Otoriter yapıların ayırt edici özelliklerinden biri; ‘insanı’ insandışılaştırmalarıdır. İnsanı kendi bütünlüğü içinde tanımak, muhatap almak ve sahip olduğu vasıflarından tanımaktan çok, kitle, kütle veya eşya gibi görme eğiliminin adıdır insandışılaştırma. Oysaki insan ve toplumların kendini ifade kabiliyeti tarih boyu olagelen bir şeydir. İnsan hislenir, sever, nefret eder; inanır, reddeder, dinler, ikna olur veya olmaz; ama her şeyden önce insan düşünür. İnsan hüzünlü bir olay karşısında dile gelir, türkü söyler, derin bir hüzne gark olur; coşar ve coşkusu şiir olur, öykü olur, resim olur.
Stendhal sendromu diye literatüre geçen bir durum vardır. Kişi, bir yapıt karşısında o denli etkilenir ki terler, çarpıntısı artar ve hatta yapıt karşısında bayılır oracığa. Buna temaşa da denilir; bir harikulade manzara veya herhangi bir oluş karşısında seyre ve tefekküre dalmak; seyrettiğin şeyden varlığın kaynağına doğru mesafe almak; zikirle, tekbir ve takdirle şükre ve secdeye kapılmak… Bunların her biri insanın kendini ifade etme biçimidir.
İnsandışılaştırma; duygu, düşünce ve ifade etme kabiliyetini insanın elinden almaya yeltenmektir. Onu yok saymak veya kendisine özgü hisleri, düşünceleri, duyguları örselemek ve ruhunu köreltmektir.
Yüzyıllarca devam eden ‘köleleştirme’ bir insandışılaştırma faaliyetiydi. İnsanın kendinde kaybolma hâlinden bahsediyoruz. O kadar çok başkası ki kendi anlam dünyasını bulamayacak kadar kayıp!
Peki, hakikat nerededir? Ben de mi yoksa benden bağımsız olarak benim dışımda mıdır? Hakikat zaten var mıdır yoksa hakikati ben mi oluşturmalıyım? Bilgiye ulaşmadaki gayem nedir? Hangi metotlarla bilgiye ulaşabilirim?
Ve gelecek geldi. Burası fütürizmin son noktası olabilir. Uzak ve imkânsız bir geleceğin yerini, zamansal algının yıkıma uğradığı kopuk ve bağsız “şimdiler yığını” almaktadır. İnsan kalmak, bu asrın en başat sorunu. İnsanlık, binlerce yıllık ilerleme çabasına rağmen; bugün, başladığı yerin de gerisindedir. Modern insan bir zamanlar konfor ve verimlilik vaatleriyle ürettiği araçların bugün içine düşmüş görünmektedir. O, geldiğimiz noktada bedeniyle bir yok-karakterdir.
Belirli bir zihniyet ya da dünya görüşünden sökün eden toplumsal hareketlere yaklaşırken tek bir çizgi üzerinde seyreden çıkış ve iniş noktaları aramak yanıltıcı olabilir. Doğrusal bir yükselme ya da tek yönlü sabit bir alçalma eğrisi var kabul ederek yapılan okumalar, karmaşık düşünsel ve toplumsal süreçleri anlamak için yeterli olmayabilir.
Gözetim, 18. yüzyılda, fizikî sınırların, duvarların, kamu mekânlarının ve şehrin bir kısmını içeren ve düzenin sağlanması için iktidara “güç” kazandıran panoptikonlar aracılığıyla sağlanmaktayken; 21. yüzyılda, Bauman’ın dediği gibi, sınırları olmayan, akışkan ve bireysel düzlemde mikropanoptikonlar yani akıllı cihazlarla dijital olarak sağlanmaktadır. Artık insanın sadece rasyonelliği değil irrasyonelliği de çeşitli denetim mekanizmalarının, gözetim teknolojilerinin boyunduruğu altındadır.
WordPress adlı Batılı bir araştırma şirketinin WEN Themes Eğitim Merkezi tarafından gerçekleştirilen 2019 yılına ait “İslamilik Endeksleri” başlıklı istatistik çalışması dikkat çekici tespitlerle kamuoyuna sunulmuştur. İşbu tespitler üzerinden ana başlığı “İslam İnsanlığa Ne Vadediyor” olan değerlendirme dosyasına bir yazıyla katkıda bulunmayı düşünürken ister istemez söz konusu istatistiğin üst ve alt sıralarına bakarak bir mukayese yapma ihtiyacı doğdu. Öteden beri, benzer istatistikler karşısında mesafeli bir duruşum vardı; mevcut endeks aramızdaki makası biraz daha açtı, öncelikle okuyucularıma bu kanaatimi iletmek istiyorum.
