Beden-Zihin, madde veya ruh’a dair tartışmalar, neredeyse tüm kadim felsefelerin ve dinlerin mevzusudur. İnsanın ruh ve beden olarak diriltileceği ifade edilen dinlerde ruhun ve bedenin korunmasına dair buyruklar vardır. Felsefe tarihinde Platon, ayrı bir varlık olarak ruhun maddiliğini tartışmıştır. Descartesçı ve Kartezyen felsefe ise zihin ve bedeni iki ayrı varlık olarak ele almıştır. Zihin-beden’e dair felsefi tartışmalar, 18. yüzyılda Locke, Kant, Leibniz ve Hume’un çalışmalarıyla sürdürülmüştür. 19. yüzyılda gerek modern tıbbın gelişimi gerekse materyalist ve pozitivist felsefenin daha etkin olması bedenin önemine dair vurguyu ön plana çıkarmıştır.
17.yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı ile niceliksel olarak ifade edilmeye çalışılmıştır. Neredeyse son 5 asır, zihnin dönüşümünü sağlamayı esas alan felsefı ve bilimsel çalışmaların olduğu bir asır olmuştur. 20. yüzyılda psikiyatri ve modern psikolojinin etkisiyle de zihnin (aklın veya bilincin) dönüştürülmesi çabalarına duyguları da dönüştürme çabaları eklemlenmiştir.
İslam, itikadi olarak insanı kozmik düzende en yüksek düzeyde “eşref-i mahlûkat” ve yeryüzünde “Allah’ın Halifesi” olarak görürken; Hıristiyanlık ise evrensel ahlâk ve etik değerleri oluşturamayacak günahkâr bir insandan bahseder. Yine İslam’da insan, eşyanın neliği ve adları öğretilmiş bir varlıkken; Batı düşüncesinin temeli oluşturulan unsurlardan biri olan mitolojide insan, Promete üzerinden tanrılaşmak ve bilgiyi çalma yani gücü elde etmek gayesindedir. Bu bağlamda Haraway, Batı’nın ontolojisinin bir neticesi olan siborg’u; köklü tarihsel ihtimallerinin olan iki merkezin (tahayyül ve maddi gerçeklik) imgesi olarak görür.
Batı düşüncesinin yapısında ve itikadında bulunan “düşmüşlük” ve “yoksunluk” duygusu sürekli kendisini güç ve madde-kuvvet temelli epistemik arayışa itmiştir. Batılı bilim anlayışı üç aşama olan teknik-mekanik-teknolojik bir süreçten 4. aşama olan adına Dördüncü Sanayi Devrimi denen sibernetik-robotik bir sürece gelinmiştir. Bernal, The World, The Flesh and The Devil-1929 adlı eserinde insanların makinelerle bağlantılı beyinleri ve genetik olarak dönüştürülmüş olan siborg vücutlarıyla uzayda kolonileşebileceğini söyler. 1970’lerden sonra yüksek-teknoloji sürecinde insan bedeni ve zihni, teknolojiyle yoğun bir etkileşim haline girmiştir. Bedenler, dijitalleşme sürecine maruz kalmış daha önce hiç karşılaşmadığı kadar büyük bir dönüşüme maruz kalmıştır. Bu dönüşüm, dijitalleşmiş beden/digitised body kavram ve meselesini ortaya çıkarmıştır. Dijitalleşme süreciyle hem insan davranışları farklılaşmış hem de -âdeta- insanların zihinlerinin ve bedenlerinin monitörleşmesi durumu doğmuştur.
Sosyal medyada yalnızca durum olarak var olmayan adeta zihin ve beden olarak var olduğunu düşünen bireyler ortaya çıkmıştır. Facebook, twitter, instagram ve youtube gibi dijital uzantılarda dijital imgeler ve varoluşsal ifadeler dijitalleşmiş beden ve benliklerin zemininin göstergeleridir. Dijital imgeye dönüşmüş bireylerin yüzleri, adeta monitöre dönerken; bilinçlerini oluşturan medium/ortam da onların yaşadığı siber-mekân olmaktadır. Böylesi dijitalleşmiş bir zihin ve bedenin varlık olarak algıları da zayıflamıştır. Dijital alan sadece ticari bir alan değil aynı zamanda bireylerin değer kazandıkları alanlar oldukları için benliğin inşa edildiği mekânlardır.
Yalnızca teknolojilerin, bedenleri ve bilinçleri dönüştürdüğü bir zemin değil aynı zamanda bedenlerin ve bilinçlerin teknolojileri belirlediği bir alan olan dijital âlem, zamanlar bedenin bir uzantısı haline gelmektedir.
