Otoriter yapıların ayırt edici özelliklerinden biri; ‘insanı’ insandışılaştırmalarıdır. İnsanı kendi bütünlüğü içinde tanımak, muhatap almak ve sahip olduğu vasıflarından tanımaktan çok, kitle, kütle veya eşya gibi görme eğiliminin adıdır insandışılaştırma. Oysaki insan ve toplumların kendini ifade kabiliyeti tarih boyu olagelen bir şeydir. İnsan hislenir, sever, nefret eder; inanır, reddeder, dinler, ikna olur veya olmaz; ama her şeyden önce insan düşünür. İnsan hüzünlü bir olay karşısında dile gelir, türkü söyler, derin bir hüzne gark olur; coşar ve coşkusu şiir olur, öykü olur, resim olur.
Stendhal sendromu diye literatüre geçen bir durum vardır. Kişi, bir yapıt karşısında o denli etkilenir ki terler, çarpıntısı artar ve hatta yapıt karşısında bayılır oracığa. Buna temaşa da denilir; bir harikulade manzara veya herhangi bir oluş karşısında seyre ve tefekküre dalmak; seyrettiğin şeyden varlığın kaynağına doğru mesafe almak; zikirle, tekbir ve takdirle şükre ve secdeye kapılmak… Bunların her biri insanın kendini ifade etme biçimidir.
İnsandışılaştırma; duygu, düşünce ve ifade etme kabiliyetini insanın elinden almaya yeltenmektir. Onu yok saymak veya kendisine özgü hisleri, düşünceleri, duyguları örselemek ve ruhunu köreltmektir.
Yüzyıllarca devam eden ‘köleleştirme’ bir insandışılaştırma faaliyetiydi. İnsanın kendinde kaybolma hâlinden bahsediyoruz. O kadar çok başkası ki kendi anlam dünyasını bulamayacak kadar kayıp!
İslâmî metinler, keşfedilmeyi ve tetkik edilmeyi bekleyen binlerce tarihî hadiseyi mündemiçtir. Malum olduğu üzere bir metnin anlaşılabilmesi, yalnızca onun literal anlamını öğrenmekle sınırlı bir süreç değildir. Anlama sürecine bir o kadar da okuyucunun metne yaklaşma niyeti ve ilgili metni kavrayabilecek bir entelektüel donanıma sahip olup olmadığı da etki etmektedir.
Kurumsallaşmış dinlerin kutsal addettikleri yazılı metinleri bulunur. Genellikle sözlü geleneğe yaslanan bu kutsal metinler doğrudan veya dolaylı olarak tanrıyla ilişkilendirilmiştir. İbrahim aleyhisselamın ortak ata kabul edildiği Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da Zât-ı İlâhî’nin doğrudan ve elçileri vasıtasıyla insanlıkla konuştuğuna inanılmaktadır. Bu dinlerde Tanrı’nın insanlığa seslenişi olarak kabul gören ilâhî kelam/sözler zamanla yazıya geçirilerek kutsal kitap hüviyeti kazanmıştır.
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Klasik insanın bilincinden ve hayatından kovalamak yerine beklediği ölüm, modern insanda kovalanası tedirgin edici bir düzlem olmuştur. Ölümden korkmak yerine onu hafife veya alaya alarak ölüme yaklaşmaktadır. Ölümü “hakiki haysiyet” olarak gören Adorno, ölümün çağdaş insan bilincinden kovulma nedenini; insanın öteki dünyaya olan umudunun kesilmesi ve şimdi ve burada olanın umutsuz sefaleti olarak açıklanmasıdır.
Modern dönemde Batılı dünya görüşleri sömürgecilik aracılığıyla mutlaklaştırılmış, Batılı olmayan dünya görüşleri, hayat tarzları, tarih algıları ise tarihin dışına sürülmüştür. Batılı olmayan düşünce, tarih, kültür ve insan değersiz görülmüştür. Aydınlanmacı modern zamanlar boyunca Müslüman halklar kültürel, düşünsel, zihinsel soykırıma tabi tutulmuştur.