Söylemin Manipülatif Gücü
Otoriter yapıların ayırt edici özelliklerinden biri; ‘insanı’ insandışılaştırmalarıdır. İnsanı kendi bütünlüğü içinde tanımak, muhatap almak ve sahip olduğu vasıflarından tanımaktan çok, kitle, kütle veya eşya gibi görme eğiliminin adıdır insandışılaştırma. Oysaki insan ve toplumların kendini ifade kabiliyeti tarih boyu olagelen bir şeydir. İnsan hislenir, sever, nefret eder; inanır, reddeder, dinler, ikna olur veya olmaz; ama her şeyden önce insan düşünür. İnsan hüzünlü bir olay karşısında dile gelir, türkü söyler, derin bir hüzne gark olur; coşar ve coşkusu şiir olur, öykü olur, resim olur.
Stendhal sendromu diye literatüre geçen bir durum vardır. Kişi, bir yapıt karşısında o denli etkilenir ki terler, çarpıntısı artar ve hatta yapıt karşısında bayılır oracığa. Buna temaşa da denilir; bir harikulade manzara veya herhangi bir oluş karşısında seyre ve tefekküre dalmak; seyrettiğin şeyden varlığın kaynağına doğru mesafe almak; zikirle, tekbir ve takdirle şükre ve secdeye kapılmak… Bunların her biri insanın kendini ifade etme biçimidir.
İnsandışılaştırma; duygu, düşünce ve ifade etme kabiliyetini insanın elinden almaya yeltenmektir. Onu yok saymak veya kendisine özgü hisleri, düşünceleri, duyguları örselemek ve ruhunu köreltmektir.
Yüzyıllarca devam eden ‘köleleştirme’ bir insandışılaştırma faaliyetiydi. İnsanın kendinde kaybolma hâlinden bahsediyoruz. O kadar çok başkası ki kendi anlam dünyasını bulamayacak kadar kayıp!
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
218. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Garibal Enfeksiyonlar-2
Peki, hakikat nerededir? Ben de mi yoksa benden bağımsız olarak benim dışımda mıdır? Hakikat zaten var mıdır yoksa hakikati ben mi oluşturmalıyım? Bilgiye ulaşmadaki gayem nedir? Hangi metotlarla bilgiye ulaşabilirim?
Vaatlerin Ötesinde: Teşhir Nesnesi Olarak Bilim Kurgusal Bedenler
Ve gelecek geldi. Burası fütürizmin son noktası olabilir. Uzak ve imkânsız bir geleceğin yerini, zamansal algının yıkıma uğradığı kopuk ve bağsız “şimdiler yığını” almaktadır. İnsan kalmak, bu asrın en başat sorunu. İnsanlık, binlerce yıllık ilerleme çabasına rağmen; bugün, başladığı yerin de gerisindedir. Modern insan bir zamanlar konfor ve verimlilik vaatleriyle ürettiği araçların bugün içine düşmüş görünmektedir. O, geldiğimiz noktada bedeniyle bir yok-karakterdir.
Zihniyet Manzaramız: Bir Bilanço Taslağı
Belirli bir zihniyet ya da dünya görüşünden sökün eden toplumsal hareketlere yaklaşırken tek bir çizgi üzerinde seyreden çıkış ve iniş noktaları aramak yanıltıcı olabilir. Doğrusal bir yükselme ya da tek yönlü sabit bir alçalma eğrisi var kabul ederek yapılan okumalar, karmaşık düşünsel ve toplumsal süreçleri anlamak için yeterli olmayabilir.
Panoptikon ve Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı
Gözetim, 18. yüzyılda, fizikî sınırların, duvarların, kamu mekânlarının ve şehrin bir kısmını içeren ve düzenin sağlanması için iktidara “güç” kazandıran panoptikonlar aracılığıyla sağlanmaktayken; 21. yüzyılda, Bauman’ın dediği gibi, sınırları olmayan, akışkan ve bireysel düzlemde mikropanoptikonlar yani akıllı cihazlarla dijital olarak sağlanmaktadır. Artık insanın sadece rasyonelliği değil irrasyonelliği de çeşitli denetim mekanizmalarının, gözetim teknolojilerinin boyunduruğu altındadır.
İslamilik Endeksi Ne Kadar İnsanidir
WordPress adlı Batılı bir araştırma şirketinin WEN Themes Eğitim Merkezi tarafından gerçekleştirilen 2019 yılına ait “İslamilik Endeksleri” başlıklı istatistik çalışması dikkat çekici tespitlerle kamuoyuna sunulmuştur. İşbu tespitler üzerinden ana başlığı “İslam İnsanlığa Ne Vadediyor” olan değerlendirme dosyasına bir yazıyla katkıda bulunmayı düşünürken ister istemez söz konusu istatistiğin üst ve alt sıralarına bakarak bir mukayese yapma ihtiyacı doğdu. Öteden beri, benzer istatistikler karşısında mesafeli bir duruşum vardı; mevcut endeks aramızdaki makası biraz daha açtı, öncelikle okuyucularıma bu kanaatimi iletmek istiyorum.
Alışverişe devam et