-Din Dilinin Politik İşlevleri Üzerine Bir Deneme-
…doğa hiçbir şeyi boşuna yapmaz; insan siyasal bir hayvan yapmak amacıyla da, bütün hayvanlar arasında yalnız ona dili, anlamlı konuşma yetisini vermiştir. (Aristo, Politika, I: 2)
1. Politik Teoloji Kavramsallaştırması
Tanrı bilimi, bilgisi, öğretileri ve inançların incelenmesi manasında kullanılan teoloji (İlahiyat) ile toplumların yönetilmesi (çobanlık) sanatı olarak yorumlanan siyasetin ilişkisi, düşünce tarihinin en problematik konusudur. Modern dönemde din ve devlet ilişkileri başlığında sınırlandırılan sorun, aslında çok daha boyutlu ve karmaşıktır. Çünkü gerçekte dinin nerede başladığı devletin nerede bittiği o kadar açık ve belirgin değildir. Teoloji, esasen dinlerin özünü oluşturan Tanrı telakkisidir. Yani dinsel kural ve pratiklerin son tahlilde dayandığı asli öz, Tanrı inancı ve algısında düğümlenir. Politika ise benzer şekilde son tahlilde devlet yönetimidir, siyasetin özü, devlet telakkisi ve algısıdır. Tarihsel süreç, teoloji ile yani Tanrı telakkisi ile politika yani devlet telakkisinin birbirinin uzantısı ve yansıması olduğunu açık bir şekilde gösterir.[1] Dolayısıyla politik teoloji karşılıklı ve dönüşümsel olarak dinin bir devlet devletin de bir din haline gelmesinin imkânını belki de kaçınılmaz bir kader oluşuna göndermede bulunur.
Şiddet her ne kadar görünümünü değiştirse de her daim hayatın içinde yerini almaktadır. Bazen görmek oldukça zorlaşsa da sonuçları itibariyle karşımızda durmaktadır. Bazı dönemlerde fiziksel, bazı dönemlerde ruhsal, bazı dönemlerde somut, bazı dönemlerde ise soyut… Fakat her daim varlığını ikame ettirmektedir. Bu değişimi yakalayabilmek biraz da tarihsel süreci doğru okuyabilmekle ilgilidir.
Şiddet, görselliğini sakınmadığı dönemlerde meşrûiyet problemi yaşamamakta zira meşrûiyetin yegâne kaynağı olmaktadır. Şiddet gücü, güç ise varoluşsal kabiliyeti imlemektedir.
Tarihin hiçbir aşamasında tek bir hakikat iddiası mutlak egemen olmamış; insanlar, toplumlar, devletler ve medeniyetler arası mücadele ve savaş mutlak anlamda son bulmamıştır. Varlık âleminde herşey zıddıyla kaim olmuştur. Gündüzün hikmeti gecede, imanın küfürde, sıcağın soğukta, bilginin cehalette saklıdır. İçtimai yaşamda da bu kural tarih boyunca geçerli olmuş, “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar.” vecizesiyle izah edilmiştir.
