Tasavvuf ve felsefî düşünce tarihinde büyük etkileri bulunan filozof sûfî Muhyiddin b. el-Arabî (v.638/1240), yazılarından anlaşıldığı üzere muazzam hafızası, ileri düzey zekâsı ve geniş malumat bilgisi olan bir yazar ve gezer olarak, İslâm ve İslâm dışı ayrımı yapmaksızın kendi monist varlığın birliği/ vahdet-i vücûd sistemini her anlamda destekleyecek bütün kaynakları ayırım yapmadan kullanmıştır. Daima aklının önüne geçen ve fevkalâde gelişmiş olan hayâl gücü sayesinde düşüncesini ortaya koyarken şairane bir üslûp kullanarak sık sık mecâz ve istiareye başvurmuştur.
Bâtınî ve felsefî tasavvufun başlıca temsilcilerinden biri olan İbn-i Arabî, vahdet-i vücûd doktrinini temellendirirken naslar üzerinde yaptığı ve çeşitli spekülasyonlara yol açan te’villeri, yaratanla yaratıklar arasındaki kesin ayırımı ortadan kaldıran yaklaşımları, Peygamber’e beşer üstü bir mahiyet atfetmesi, Şiî-İsmailîler’den aldığı bazı ilkelerin yanında eski Mısır, Yunan ve Hint kültüründen gelen kavram ve problemleri tasavvufa taşıması, nihayet sisteminin bütünü itibariyle dinler ve inanışlar arasında fark gözetmeyerek dinler üstü bir dini yani vahdet-i edyânı savunması gibi sebeplerle düşünce tarihinde en çok tartışılan, leh ve aleyhinde en fazla söz söylenen bir düşünür olmuştur. Bu çerçevede İbn-i Arabî’nin görüşleri üzerinde fikir yürütmeye çalışan bir kimsenin, onun ciddi anlamda felsefe yapan bir filozof olduğunu bilmesi gerektir.
Bu yazının devamı
195. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Merhum Tanpınar, bir şiirine “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” mısralarıyla başlar. Zannediyorum Aşiyan’daki kabrinde de bu mısralar var. Tıpkı bu mısraların ifade ettiği gibi insanımızın birey olarak hangi noktada, hangi hâlet ve değer içinde olduğu da işte bu mısralarda olduğu gibi müphem bir şey.
Örneğimiz Resûlullah’ın tek görevi tebliğdir. Tebliğin farklı boyutları bulunmaktadır. Tebliğ sadece sözlü bir propaganda ya da söylev değildir. Tebliğ, mesajı iletmek, mesajın yaşanılabilirliğini göstermek ve örnek olmayı, mesajı yine mesajla açıklamayı da beraberinde getirir:
Daha önce toplumsal ilişkilerce belirlenen insan modeli, toplumsal ilişkilerin belirlediği, ahlakın belirlediği, dinin belirlediği ya da daha çok böyle pagan toplumlarında da olsa oradaki kabilevi töre ilişkilerinin belirlediği insan modeli Sanayi Devrimi ve hemen sonrasında 19. yüzyılda ise bu defa daha iktisadi içerikle tanınmaya başlanıyor. Burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor: Acaba insan doğasını nasıl tanımlayabiliriz, bir insan doğası var mı, bu insan doğası gerçekten hani toplumsal ilişkiler tarafından mı belirleniyor yoksa ekonominin merkezde olduğu ve ekonominin diğer tüm toplumsal ilişkileri belirlediği bir insan doğası mı, bu insanı nasıl tanımlayabiliriz?
Giriş Bu makalede post-modern düşüncenin mikro düzeydeki parçalanmışlığına dikkat çekilmeye çalışılacaktır. Her şeyiyle tamamen değişen bir dünyada, her şeyiyle tamamen değişen evrende ve insanda, bugünün popüler ve dahi küresel denebilecek post-modern düşüncenin etkisini görmemek mümkün değildir. Bireyden (insandan) başlayan ve akla gelebilecek her alanda ve olguda kendisini hissettiren post-modern düşünce, bu düşüncenin dayattığı hayat tasavvuru, …
Peki, hakikat nerededir? Ben de mi yoksa benden bağımsız olarak benim dışımda mıdır? Hakikat zaten var mıdır yoksa hakikati ben mi oluşturmalıyım? Bilgiye ulaşmadaki gayem nedir? Hangi metotlarla bilgiye ulaşabilirim?