Taşınabilir mobil aletler dışında giyilebilir bilgisayarlar ve deri altı çip uygulamaları; beden-makine, bilgisayar-beyin dualitesini birbirine yaklaştırmaktadır. Dijital teknolojiler, adeta benliğin ve bedenin bir parçası olarak kullanılmaktadır. Dijital aletler ve yazılımlar, benliğin hem uzantıları olarak şekillenmekte hem de benliği şekillendirmektedir. Teknolojinin gittikçe radikalleşmesi beyinleri ve bedenleri değiştirmeyi zaruri kılmaktadır. Bu zaruret neticesinde evrilen insan aslında öncekinden farklı hale getirilmiş bir insandır.
Kutsal bir armağan olarak görülen insan bedeni, teknolojiye eklemlenebilen veya teknoloji üzerinden kendini dönüştürebilen bir araç haline gelmektedir. Protez gözlerin ortaya çıkacağı gelecek süreçte kontak lensler ve gözlükler primitif araçlar haline gelecektir. Yine cinsel uzuvlar dâhil olmak üzere bedenin büyük kısmı üzerinde kimyasal ve hormonal müdahalelerle değişiklik gerçekleştirilmektedir. Protez üzerinden yapılan değişimler, insanın orijinal fiziksel konumundan uzaklaştığını göstermektedir. Ayrıca doğal potansiyelin bio-mekanik genişlemelerle sürdürülmesi, insan bedeninin birçok yolla makinelerle etkileşimini sağlar. Filmlerde görülen android veya humonoid varlık türlerinin dünyada görülmesi çok kısa vadede görülmeyecek olsa da hem mevcut insanın üzerinde yapılmak istenen değişiklik hem de ara varlık türleri (cyborg, humonoid veya android) üretme çalışmaları söz konusu.
Bu bağlamda android olmayan insan bedenine bir destek olan ve ona entegre edilen protez, yapay bir beden parçası olarak bedeni destekler. Protezle modifiye edilen insan bedeni artık eskisi olmayıp siber bedenin bir parçası haline getirilmiştir. Yapay beden parçaları; basit bir drone, itaatkâr ve faydalı aletler olarak hizmet edecek. Bu bağlamda Halacy, hibrid insanın; gelecek insanlığın öncüsü olacağını söylüyor. İyimser görüş sahipleri ise protezlerin genellikle hibrid beden formlarının tartışmasına taşınabileceğini, insanın eklenmiş bir aletle veya siborglarla entegre olabileceğini söyler. Sorgner ise teknoloji; genetik, morfolojik (plastik cerrahi vb), farmakolojik veya cybor-teknolojik olarak (mekanik veya dijital siborg yaratarak, dijital varlığı geliştirme ve bilgisayara birinin zihninin içeriğini yükleme vasıtasıyla) çeşitli tarz ve görünümlerde gerçekleştirilebileceğini iddia eder.
Prometeci bir tavra sahip ve arzu varlığı olarak insan, kendi formlarının yeterli olmadığını düşünerek teknolojik vasıtalarla kendini dönüştürmeyi gerçekleştirmek istemektedir. Çünkü Kurzweil gibi fütürist bilimciler bu gidişle teknolojinin, insanın çok önüne geçeceğini ve insanın geri bir form olarak kalacağını bu “geri kalmışlığı” insan beyniyle-makinenin birleşimiyle aşılabileceğini ifade ederler. Kurzweil, eğer makine-beyin ara-yüz çalışması gerçekleştirilemezse insanlığın zor durumda kalacağını ifade eder.
Bu bağlamda insan biyolojisi üzerinde dönüşüm yapma isteği trans-hümanist bir yaklaşımdır. Teknolojik gelişimde insanlığı, yeni bir insan haline geleceği savunulan trans-hümanist süreçte yapay müdahalelerle doğası değişen biyolojik insan türlerinin, süper akıllı karar verici makinelerle yer değiştireceği öngörülmektedir. Teknolojik dönüşümlerin amacı, ölümsüzlüğe ulaşmak ve mevcut insan bedenini aşabilmektir. Maddeyi bireylerin isteklerine göre değiştirilebilen, edilgen ve yönlendirilebilir bir kod olarak gören trans-hümanizmde hantal, tahriş olan ve zayıf olarak görülen insan bedeni daha etkili makinelerle, sanal temsil veya simülasyonlarla yer değiştirerek gerekli göründüğü zaman insan zihniyle eşleşebileceği söylenir.
Maddiliğin dinamik ve duyum kapasitesi hem dünyada hem bedende yok sayılır ya da hor görülür. Nitekim Haraway’in insan ve makine bileşimi olan siborgları bu türdendir. Ona göre insan, sonsuz sanal bir dünyada savunmasız ölümlüler olmaktan ziyade, sağlam siborglar veya ölümsüz zihinler olarak yaşayabilir. Bireylerin isteklerine göre değiştirilebilen maddiliğe sahip robotların, beşerî toplumun bir parçası olacağı düşünülmektedir. Trans-hümanistler; insanın aşamalı olarak önce hibride sonrasında siborga dönüşebileceğini ve bu genetik değişimi görmek için en az 18 yıla ihtiyaç olduğunu söylerler.