Söylemin Manipülatif Gücü
Otoriter yapıların ayırt edici özelliklerinden biri; ‘insanı’ insandışılaştırmalarıdır. İnsanı kendi bütünlüğü içinde tanımak, muhatap almak ve sahip olduğu vasıflarından tanımaktan çok, kitle, kütle veya eşya gibi görme eğiliminin adıdır insandışılaştırma. Oysaki insan ve toplumların kendini ifade kabiliyeti tarih boyu olagelen bir şeydir. İnsan hislenir, sever, nefret eder; inanır, reddeder, dinler, ikna olur veya olmaz; ama her şeyden önce insan düşünür. İnsan hüzünlü bir olay karşısında dile gelir, türkü söyler, derin bir hüzne gark olur; coşar ve coşkusu şiir olur, öykü olur, resim olur.
Stendhal sendromu diye literatüre geçen bir durum vardır. Kişi, bir yapıt karşısında o denli etkilenir ki terler, çarpıntısı artar ve hatta yapıt karşısında bayılır oracığa. Buna temaşa da denilir; bir harikulade manzara veya herhangi bir oluş karşısında seyre ve tefekküre dalmak; seyrettiğin şeyden varlığın kaynağına doğru mesafe almak; zikirle, tekbir ve takdirle şükre ve secdeye kapılmak… Bunların her biri insanın kendini ifade etme biçimidir.
İnsandışılaştırma; duygu, düşünce ve ifade etme kabiliyetini insanın elinden almaya yeltenmektir. Onu yok saymak veya kendisine özgü hisleri, düşünceleri, duyguları örselemek ve ruhunu köreltmektir.
Yüzyıllarca devam eden ‘köleleştirme’ bir insandışılaştırma faaliyetiydi. İnsanın kendinde kaybolma hâlinden bahsediyoruz. O kadar çok başkası ki kendi anlam dünyasını bulamayacak kadar kayıp!
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
218. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Sümük-ü Şerif Polemiğine Mütevazı Bir Katkı (ʿUrve b. Mesʿûd’un Hudeybiye Gözlemlerini İçeren Rivâyetin Tahlili)
İslâmî metinler, keşfedilmeyi ve tetkik edilmeyi bekleyen binlerce tarihî hadiseyi mündemiçtir. Malum olduğu üzere bir metnin anlaşılabilmesi, yalnızca onun literal anlamını öğrenmekle sınırlı bir süreç değildir. Anlama sürecine bir o kadar da okuyucunun metne yaklaşma niyeti ve ilgili metni kavrayabilecek bir entelektüel donanıma sahip olup olmadığı da etki etmektedir.
İsrâiliyat Algımız ve Türkçe Tora Tefsiri Üzerine
Kurumsallaşmış dinlerin kutsal addettikleri yazılı metinleri bulunur. Genellikle sözlü geleneğe yaslanan bu kutsal metinler doğrudan veya dolaylı olarak tanrıyla ilişkilendirilmiştir. İbrahim aleyhisselamın ortak ata kabul edildiği Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da Zât-ı İlâhî’nin doğrudan ve elçileri vasıtasıyla insanlıkla konuştuğuna inanılmaktadır. Bu dinlerde Tanrı’nın insanlığa seslenişi olarak kabul gören ilâhî kelam/sözler zamanla yazıya geçirilerek kutsal kitap hüviyeti kazanmıştır.
Bir Hazan Yurdu: Filistin
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Baudrillard ve Bir Meydan Okuma Olarak Ölümün Unutulması
Klasik insanın bilincinden ve hayatından kovalamak yerine beklediği ölüm, modern insanda kovalanası tedirgin edici bir düzlem olmuştur. Ölümden korkmak yerine onu hafife veya alaya alarak ölüme yaklaşmaktadır. Ölümü “hakiki haysiyet” olarak gören Adorno, ölümün çağdaş insan bilincinden kovulma nedenini; insanın öteki dünyaya olan umudunun kesilmesi ve şimdi ve burada olanın umutsuz sefaleti olarak açıklanmasıdır.
Müslüman Zihninin Yeniden İnşa Edilmesi Gerek
Modern dönemde Batılı dünya görüşleri sömürgecilik aracılığıyla mutlaklaştırılmış, Batılı olmayan dünya görüşleri, hayat tarzları, tarih algıları ise tarihin dışına sürülmüştür. Batılı olmayan düşünce, tarih, kültür ve insan değersiz görülmüştür. Aydınlanmacı modern zamanlar boyunca Müslüman halklar kültürel, düşünsel, zihinsel soykırıma tabi tutulmuştur.
Alışverişe devam et