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Felsefenin Kimliği, Kimliğin Felsefesine Dair Bazı Düşünceler Giriş Bu makalede kimlik kavramı felsefenin kimliği üzerinden ele alınmaya çalışılıyor. Postmodern nihilist çağda kimlikler üzerinde pek çok tartışma yapıldı. Etimolojik kökenin uzantıları üzerinden yeni kurgular inşa edildi. Kimlik, ulus ve millet kavramı üzerinden ele alındığı gibi dinsel veya felsefi kökleri açısından da yeniden inşa edildi. Bir şekilde …
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Politik Teolojide Din Dilinin Stratejik Ağırlığı
-Din Dilinin Politik İşlevleri Üzerine Bir Deneme-
…doğa hiçbir şeyi boşuna yapmaz; insan siyasal bir hayvan yapmak amacıyla da, bütün hayvanlar arasında yalnız ona dili, anlamlı konuşma yetisini vermiştir. (Aristo, Politika, I: 2)
1. Politik Teoloji Kavramsallaştırması
Tanrı bilimi, bilgisi, öğretileri ve inançların incelenmesi manasında kullanılan teoloji (İlahiyat) ile toplumların yönetilmesi (çobanlık) sanatı olarak yorumlanan siyasetin ilişkisi, düşünce tarihinin en problematik konusudur. Modern dönemde din ve devlet ilişkileri başlığında sınırlandırılan sorun, aslında çok daha boyutlu ve karmaşıktır. Çünkü gerçekte dinin nerede başladığı devletin nerede bittiği o kadar açık ve belirgin değildir. Teoloji, esasen dinlerin özünü oluşturan Tanrı telakkisidir. Yani dinsel kural ve pratiklerin son tahlilde dayandığı asli öz, Tanrı inancı ve algısında düğümlenir. Politika ise benzer şekilde son tahlilde devlet yönetimidir, siyasetin özü, devlet telakkisi ve algısıdır. Tarihsel süreç, teoloji ile yani Tanrı telakkisi ile politika yani devlet telakkisinin birbirinin uzantısı ve yansıması olduğunu açık bir şekilde gösterir.[1] Dolayısıyla politik teoloji karşılıklı ve dönüşümsel olarak dinin bir devlet devletin de bir din haline gelmesinin imkânını belki de kaçınılmaz bir kader oluşuna göndermede bulunur.
Bu yazının devamı 184. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
184. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Şiddetin Meşrûiyetinden Meşrûiyetin Şiddetine: Döngüsel Bir İlişkiye Dair
Şiddet her ne kadar görünümünü değiştirse de her daim hayatın içinde yerini almaktadır. Bazen görmek oldukça zorlaşsa da sonuçları itibariyle karşımızda durmaktadır. Bazı dönemlerde fiziksel, bazı dönemlerde ruhsal, bazı dönemlerde somut, bazı dönemlerde ise soyut… Fakat her daim varlığını ikame ettirmektedir. Bu değişimi yakalayabilmek biraz da tarihsel süreci doğru okuyabilmekle ilgilidir.
Şiddet, görselliğini sakınmadığı dönemlerde meşrûiyet problemi yaşamamakta zira meşrûiyetin yegâne kaynağı olmaktadır. Şiddet gücü, güç ise varoluşsal kabiliyeti imlemektedir.
Yanlış İnsan Tasavvurunun İfşası: Batı, Self-Sosyal Öjenizm ve Gazze
Tarihin hiçbir aşamasında tek bir hakikat iddiası mutlak egemen olmamış; insanlar, toplumlar, devletler ve medeniyetler arası mücadele ve savaş mutlak anlamda son bulmamıştır. Varlık âleminde herşey zıddıyla kaim olmuştur. Gündüzün hikmeti gecede, imanın küfürde, sıcağın soğukta, bilginin cehalette saklıdır. İçtimai yaşamda da bu kural tarih boyunca geçerli olmuş, “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar.” vecizesiyle izah edilmiştir.
İslâm’ın İnsanlığa Vadettikleri -I-
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Felsefenin Bir Kimliği Var mı?
Felsefenin Kimliği, Kimliğin Felsefesine Dair Bazı Düşünceler Giriş Bu makalede kimlik kavramı felsefenin kimliği üzerinden ele alınmaya çalışılıyor. Postmodern nihilist çağda kimlikler üzerinde pek çok tartışma yapıldı. Etimolojik kökenin uzantıları üzerinden yeni kurgular inşa edildi. Kimlik, ulus ve millet kavramı üzerinden ele alındığı gibi dinsel veya felsefi kökleri açısından da yeniden inşa edildi. Bir şekilde …
Ahlâkın Neliği Üzerine
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Alışverişe devam et