Bedenin; estetik ve kullanım olarak yetersiz olduğu düşüncesi, zihnin yeterli olmadığı yaklaşımıyla çakışmaktadır. Siber beden; üzerinde her türlü tasarrufun yapılabileceği, modifiye edilebilen bir bedendir. Yapay omurga, yapay kalp, göz, el vs protezvari eklemelerle bedenin güçlendirildiği veya robotik vasıtalarla bedenin barındığı bir mekân haline getirilen siber-beden organik varlık olmaktan çıkmıştır. Gelecek 21. yüzyılın nasıllığı hakkında bilgi verici -adeta kum havuzu- olan filmlerde zekâ düzeyi artırılmış YZ’ya ve biyonik bedene sahip insanımsı varlıklar/siborg, metal ya da çelikle güçlendirilmiş̧ insanlar, ölümsüz vampirler, metabolik komadan dönen zombiler, kurşundan kaçabilecek hıza sahip atletik varlıklar söz konusudur. Yine W. Gibson’un “Neuromancer” romanında yapay kolu olan bir barmen, yapay tırnaklı bayanlar, yapay Nikon protez gözler, YZ’ler, robotlar, protez askerler, neonlar, siber uzay, organ nakli imkânı, implantlı varlıklar, ara-yüzler, yeni teknolojik uygulamalar, mikrobiyolojik çalışmalar, genetik mühendisliği ve yaşlılığı ortadan kaldırma gibi unsurlar vardır.
Sonuç
Antik Yunan mitolojisinde Demirciler Tanrısı Hephaistos tarafından tasarlanan “Talos” adlı mekanik bir adam kurgusunu devam ettiren Batı düşüncesi yalnızca insan dışında android veya siborg varlıklar değil mevcut insanı hem dijital uzamlara hapsedip hem de protez eklemlemeler üzerinden dönüştürme çabasındadır. İnsanın konumlandırılamayışı insan veya hayvan olmayan, cinsiyet sorununu (!) aşacak olan siborg varlık üretme arzusu ve çabasını doğurmuştur. Siborg veya android varlık, insandan uzaklaşma değil bizatihi insanı birbirine yaklaştırıcı varlık olarak görülüyor. Çünkü idealizm-materyalizm, madde-ruh, dişi-erkek sorunun aşılacağı bir eşik olarak düşünülmektedir. Haraway’in dediği gibi bir bahçede (cennet) doğmayan ve üniter kimlik arayışı olmayan ve bir tür dağılma ve toplanma olan siborg, uzlaşmaz ikiliklere son veren kolektif ve kişisel benliktir.
İnsanı kovulmuş, doğuştan günahkar ve Tanrılaşabilen varlık olarak uzlaşmaz dualitelerle tasavvur eden Batı düşüncesi dijital veya sanal âlemler, artırılmış gerçekliklere icbar ettiği insanı dönüştürdüğü gibi onu aşacağını düşündüğü siborg veya android varlıklar inşa etme çabası içerisine girmektedir. Hem dönüştürülmüş insanlar hem de ara varlıklarla yaşayacağımız dünyanın hukuki, ahlâki, iktisadi, siyasi ve içtimai tüm süreçleri değişecek görünüyor. Şu an tamamlanmamış bir süreç olduğu için neler olacağını öngörmek mümkün değil sürecin başlatıcısı ve devam ettiricisi Batı düşüncesi dâhi ne olacağını kestiremeyecek durumda. “Ekini bozmak” ve “Allah’ın boyası” gibi ifadeler üzerinden insan veya diğer türler üzerinde yapılması istenen değişiklikleri veya uygulamaların sorunlar içerdiği söylenebilir.
Kaynaklar:
Dağ, Ahmet. (2018). Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü, Ankara: Elis Yayınları.
Lupton, Deborah. (2017). Digital Bodies, Routledge Handbook of Physical Cultural Studies, eds. D. Andrews, M. Silk and H. Thorpe, London: Routledge.
Rocío, Carrasco (2014) (Re)defining the Gendered Body in Cyberspace: The Virtual Reality Film, NORA – Nordic Journal of Feminist and Gender Research, 22:1, 33-47.
İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra Atatürk Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra doktora çalışmalarını Kırklareli Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamladı. Aynı üniversitenin Felsefe Bölümü’nde beş yıl öğretim üyesi olarak görev yaptı. Hâlen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
Çalışmalarını Türk-İslam düşüncesi, Batı felsefesi, modernite ve postmodernite alanlarında yoğunlaştıran yazar; son dönem araştırmalarında hümanizm, transhümanizm ve posthümanizm gibi çağdaş felsefi akımlara odaklanmaktadır.
