Tasavvuf ve felsefî düşünce tarihinde büyük etkileri bulunan filozof sûfî Muhyiddin b. el-Arabî (v.638/1240), yazılarından anlaşıldığı üzere muazzam hafızası, ileri düzey zekâsı ve geniş malumat bilgisi olan bir yazar ve gezer olarak, İslâm ve İslâm dışı ayrımı yapmaksızın kendi monist varlığın birliği/ vahdet-i vücûd sistemini her anlamda destekleyecek bütün kaynakları ayırım yapmadan kullanmıştır. Daima aklının önüne geçen ve fevkalâde gelişmiş olan hayâl gücü sayesinde düşüncesini ortaya koyarken şairane bir üslûp kullanarak sık sık mecâz ve istiareye başvurmuştur.
Bâtınî ve felsefî tasavvufun başlıca temsilcilerinden biri olan İbn-i Arabî, vahdet-i vücûd doktrinini temellendirirken naslar üzerinde yaptığı ve çeşitli spekülasyonlara yol açan te’villeri, yaratanla yaratıklar arasındaki kesin ayırımı ortadan kaldıran yaklaşımları, Peygamber’e beşer üstü bir mahiyet atfetmesi, Şiî-İsmailîler’den aldığı bazı ilkelerin yanında eski Mısır, Yunan ve Hint kültüründen gelen kavram ve problemleri tasavvufa taşıması, nihayet sisteminin bütünü itibariyle dinler ve inanışlar arasında fark gözetmeyerek dinler üstü bir dini yani vahdet-i edyânı savunması gibi sebeplerle düşünce tarihinde en çok tartışılan, leh ve aleyhinde en fazla söz söylenen bir düşünür olmuştur. Bu çerçevede İbn-i Arabî’nin görüşleri üzerinde fikir yürütmeye çalışan bir kimsenin, onun ciddi anlamda felsefe yapan bir filozof olduğunu bilmesi gerektir.
Bu yazının devamı
195. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Âdem’in iki oğlu arasında gerçekleşen durum detaya inildiğinde iki açıdan çok önemlidir. Birincisi,insanlık tarihinde ilk kez yasak olan; yani insan fıtratına aykırı olan, insanın yaratılış amacına aykırı olan bir eylem gerçekleşmiş oldu.Bu, kötülüğün, yanlışlığın tohumunun yeryüzüne atılışıydı; dosdoğru olan gidişattan ayrılıştı. İkincisi ve daha da önemlisi ise yanlış ve dolayısıyla yasak olan bu eylem bir şeylerle gerekçelendirilip meşrulaştırılmaya çalışıldı.Sonraki tüm kötülüklerin, zulümlerin, haksızlıkların, ahlaksızlıkların, yanlışlıkların ilk tohumunu insanlık toprağına atan Kabil,kendince yaptığı yanlışı meşrulaştırmıştı.
Peki, hakikat nerededir? Ben de mi yoksa benden bağımsız olarak benim dışımda mıdır? Hakikat zaten var mıdır yoksa hakikati ben mi oluşturmalıyım? Bilgiye ulaşmadaki gayem nedir? Hangi metotlarla bilgiye ulaşabilirim?
“Kutsal Bilgelik Kilisesi, İmparator Iustininaos’un dünyaya meydan okumak ve geçmişin büyüklerini geçmek yönündeki bir hamlesiydi. ‘Süleyman, seni geçtim.’ diye fısıldadığı söylenir,
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir.
Doğal ya da beşer eliyle oluşmuş felaketler nedeniyle insanların normal yaşamları alt üst olmakta, toplumsal ve bireysel planda temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri organizasyonları ortadan kalkmakta,
İbn-i Arabî’nin Vahdet-i Vücûd Felsefesi
Tasavvuf ve felsefî düşünce tarihinde büyük etkileri bulunan filozof sûfî Muhyiddin b. el-Arabî (v.638/1240), yazılarından anlaşıldığı üzere muazzam hafızası, ileri düzey zekâsı ve geniş malumat bilgisi olan bir yazar ve gezer olarak, İslâm ve İslâm dışı ayrımı yapmaksızın kendi monist varlığın birliği/ vahdet-i vücûd sistemini her anlamda destekleyecek bütün kaynakları ayırım yapmadan kullanmıştır. Daima aklının önüne geçen ve fevkalâde gelişmiş olan hayâl gücü sayesinde düşüncesini ortaya koyarken şairane bir üslûp kullanarak sık sık mecâz ve istiareye başvurmuştur.
Bâtınî ve felsefî tasavvufun başlıca temsilcilerinden biri olan İbn-i Arabî, vahdet-i vücûd doktrinini temellendirirken naslar üzerinde yaptığı ve çeşitli spekülasyonlara yol açan te’villeri, yaratanla yaratıklar arasındaki kesin ayırımı ortadan kaldıran yaklaşımları, Peygamber’e beşer üstü bir mahiyet atfetmesi, Şiî-İsmailîler’den aldığı bazı ilkelerin yanında eski Mısır, Yunan ve Hint kültüründen gelen kavram ve problemleri tasavvufa taşıması, nihayet sisteminin bütünü itibariyle dinler ve inanışlar arasında fark gözetmeyerek dinler üstü bir dini yani vahdet-i edyânı savunması gibi sebeplerle düşünce tarihinde en çok tartışılan, leh ve aleyhinde en fazla söz söylenen bir düşünür olmuştur. Bu çerçevede İbn-i Arabî’nin görüşleri üzerinde fikir yürütmeye çalışan bir kimsenin, onun ciddi anlamda felsefe yapan bir filozof olduğunu bilmesi gerektir.
Bu yazının devamı 195. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İnsan ve İslam
Âdem’in iki oğlu arasında gerçekleşen durum detaya inildiğinde iki açıdan çok önemlidir. Birincisi,insanlık tarihinde ilk kez yasak olan; yani insan fıtratına aykırı olan, insanın yaratılış amacına aykırı olan bir eylem gerçekleşmiş oldu.Bu, kötülüğün, yanlışlığın tohumunun yeryüzüne atılışıydı; dosdoğru olan gidişattan ayrılıştı. İkincisi ve daha da önemlisi ise yanlış ve dolayısıyla yasak olan bu eylem bir şeylerle gerekçelendirilip meşrulaştırılmaya çalışıldı.Sonraki tüm kötülüklerin, zulümlerin, haksızlıkların, ahlaksızlıkların, yanlışlıkların ilk tohumunu insanlık toprağına atan Kabil,kendince yaptığı yanlışı meşrulaştırmıştı.
Garibal Enfeksiyonlar-2
Peki, hakikat nerededir? Ben de mi yoksa benden bağımsız olarak benim dışımda mıdır? Hakikat zaten var mıdır yoksa hakikati ben mi oluşturmalıyım? Bilgiye ulaşmadaki gayem nedir? Hangi metotlarla bilgiye ulaşabilirim?
Politik Estetiğin Alacakaranlığında Kadim Zaman-Mekân Estetiği
“Kutsal Bilgelik Kilisesi, İmparator Iustininaos’un dünyaya meydan okumak ve geçmişin büyüklerini geçmek yönündeki bir hamlesiydi. ‘Süleyman, seni geçtim.’ diye fısıldadığı söylenir,
Ölüm Üzerine Tefekkür
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir.
İnsani Yardım Stratejisinin ve İnfak Fıkhının Üretilmesi Neden Gereklidir
Doğal ya da beşer eliyle oluşmuş felaketler nedeniyle insanların normal yaşamları alt üst olmakta, toplumsal ve bireysel planda temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri organizasyonları ortadan kalkmakta,
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.