ve oradan serbest içtihat çağrılarına uzanan geniş bir yelpazede, konu, doğrularla yanlışların iç içe olduğu bir sunuma maruz kalmıştır. Baştan söyleyelim ki tarihsel tecrübede içtihadın mahiyeti, sosyal ve siyasal bağlamla ilişkisi içerisinde işlevi doğru anlaşılmadan ve geçmişle ve bugünle bir şekilde bağlantı kurulmadan sağlıklı bir içtihat söylemi oluşturmak mümkün değildir.
Bu kısa yazıda içtihat meselesine yaklaşım farklılıklarına ve içtihadın tarihsel süreçte gerçekleşme biçimlerine işaret ederek modern dönemde içtihadın anlam ve keyfiyetine dair bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.
Tarihsel Süreçte İçtihat
Fıkıh usulü literatüründe içtihat konusu ile ilgili tartışmalar Hz. Peygamber dönemine kadar götürülür. Bu meyanda Hz. Peygamberin içtihat edip etmediği, Hz. Peygamber hayatta iken sahabenin -onun huzurunda veya gıyabında- içtihat edip etmediği, sahabenin reye başvurmasının anlam ve mahiyeti gibi konular, neredeyse tüm ihtimaller göz önüne alınarak en ince ayrıntılarına kadar tartışılır. Bu ve benzeri tartışmalar, doğrudan veya dolaylı biçimde, Hz. Peygamberin vefatından sonraki dönemde içtihadın imkân ve meşruiyetini temellendirme çabasıyla ilintilidir.
Bu yazının devamı 219. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yaratılış Bağlamında Kutsal Metinlerin Mukayesesi
TEVRAT VE KUR’ÂN Öz İnsan var olduğu andan itibaren kendini arayış, varlığını sorgulayış, kâinattaki oluşumun nasıllığını ve nedenselliğini araştırma, bilgiye vâkıf olabilme gayreti ve yorumlama çabası içinde olmuştur. Kendisi ve kâinatın yaratılışı hakkında bir ilim edinebilmenin aslî kaynaklarından birisi ise yerkürede ikâme edilen, tüm yaratılmışlara farklı vakit ve zamanlarda gönderilmiş olan din ve o dinin …
Kitap Ehli İslâm’ı Kabul Ederse Ne Kaybeder Yahut Ne Kazanır?
Her türlü bozukluk ve şirk inançlarına karşın, ne pahasına olursa olsun Kitap Ehli’ni cennete sokmak için türlü teviller yapan veya gözyaşı dökenlerin, Allah’ın “Sizin inandığınız şeylere onlar da inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar…”
Sömürgecinin Değişen Yüzü Olarak Hukuk
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
Ahlaktan Arındırılmış Hukuk; Adaletten Arıtılmış Hüküm
Erdem ile bu adaletin arasında ne fark olduğu söylediklerimizden bellidir;
bu adalet erdemle aynı şeydir ama adaletin olduğu şey ile
erdemin olduğu şey aynı değildir:
Başkasıyla ilişkide söz konusu olduğunda adalettir;
kendi başına böyle bir huy söz konusu olduğunda erdemdir.
Tıbbi Epistemolojinin Teolojik ‘Acı’dan Kopuşu ve Bedensel ‘Ağrı’nın Sekülerleşmesi
Tıp üzerine yapılan çalışmalar genelde meslekten tıpçı araştırmacılar tarafından yapılagelmiştir. Bir alanda uzman kişilerin kendi alanları üzerine araştırmalarda bulunması, metinler kaleme alması ve söylemsel bir alan oluşturmasından daha doğal ne olabilir ki!
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.