Yayımlanmış eserleri arasında; Ölümcül Şiddet: Baudrillard’ın Düşüncesi, Çağdaş İngiliz Yahudi Medeniyetinin Oluşumunda David Hume, Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü, İnsansız Dünya: Transhümanizm, Modernleşme Ekseninde Türk Düşüncesi ve Kariyer ve Başarı Çağında Genç Olmak adlı kitapları bulunmaktadır.
Ayrıca çeşitli kitap bölümleri ve akademik makalelerinin yanı sıra; Yolcu, Ayraç, Dil ve Edebiyat, Umran, Nida, Kamuda Sosyal Politika ve Sözşehri gibi dergilerde; Timetürk, Dünya Bülteni, Düşünce Feneri ve Fikir Coğrafyası gibi internet sitelerinde yayımlanmış yazı ve makaleleri bulunmaktadır.
İslam dinine göre adalet, Allah’ın sıfatlarından biridir. Adalet, doğru olmak, doğru davranmak, adaletle hükmetmek, eşitlemek gibi mânâlara gelen bir mastardır. Bu kavram doğruluk, hakkaniyet, denge ve düzen anlamlarıyla isim olarak kullanıldığı gibi çok adil anlamında sıfat olarak da kullanılır. Adalet sıfatı, mübalağa ifade eden bir sıfat olup çok adil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden, haktan başkasını söylemeyen ve yapmayan, her zaman her şeye karşı adaletli davranan anlamında kullanılmıştır. Zira Yüce Allah, adaletli bir hâkim olup her şeyi hakkıyla gören, işiten, her şeyin içini-dışını, önünü-sonunu bilen ve her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Cümle ümmet-i İslam’ın gözü aydın, farklı düşündüğü için bir insanı daha, teolojik bir farklı yorumu daha linç ederek istifa etmesine vesile olduk. Linçin şehvet düzeyi, kışkırtma kat sayısı o kadar yüksekti ki sosyal medyada küfrün, hakaretin, tehdidin binlercesi, onlarca saat sürdü. Herhangi bir ibadetinde erişemediği iştiyakı bir insanı linç etmek için kullanan “biz”ler, “insanlıktan çıkma başarımıza” bir yenisini daha eklemiş bulunuyoruz.
Hüküm yalnızca Allah’ındır.” Yûsuf Sûresi 40. âyet “Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür. Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.” Thomas Paine (1737-1809) “Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var; O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.” E. de La Boetie (1530-1563) Devlet Kavramı Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın …
Yirmi yıla yakın zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak siyasal iktidarın başında bulunan Recep Tayyip Erdoğan, ülke sathındaki icraatlarını övgüyle kendi ağzından sıralarken, son birkaç yıldan bu yana, kültür ve eğitimde, sadece bu alanda pek başarılı olamadıklarını söylemektedir. Bunu aldığı eleştiriler üzerine mi yoksa sahiden kendi kaygısı olarak mı dile getirdiği bilinemez. Ancak görüldüğü kadarıyla ve öteden beri defalarca değinilen, konuşulan bir gerçektir bu noksanlık. Türkiye’de muhafazakâr kesimin kültür, sanat ve eğitim konularındaki tökezlemeleri hiç de son yirmi yılda başlamış değildir. Bağlı hatta bağımlı bulundukları geleneğin/genetiğin buna izin vermediğini görmedikleri, görmeye çalışmadıkları için doğmaktadır aslında söz konusu bir şey yapamamış olmaları.
Muhakkak ki Allah,
adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder;
çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.
O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl, 16:90)
Her Cuma namazında hutbenin sonunda okunan bu ayet, Yüce Rabbimizin biz kullarının uyması gereken kuralları öğüt almamız ve hayatımıza tatbik etmemiz için önemli emirleri içermektedir. Bu emirlerin başında adalet gelmektedir. Rabbimiz bize ‘adaleti… emrediyor’. Buradan hareketle bu yazımızda emredilen adaletin ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Bunu yaparken de bazen git geller de yapmak durumunda kalacağız. Bir kavramı anlamak, tanımlamak, çağın idrakine sunmak, aynı zamanda o kavramın geçirmiş olduğu merhaleleri bilmeyi, ona yaklaşımların ne yönde olduğunu, nasıl tanımlandığını bilmeyi de gerektirir.
