Otoriter yapıların ayırt edici özelliklerinden biri; ‘insanı’ insandışılaştırmalarıdır. İnsanı kendi bütünlüğü içinde tanımak, muhatap almak ve sahip olduğu vasıflarından tanımaktan çok, kitle, kütle veya eşya gibi görme eğiliminin adıdır insandışılaştırma. Oysaki insan ve toplumların kendini ifade kabiliyeti tarih boyu olagelen bir şeydir. İnsan hislenir, sever, nefret eder; inanır, reddeder, dinler, ikna olur veya olmaz; ama her şeyden önce insan düşünür. İnsan hüzünlü bir olay karşısında dile gelir, türkü söyler, derin bir hüzne gark olur; coşar ve coşkusu şiir olur, öykü olur, resim olur.
Stendhal sendromu diye literatüre geçen bir durum vardır. Kişi, bir yapıt karşısında o denli etkilenir ki terler, çarpıntısı artar ve hatta yapıt karşısında bayılır oracığa. Buna temaşa da denilir; bir harikulade manzara veya herhangi bir oluş karşısında seyre ve tefekküre dalmak; seyrettiğin şeyden varlığın kaynağına doğru mesafe almak; zikirle, tekbir ve takdirle şükre ve secdeye kapılmak… Bunların her biri insanın kendini ifade etme biçimidir.
İnsandışılaştırma; duygu, düşünce ve ifade etme kabiliyetini insanın elinden almaya yeltenmektir. Onu yok saymak veya kendisine özgü hisleri, düşünceleri, duyguları örselemek ve ruhunu köreltmektir.
Yüzyıllarca devam eden ‘köleleştirme’ bir insandışılaştırma faaliyetiydi. İnsanın kendinde kaybolma hâlinden bahsediyoruz. O kadar çok başkası ki kendi anlam dünyasını bulamayacak kadar kayıp!
Bu yazının devamı
218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Cümle ümmet-i İslam’ın gözü aydın, farklı düşündüğü için bir insanı daha, teolojik bir farklı yorumu daha linç ederek istifa etmesine vesile olduk. Linçin şehvet düzeyi, kışkırtma kat sayısı o kadar yüksekti ki sosyal medyada küfrün, hakaretin, tehdidin binlercesi, onlarca saat sürdü. Herhangi bir ibadetinde erişemediği iştiyakı bir insanı linç etmek için kullanan “biz”ler, “insanlıktan çıkma başarımıza” bir yenisini daha eklemiş bulunuyoruz.
Kavramların insanların anlam dünyalarında oldukça önemli bir yere sahip olduğu malumdur. Hiçbir din ve ideoloji yoktur ki kendine ait bir kavramlar bütününe sahip olmasın. Kişiler, tarihte vuku bulmuş kimi olaylar ve bunlarla birlikte zihinleri meşgul eden mevzular da tıpkı kavramlar gibi önemli
Toplumların kolektif kimliklerini inşa etme süreçleri sosyal uzam içerisinde ortak semboller, ritüeller, mitler ve değerler üzerinden güç kazanır. Robert Bellah’ın 1967’de Amerikan toplumu üzerine geliştirdiği sivil din kavramı,
Bilinçli kişilik ortadan silinir, bütün bu birleşmiş fertlerin düşünceleri ve duyguları tek bir tarafa yönelir. Şüphesiz geçici, fakat pek açık özellikler gösteren bir kolektif bilinç oluşur. Kolektiftik o zaman, daha iyi bir ifade bulamadığım için ‘oluşmuş bir kitle’, başka bir söyleyişle ‘psikolojik bir kitle’ diyeceğim
İslâmî kaynaklarda yer alan rivâyetler, Hz. Muhammed’in hayatına dair zengin tasvirler sunmaktadır. Rivâyetlerin aktarımında -çoğunlukla fıkhî hüküm istinbatı amacıyla- başvurulan ihtisar, taktî ve manen rivâyet gibi tasarruflar, metinlerin bugünkü formlarını belirleyen temel etkenlerdir.