İbn-i Arabî’nin Vahdet-i Vücûd Felsefesi
Tasavvuf ve felsefî düşünce tarihinde büyük etkileri bulunan filozof sûfî Muhyiddin b. el-Arabî (v.638/1240), yazılarından anlaşıldığı üzere muazzam hafızası, ileri düzey zekâsı ve geniş malumat bilgisi olan bir yazar ve gezer olarak, İslâm ve İslâm dışı ayrımı yapmaksızın kendi monist varlığın birliği/ vahdet-i vücûd sistemini her anlamda destekleyecek bütün kaynakları ayırım yapmadan kullanmıştır. Daima aklının önüne geçen ve fevkalâde gelişmiş olan hayâl gücü sayesinde düşüncesini ortaya koyarken şairane bir üslûp kullanarak sık sık mecâz ve istiareye başvurmuştur.
Bâtınî ve felsefî tasavvufun başlıca temsilcilerinden biri olan İbn-i Arabî, vahdet-i vücûd doktrinini temellendirirken naslar üzerinde yaptığı ve çeşitli spekülasyonlara yol açan te’villeri, yaratanla yaratıklar arasındaki kesin ayırımı ortadan kaldıran yaklaşımları, Peygamber’e beşer üstü bir mahiyet atfetmesi, Şiî-İsmailîler’den aldığı bazı ilkelerin yanında eski Mısır, Yunan ve Hint kültüründen gelen kavram ve problemleri tasavvufa taşıması, nihayet sisteminin bütünü itibariyle dinler ve inanışlar arasında fark gözetmeyerek dinler üstü bir dini yani vahdet-i edyânı savunması gibi sebeplerle düşünce tarihinde en çok tartışılan, leh ve aleyhinde en fazla söz söylenen bir düşünür olmuştur. Bu çerçevede İbn-i Arabî’nin görüşleri üzerinde fikir yürütmeye çalışan bir kimsenin, onun ciddi anlamda felsefe yapan bir filozof olduğunu bilmesi gerektir.
Bu yazının devamı 195. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Modernizmi Eleştirebilir Miyiz
Merhum Tanpınar, bir şiirine “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” mısralarıyla başlar. Zannediyorum Aşiyan’daki kabrinde de bu mısralar var. Tıpkı bu mısraların ifade ettiği gibi insanımızın birey olarak hangi noktada, hangi hâlet ve değer içinde olduğu da işte bu mısralarda olduğu gibi müphem bir şey.
Kur’an’daki Resulullah Ve Sünnet-Hadis-Rivayet Kavramları
Örneğimiz Resûlullah’ın tek görevi tebliğdir. Tebliğin farklı boyutları bulunmaktadır. Tebliğ sadece sözlü bir propaganda ya da söylev değildir. Tebliğ, mesajı iletmek, mesajın yaşanılabilirliğini göstermek ve örnek olmayı, mesajı yine mesajla açıklamayı da beraberinde getirir:
Hayatın Merkezine Oturan Kaygı: Ekonomik Kaygılı İnsan Çağı
Daha önce toplumsal ilişkilerce belirlenen insan modeli, toplumsal ilişkilerin belirlediği, ahlakın belirlediği, dinin belirlediği ya da daha çok böyle pagan toplumlarında da olsa oradaki kabilevi töre ilişkilerinin belirlediği insan modeli Sanayi Devrimi ve hemen sonrasında 19. yüzyılda ise bu defa daha iktisadi içerikle tanınmaya başlanıyor. Burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor: Acaba insan doğasını nasıl tanımlayabiliriz, bir insan doğası var mı, bu insan doğası gerçekten hani toplumsal ilişkiler tarafından mı belirleniyor yoksa ekonominin merkezde olduğu ve ekonominin diğer tüm toplumsal ilişkileri belirlediği bir insan doğası mı, bu insanı nasıl tanımlayabiliriz?
Post-modernizm; Mikro Parçalanmışlık
Giriş Bu makalede post-modern düşüncenin mikro düzeydeki parçalanmışlığına dikkat çekilmeye çalışılacaktır. Her şeyiyle tamamen değişen bir dünyada, her şeyiyle tamamen değişen evrende ve insanda, bugünün popüler ve dahi küresel denebilecek post-modern düşüncenin etkisini görmemek mümkün değildir. Bireyden (insandan) başlayan ve akla gelebilecek her alanda ve olguda kendisini hissettiren post-modern düşünce, bu düşüncenin dayattığı hayat tasavvuru, …
Garibal Enfeksiyonlar-2
Peki, hakikat nerededir? Ben de mi yoksa benden bağımsız olarak benim dışımda mıdır? Hakikat zaten var mıdır yoksa hakikati ben mi oluşturmalıyım? Bilgiye ulaşmadaki gayem nedir? Hangi metotlarla bilgiye ulaşabilirim?
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.