İnsanın Terkedilişi: Dijital ve Siber Bedenler
Beden-Zihin, madde veya ruh’a dair tartışmalar, neredeyse tüm kadim felsefelerin ve dinlerin mevzusudur. İnsanın ruh ve beden olarak diriltileceği ifade edilen dinlerde ruhun ve bedenin korunmasına dair buyruklar vardır. Felsefe tarihinde Platon, ayrı bir varlık olarak ruhun maddiliğini tartışmıştır. Descartesçı ve Kartezyen felsefe ise zihin ve bedeni iki ayrı varlık olarak ele almıştır. Zihin-beden’e dair felsefi tartışmalar, 18. yüzyılda Locke, Kant, Leibniz ve Hume’un çalışmalarıyla sürdürülmüştür. 19. yüzyılda gerek modern tıbbın gelişimi gerekse materyalist ve pozitivist felsefenin daha etkin olması bedenin önemine dair vurguyu ön plana çıkarmıştır.
17.yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı ile niceliksel olarak ifade edilmeye çalışılmıştır. Neredeyse son 5 asır, zihnin dönüşümünü sağlamayı esas alan felsefı ve bilimsel çalışmaların olduğu bir asır olmuştur. 20. yüzyılda psikiyatri ve modern psikolojinin etkisiyle de zihnin (aklın veya bilincin) dönüştürülmesi çabalarına duyguları da dönüştürme çabaları eklemlenmiştir.
İslam, itikadi olarak insanı kozmik düzende en yüksek düzeyde “eşref-i mahlûkat” ve yeryüzünde “Allah’ın Halifesi” olarak görürken; Hıristiyanlık ise evrensel ahlâk ve etik değerleri oluşturamayacak günahkâr bir insandan bahseder. Yine İslam’da insan, eşyanın neliği ve adları öğretilmiş bir varlıkken; Batı düşüncesinin temeli oluşturulan unsurlardan biri olan mitolojide insan, Promete üzerinden tanrılaşmak ve bilgiyi çalma yani gücü elde etmek gayesindedir. Bu bağlamda Haraway, Batı’nın ontolojisinin bir neticesi olan siborg’u; köklü tarihsel ihtimallerinin olan iki merkezin (tahayyül ve maddi gerçeklik) imgesi olarak görür.
Batı düşüncesinin yapısında ve itikadında bulunan “düşmüşlük” ve “yoksunluk” duygusu sürekli kendisini güç ve madde-kuvvet temelli epistemik arayışa itmiştir. Batılı bilim anlayışı üç aşama olan teknik-mekanik-teknolojik bir süreçten 4. aşama olan adına Dördüncü Sanayi Devrimi denen sibernetik-robotik bir sürece gelinmiştir. Bernal, The World, The Flesh and The Devil-1929 adlı eserinde insanların makinelerle bağlantılı beyinleri ve genetik olarak dönüştürülmüş olan siborg vücutlarıyla uzayda kolonileşebileceğini söyler. 1970’lerden sonra yüksek-teknoloji sürecinde insan bedeni ve zihni, teknolojiyle yoğun bir etkileşim haline girmiştir. Bedenler, dijitalleşme sürecine maruz kalmış daha önce hiç karşılaşmadığı kadar büyük bir dönüşüme maruz kalmıştır. Bu dönüşüm, dijitalleşmiş beden/digitised body kavram ve meselesini ortaya çıkarmıştır. Dijitalleşme süreciyle hem insan davranışları farklılaşmış hem de -âdeta- insanların zihinlerinin ve bedenlerinin monitörleşmesi durumu doğmuştur.
Sosyal medyada yalnızca durum olarak var olmayan adeta zihin ve beden olarak var olduğunu düşünen bireyler ortaya çıkmıştır. Facebook, twitter, instagram ve youtube gibi dijital uzantılarda dijital imgeler ve varoluşsal ifadeler dijitalleşmiş beden ve benliklerin zemininin göstergeleridir. Dijital imgeye dönüşmüş bireylerin yüzleri, adeta monitöre dönerken; bilinçlerini oluşturan medium/ortam da onların yaşadığı siber-mekân olmaktadır. Böylesi dijitalleşmiş bir zihin ve bedenin varlık olarak algıları da zayıflamıştır. Dijital alan sadece ticari bir alan değil aynı zamanda bireylerin değer kazandıkları alanlar oldukları için benliğin inşa edildiği mekânlardır.
Taşınabilir mobil aletler dışında giyilebilir bilgisayarlar ve deri altı çip uygulamaları; beden-makine, bilgisayar-beyin dualitesini birbirine yaklaştırmaktadır. Dijital teknolojiler, adeta benliğin ve bedenin bir parçası olarak kullanılmaktadır. Dijital aletler ve yazılımlar, benliğin hem uzantıları olarak şekillenmekte hem de benliği şekillendirmektedir. Teknolojinin gittikçe radikalleşmesi beyinleri ve bedenleri değiştirmeyi zaruri kılmaktadır. Bu zaruret neticesinde evrilen insan aslında öncekinden farklı hale getirilmiş bir insandır.