Söylemin Manipülatif Gücü
Otoriter yapıların ayırt edici özelliklerinden biri; ‘insanı’ insandışılaştırmalarıdır. İnsanı kendi bütünlüğü içinde tanımak, muhatap almak ve sahip olduğu vasıflarından tanımaktan çok, kitle, kütle veya eşya gibi görme eğiliminin adıdır insandışılaştırma. Oysaki insan ve toplumların kendini ifade kabiliyeti tarih boyu olagelen bir şeydir. İnsan hislenir, sever, nefret eder; inanır, reddeder, dinler, ikna olur veya olmaz; ama her şeyden önce insan düşünür. İnsan hüzünlü bir olay karşısında dile gelir, türkü söyler, derin bir hüzne gark olur; coşar ve coşkusu şiir olur, öykü olur, resim olur.
Stendhal sendromu diye literatüre geçen bir durum vardır. Kişi, bir yapıt karşısında o denli etkilenir ki terler, çarpıntısı artar ve hatta yapıt karşısında bayılır oracığa. Buna temaşa da denilir; bir harikulade manzara veya herhangi bir oluş karşısında seyre ve tefekküre dalmak; seyrettiğin şeyden varlığın kaynağına doğru mesafe almak; zikirle, tekbir ve takdirle şükre ve secdeye kapılmak… Bunların her biri insanın kendini ifade etme biçimidir.
İnsandışılaştırma; duygu, düşünce ve ifade etme kabiliyetini insanın elinden almaya yeltenmektir. Onu yok saymak veya kendisine özgü hisleri, düşünceleri, duyguları örselemek ve ruhunu köreltmektir.
Yüzyıllarca devam eden ‘köleleştirme’ bir insandışılaştırma faaliyetiydi. İnsanın kendinde kaybolma hâlinden bahsediyoruz. O kadar çok başkası ki kendi anlam dünyasını bulamayacak kadar kayıp!
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Eleştiri Kültürümüzün Eleştirisi: Yok Edilmesi Gereken “Öteki”lere Karşı Kahraman “Biz”ler
Cümle ümmet-i İslam’ın gözü aydın, farklı düşündüğü için bir insanı daha, teolojik bir farklı yorumu daha linç ederek istifa etmesine vesile olduk. Linçin şehvet düzeyi, kışkırtma kat sayısı o kadar yüksekti ki sosyal medyada küfrün, hakaretin, tehdidin binlercesi, onlarca saat sürdü. Herhangi bir ibadetinde erişemediği iştiyakı bir insanı linç etmek için kullanan “biz”ler, “insanlıktan çıkma başarımıza” bir yenisini daha eklemiş bulunuyoruz.
İslami Kimlik Bağlamında Teorik Bütün Pratik Boşluk
Kavramların insanların anlam dünyalarında oldukça önemli bir yere sahip olduğu malumdur. Hiçbir din ve ideoloji yoktur ki kendine ait bir kavramlar bütününe sahip olmasın. Kişiler, tarihte vuku bulmuş kimi olaylar ve bunlarla birlikte zihinleri meşgul eden mevzular da tıpkı kavramlar gibi önemli
Türkiye’de Ulusal Kimliğin İnşası: Sivil Din ve Sembolik İktidar
Toplumların kolektif kimliklerini inşa etme süreçleri sosyal uzam içerisinde ortak semboller, ritüeller, mitler ve değerler üzerinden güç kazanır. Robert Bellah’ın 1967’de Amerikan toplumu üzerine geliştirdiği sivil din kavramı,
Kitle, İktidar ve Eğitim Üzerine Mülahazalar
Bilinçli kişilik ortadan silinir, bütün bu birleşmiş fertlerin düşünceleri ve duyguları tek bir tarafa yönelir. Şüphesiz geçici, fakat pek açık özellikler gösteren bir kolektif bilinç oluşur. Kolektiftik o zaman, daha iyi bir ifade bulamadığım için ‘oluşmuş bir kitle’, başka bir söyleyişle ‘psikolojik bir kitle’ diyeceğim
Hz. Muhammed Müşriklerin Çocuklarını Öldürme Emri Verdi mi?
İslâmî kaynaklarda yer alan rivâyetler, Hz. Muhammed’in hayatına dair zengin tasvirler sunmaktadır. Rivâyetlerin aktarımında -çoğunlukla fıkhî hüküm istinbatı amacıyla- başvurulan ihtisar, taktî ve manen rivâyet gibi tasarruflar, metinlerin bugünkü formlarını belirleyen temel etkenlerdir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.