Beden-Zihin, madde veya ruh’a dair tartışmalar, neredeyse tüm kadim felsefelerin ve dinlerin mevzusudur. İnsanın ruh ve beden olarak diriltileceği ifade edilen dinlerde ruhun ve bedenin korunmasına dair buyruklar vardır. Felsefe tarihinde Platon, ayrı bir varlık olarak ruhun maddiliğini tartışmıştır. Descartesçı ve Kartezyen felsefe ise zihin ve bedeni iki ayrı varlık olarak ele almıştır. Zihin-beden’e dair felsefi tartışmalar, 18. yüzyılda Locke, Kant, Leibniz ve Hume’un çalışmalarıyla sürdürülmüştür. 19. yüzyılda gerek modern tıbbın gelişimi gerekse materyalist ve pozitivist felsefenin daha etkin olması bedenin önemine dair vurguyu ön plana çıkarmıştır.
17.yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı ile niceliksel olarak ifade edilmeye çalışılmıştır. Neredeyse son 5 asır, zihnin dönüşümünü sağlamayı esas alan felsefı ve bilimsel çalışmaların olduğu bir asır olmuştur. 20. yüzyılda psikiyatri ve modern psikolojinin etkisiyle de zihnin (aklın veya bilincin) dönüştürülmesi çabalarına duyguları da dönüştürme çabaları eklemlenmiştir.
Bu yazının devamı
196. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan bir kapılıverdi mi içinden çıkılmaz bir boşlukta bulabilir kendini. Bu güne kadar birbirini nakzedegelmiş, birbirlerinin eksiğini tamamlamaya kalkmış, bu işle uğraşanlar.
Pragmatizm, onto-teolojik düzlemden epistemolojiye, güzelden yararlıya doğru bir paradigma kaymasıdır. Günümüzde dünya problemlerinin yüzeydeki nedenleri farklılaşabilir ama temelde bir dünya görüşünün,
Bugün ise Oblomov başka bir kılıkta karşımıza çıkar: “Yatağından çıkmayan Oblomov” gitmiş, yerine “ajandasından çıkamayan Oblomov” gelmiştir. Bu yeni figür, sürekli meşgul, yorgun ve tükenmiş olmasına rağmen anlam, sorumluluk
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
İnsanın Terkedilişi: Dijital ve Siber Bedenler
Beden-Zihin, madde veya ruh’a dair tartışmalar, neredeyse tüm kadim felsefelerin ve dinlerin mevzusudur. İnsanın ruh ve beden olarak diriltileceği ifade edilen dinlerde ruhun ve bedenin korunmasına dair buyruklar vardır. Felsefe tarihinde Platon, ayrı bir varlık olarak ruhun maddiliğini tartışmıştır. Descartesçı ve Kartezyen felsefe ise zihin ve bedeni iki ayrı varlık olarak ele almıştır. Zihin-beden’e dair felsefi tartışmalar, 18. yüzyılda Locke, Kant, Leibniz ve Hume’un çalışmalarıyla sürdürülmüştür. 19. yüzyılda gerek modern tıbbın gelişimi gerekse materyalist ve pozitivist felsefenin daha etkin olması bedenin önemine dair vurguyu ön plana çıkarmıştır.
17.yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı ile niceliksel olarak ifade edilmeye çalışılmıştır. Neredeyse son 5 asır, zihnin dönüşümünü sağlamayı esas alan felsefı ve bilimsel çalışmaların olduğu bir asır olmuştur. 20. yüzyılda psikiyatri ve modern psikolojinin etkisiyle de zihnin (aklın veya bilincin) dönüştürülmesi çabalarına duyguları da dönüştürme çabaları eklemlenmiştir.
Bu yazının devamı 196. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Algoritmik Değnekler ve Firavun’un Saltanatı: Dijital Dünyanın Yönettiği Manipülatif Krallık
Algı yönetimi, bireylerin veya toplulukların olaylara, kavramlara ya da mesajlara dair algılarını belirli bir yönde şekillendirmek amacıyla kullanılan stratejik bir süreçtir. Bu süreç, insanların bilgi edinme yollarını etkileyerek onların düşünce ve davranışlarını yönlendirmeyi hedefler.
Sanata Savaş ya da Umutsuz Savaş
Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan bir kapılıverdi mi içinden çıkılmaz bir boşlukta bulabilir kendini. Bu güne kadar birbirini nakzedegelmiş, birbirlerinin eksiğini tamamlamaya kalkmış, bu işle uğraşanlar.
Ontolojiden Epistemolojiye, Güzelden Yararlıya: Batılı Siyasal Aklın Ürünü ve İslam Dünyasının Hastalığı Olarak Pragmatizmin Röntgeni
Pragmatizm, onto-teolojik düzlemden epistemolojiye, güzelden yararlıya doğru bir paradigma kaymasıdır. Günümüzde dünya problemlerinin yüzeydeki nedenleri farklılaşabilir ama temelde bir dünya görüşünün,
Ajandadaki Oblomov: Koştururken Tükenen Modern Erkeğin Portresi
Bugün ise Oblomov başka bir kılıkta karşımıza çıkar: “Yatağından çıkmayan Oblomov” gitmiş, yerine “ajandasından çıkamayan Oblomov” gelmiştir. Bu yeni figür, sürekli meşgul, yorgun ve tükenmiş olmasına rağmen anlam, sorumluluk
Mutluluk ve Ahlâk İlişkisi
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
Alışverişe devam et