Kutsal bir armağan olarak görülen insan bedeni, teknolojiye eklemlenebilen veya teknoloji üzerinden kendini dönüştürebilen bir araç haline gelmektedir. Protez gözlerin ortaya çıkacağı gelecek süreçte kontak lensler ve gözlükler primitif araçlar haline gelecektir. Yine cinsel uzuvlar dâhil olmak üzere bedenin büyük kısmı üzerinde kimyasal ve hormonal müdahalelerle değişiklik gerçekleştirilmektedir. Protez üzerinden yapılan değişimler, insanın orijinal fiziksel konumundan uzaklaştığını göstermektedir. Ayrıca doğal potansiyelin bio-mekanik genişlemelerle sürdürülmesi, insan bedeninin birçok yolla makinelerle etkileşimini sağlar. Filmlerde görülen android veya humonoid varlık türlerinin dünyada görülmesi çok kısa vadede görülmeyecek olsa da hem mevcut insanın üzerinde yapılmak istenen değişiklik hem de ara varlık türleri (cyborg, humonoid veya android) üretme çalışmaları söz konusu.
Bu bağlamda android olmayan insan bedenine bir destek olan ve ona entegre edilen protez, yapay bir beden parçası olarak bedeni destekler. Protezle modifiye edilen insan bedeni artık eskisi olmayıp siber bedenin bir parçası haline getirilmiştir. Yapay beden parçaları; basit bir drone, itaatkâr ve faydalı aletler olarak hizmet edecek. Bu bağlamda Halacy, hibrid insanın; gelecek insanlığın öncüsü olacağını söylüyor. İyimser görüş sahipleri ise protezlerin genellikle hibrid beden formlarının tartışmasına taşınabileceğini, insanın eklenmiş bir aletle veya siborglarla entegre olabileceğini söyler. Sorgner ise teknoloji; genetik, morfolojik (plastik cerrahi vb), farmakolojik veya cybor-teknolojik olarak (mekanik veya dijital siborg yaratarak, dijital varlığı geliştirme ve bilgisayara birinin zihninin içeriğini yükleme vasıtasıyla) çeşitli tarz ve görünümlerde gerçekleştirilebileceğini iddia eder.
Prometeci bir tavra sahip ve arzu varlığı olarak insan, kendi formlarının yeterli olmadığını düşünerek teknolojik vasıtalarla kendini dönüştürmeyi gerçekleştirmek istemektedir. Çünkü Kurzweil gibi fütürist bilimciler bu gidişle teknolojinin, insanın çok önüne geçeceğini ve insanın geri bir form olarak kalacağını bu “geri kalmışlığı” insan beyniyle-makinenin birleşimiyle aşılabileceğini ifade ederler. Kurzweil, eğer makine-beyin ara-yüz çalışması gerçekleştirilemezse insanlığın zor durumda kalacağını ifade eder.
Bu bağlamda insan biyolojisi üzerinde dönüşüm yapma isteği trans-hümanist bir yaklaşımdır. Teknolojik gelişimde insanlığı, yeni bir insan haline geleceği savunulan trans-hümanist süreçte yapay müdahalelerle doğası değişen biyolojik insan türlerinin, süper akıllı karar verici makinelerle yer değiştireceği öngörülmektedir. Teknolojik dönüşümlerin amacı, ölümsüzlüğe ulaşmak ve mevcut insan bedenini aşabilmektir. Maddeyi bireylerin isteklerine göre değiştirilebilen, edilgen ve yönlendirilebilir bir kod olarak gören trans-hümanizmde hantal, tahriş olan ve zayıf olarak görülen insan bedeni daha etkili makinelerle, sanal temsil veya simülasyonlarla yer değiştirerek gerekli göründüğü zaman insan zihniyle eşleşebileceği söylenir.
Maddiliğin dinamik ve duyum kapasitesi hem dünyada hem bedende yok sayılır ya da hor görülür. Nitekim Haraway’in insan ve makine bileşimi olan siborgları bu türdendir. Ona göre insan, sonsuz sanal bir dünyada savunmasız ölümlüler olmaktan ziyade, sağlam siborglar veya ölümsüz zihinler olarak yaşayabilir. Bireylerin isteklerine göre değiştirilebilen maddiliğe sahip robotların, beşerî toplumun bir parçası olacağı düşünülmektedir. Trans-hümanistler; insanın aşamalı olarak önce hibride sonrasında siborga dönüşebileceğini ve bu genetik değişimi görmek için en az 18 yıla ihtiyaç olduğunu söylerler.
Bedenin; estetik ve kullanım olarak yetersiz olduğu düşüncesi, zihnin yeterli olmadığı yaklaşımıyla çakışmaktadır. Siber beden; üzerinde her türlü tasarrufun yapılabileceği, modifiye edilebilen bir bedendir. Yapay omurga, yapay kalp, göz, el vs protezvari eklemelerle bedenin güçlendirildiği veya robotik vasıtalarla bedenin barındığı bir mekân haline getirilen siber-beden organik varlık olmaktan çıkmıştır. Gelecek 21. yüzyılın nasıllığı hakkında bilgi verici -adeta kum havuzu- olan filmlerde zekâ düzeyi artırılmış YZ’ya ve biyonik bedene sahip insanımsı varlıklar/siborg, metal ya da çelikle güçlendirilmiş̧ insanlar, ölümsüz vampirler, metabolik komadan dönen zombiler, kurşundan kaçabilecek hıza sahip atletik varlıklar söz konusudur. Yine W. Gibson’un “Neuromancer” romanında yapay kolu olan bir barmen, yapay tırnaklı bayanlar, yapay Nikon protez gözler, YZ’ler, robotlar, protez askerler, neonlar, siber uzay, organ nakli imkânı, implantlı varlıklar, ara-yüzler, yeni teknolojik uygulamalar, mikrobiyolojik çalışmalar, genetik mühendisliği ve yaşlılığı ortadan kaldırma gibi unsurlar vardır.
Sonuç
Antik Yunan mitolojisinde Demirciler Tanrısı Hephaistos tarafından tasarlanan “Talos” adlı mekanik bir adam kurgusunu devam ettiren Batı düşüncesi yalnızca insan dışında android veya siborg varlıklar değil mevcut insanı hem dijital uzamlara hapsedip hem de protez eklemlemeler üzerinden dönüştürme çabasındadır. İnsanın konumlandırılamayışı insan veya hayvan olmayan, cinsiyet sorununu (!) aşacak olan siborg varlık üretme arzusu ve çabasını doğurmuştur. Siborg veya android varlık, insandan uzaklaşma değil bizatihi insanı birbirine yaklaştırıcı varlık olarak görülüyor. Çünkü idealizm-materyalizm, madde-ruh, dişi-erkek sorunun aşılacağı bir eşik olarak düşünülmektedir. Haraway’in dediği gibi bir bahçede (cennet) doğmayan ve üniter kimlik arayışı olmayan ve bir tür dağılma ve toplanma olan siborg, uzlaşmaz ikiliklere son veren kolektif ve kişisel benliktir.
İnsanı kovulmuş, doğuştan günahkar ve Tanrılaşabilen varlık olarak uzlaşmaz dualitelerle tasavvur eden Batı düşüncesi dijital veya sanal âlemler, artırılmış gerçekliklere icbar ettiği insanı dönüştürdüğü gibi onu aşacağını düşündüğü siborg veya android varlıklar inşa etme çabası içerisine girmektedir. Hem dönüştürülmüş insanlar hem de ara varlıklarla yaşayacağımız dünyanın hukuki, ahlâki, iktisadi, siyasi ve içtimai tüm süreçleri değişecek görünüyor. Şu an tamamlanmamış bir süreç olduğu için neler olacağını öngörmek mümkün değil sürecin başlatıcısı ve devam ettiricisi Batı düşüncesi dâhi ne olacağını kestiremeyecek durumda. “Ekini bozmak” ve “Allah’ın boyası” gibi ifadeler üzerinden insan veya diğer türler üzerinde yapılması istenen değişiklikleri veya uygulamaların sorunlar içerdiği söylenebilir.
Kaynaklar:
Dağ, Ahmet. (2018). Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü, Ankara: Elis Yayınları.
Haraway, Donna. (2006). Siborg Manifestosu, İstanbul: Agora Kitaplığı.
Lupton, Deborah. (2017). Digital Bodies, Routledge Handbook of Physical Cultural Studies, eds. D. Andrews, M. Silk and H. Thorpe, London: Routledge.
Rocío, Carrasco (2014) (Re)defining the Gendered Body in Cyberspace: The Virtual Reality Film, NORA – Nordic Journal of Feminist and Gender Research, 22:1, 33-47.
Wilson, R.R. (1995). Cyber(Body)Parts: Prosthetic Consciousness, Body§Society, S.1, 239-257.
Yazar
İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra Atatürk Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra doktora çalışmalarını Kırklareli Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamladı. Aynı üniversitenin Felsefe Bölümü’nde beş yıl öğretim üyesi olarak görev yaptı. Hâlen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
Çalışmalarını Türk-İslam düşüncesi, Batı felsefesi, modernite ve postmodernite alanlarında yoğunlaştıran yazar; son dönem araştırmalarında hümanizm, transhümanizm ve posthümanizm gibi çağdaş felsefi akımlara odaklanmaktadır.
Yayımlanmış eserleri arasında; Ölümcül Şiddet: Baudrillard’ın Düşüncesi, Çağdaş İngiliz Yahudi Medeniyetinin Oluşumunda David Hume, Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü, İnsansız Dünya: Transhümanizm, Modernleşme Ekseninde Türk Düşüncesi ve Kariyer ve Başarı Çağında Genç Olmak adlı kitapları bulunmaktadır.
Ayrıca çeşitli kitap bölümleri ve akademik makalelerinin yanı sıra; Yolcu, Ayraç, Dil ve Edebiyat, Umran, Nida, Kamuda Sosyal Politika ve Sözşehri gibi dergilerde; Timetürk, Dünya Bülteni, Düşünce Feneri ve Fikir Coğrafyası gibi internet sitelerinde yayımlanmış yazı ve makaleleri bulunmaktadır.
İlgili Yazılar
İslam Dinin’de Tevhid-Adalet İlişkisi
İslam dinine göre adalet, Allah’ın sıfatlarından biridir. Adalet, doğru olmak, doğru davranmak, adaletle hükmetmek, eşitlemek gibi mânâlara gelen bir mastardır. Bu kavram doğruluk, hakkaniyet, denge ve düzen anlamlarıyla isim olarak kullanıldığı gibi çok adil anlamında sıfat olarak da kullanılır. Adalet sıfatı, mübalağa ifade eden bir sıfat olup çok adil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden, haktan başkasını söylemeyen ve yapmayan, her zaman her şeye karşı adaletli davranan anlamında kullanılmıştır. Zira Yüce Allah, adaletli bir hâkim olup her şeyi hakkıyla gören, işiten, her şeyin içini-dışını, önünü-sonunu bilen ve her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Eleştiri Kültürümüzün Eleştirisi: Yok Edilmesi Gereken “Öteki”lere Karşı Kahraman “Biz”ler
Cümle ümmet-i İslam’ın gözü aydın, farklı düşündüğü için bir insanı daha, teolojik bir farklı yorumu daha linç ederek istifa etmesine vesile olduk. Linçin şehvet düzeyi, kışkırtma kat sayısı o kadar yüksekti ki sosyal medyada küfrün, hakaretin, tehdidin binlercesi, onlarca saat sürdü. Herhangi bir ibadetinde erişemediği iştiyakı bir insanı linç etmek için kullanan “biz”ler, “insanlıktan çıkma başarımıza” bir yenisini daha eklemiş bulunuyoruz.
Modernizmin Korkuttuğu Müslümanlar: Devlet Çıkmazı
Hüküm yalnızca Allah’ındır.” Yûsuf Sûresi 40. âyet “Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür. Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.” Thomas Paine (1737-1809) “Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var; O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.” E. de La Boetie (1530-1563) Devlet Kavramı Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın …
Eleştirinin Maliyetine Giriş
Yirmi yıla yakın zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak siyasal iktidarın başında bulunan Recep Tayyip Erdoğan, ülke sathındaki icraatlarını övgüyle kendi ağzından sıralarken, son birkaç yıldan bu yana, kültür ve eğitimde, sadece bu alanda pek başarılı olamadıklarını söylemektedir. Bunu aldığı eleştiriler üzerine mi yoksa sahiden kendi kaygısı olarak mı dile getirdiği bilinemez. Ancak görüldüğü kadarıyla ve öteden beri defalarca değinilen, konuşulan bir gerçektir bu noksanlık. Türkiye’de muhafazakâr kesimin kültür, sanat ve eğitim konularındaki tökezlemeleri hiç de son yirmi yılda başlamış değildir. Bağlı hatta bağımlı bulundukları geleneğin/genetiğin buna izin vermediğini görmedikleri, görmeye çalışmadıkları için doğmaktadır aslında söz konusu bir şey yapamamış olmaları.
Adaletin Mahiyetine Bir Bakış
Muhakkak ki Allah,
adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder;
çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.
O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl, 16:90)
Her Cuma namazında hutbenin sonunda okunan bu ayet, Yüce Rabbimizin biz kullarının uyması gereken kuralları öğüt almamız ve hayatımıza tatbik etmemiz için önemli emirleri içermektedir. Bu emirlerin başında adalet gelmektedir. Rabbimiz bize ‘adaleti… emrediyor’. Buradan hareketle bu yazımızda emredilen adaletin ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Bunu yaparken de bazen git geller de yapmak durumunda kalacağız. Bir kavramı anlamak, tanımlamak, çağın idrakine sunmak, aynı zamanda o kavramın geçirmiş olduğu merhaleleri bilmeyi, ona yaklaşımların ne yönde olduğunu, nasıl tanımlandığını bilmeyi de gerektirir.