Bilindiği gibi Peygamber (as) kendi hayatı içerisinde “müminler toplumu” ndan “cemaat”[1] diye söz etmekte ama bunun daha geniş biçimini, yani sair din ve kültürlerden oluşan tüm toplumu da “ümmet” olarak tanımlamaktaydı. İnsanlığın işlerinin yürütülmesinde de asli olan toplumsal faaliyetin özerkliği ve faalliğidir. “Devlet” (kamu otoritesi) ise onun döneminde özerk bir kurumsal yapı arz etmemekte, toplumsal faaliyetlerin icrasını tamamlayıcı ve bütünleştirici bir işlev görmekteydi. Bu anlamda “devlet”in kutsal ve soyut bir yapısı değildir belirleyici olan. Farklı gerekçelerle ortadan kaldırılan “ümmet”in kararlarıdır. Zaten o dönemde, günümüzde olduğu gibi kurumsal bir devlet yapılarından değil, şahsi veya ailevi hükümranlıklardan söz etmek daha doğru olacaktır. O nedenle, Peygamber (as)’in gerek mücadele biçimi (toplumsal bir iman, kurtuluş ve özgürleşme mücadelesi), gerekse mümin bir topluma dayanan bir yönetim anlayışı, oldukça farklı ve üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken özgün bir örnekliktir.
Ancak Mekke süreci boyunca müşrik bir toplum karşısında muvahhid bir “cemaat” olarak kalan Müslüman toplum (cemaat), Medine’ye hicretle birlikte görece bir değişime uğrayarak, Medine Sözleşmesinde tanımlanan bir ümmete, farklılıkları da içeren bir Şehir (Medine) toplumuna dönüşmüştür.
Bu yazının devamı
188. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Napoleon, bugün konuştuğumuz birçok konuda hep ilklerin adamı (tabiî ki burada müspet bir anlamda söylemiyorum) oldu. Oryantalizmi anlamaya çalışırken Napoleon’un Mısır’da yaptıklarını konuştuk, Burjuva devrimini veya askeri darbeleri konuşurken hep ondan örnekler verdik,
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
İnsan nedir sorusuna verilen cevab doğrultusunda şekillenmiştir toplumsal yapı ve şartlarımız. Toplumsal yapı ve şartlarımız insanı şekillendirmektedir.Birbirinden farklı iki önermeyi sıralamamın sebebi, yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar hafifliğinde bir tartışma açmak değil;
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
‘Yardımlaşma’ dendiğinde genellikle anlaşılan; cebimizde ağırlık eden üç beş lirayı bir dilencinin eline tutuşturmak şeklinde karikatürize edilir hale gelmişse; bu anlayışın yaygınlaşmasında eli sıkı davranan her birimizin katkısı vardır.
Toplumdan Devlete Doğru
Bilindiği gibi Peygamber (as) kendi hayatı içerisinde “müminler toplumu” ndan “cemaat”[1] diye söz etmekte ama bunun daha geniş biçimini, yani sair din ve kültürlerden oluşan tüm toplumu da “ümmet” olarak tanımlamaktaydı. İnsanlığın işlerinin yürütülmesinde de asli olan toplumsal faaliyetin özerkliği ve faalliğidir. “Devlet” (kamu otoritesi) ise onun döneminde özerk bir kurumsal yapı arz etmemekte, toplumsal faaliyetlerin icrasını tamamlayıcı ve bütünleştirici bir işlev görmekteydi. Bu anlamda “devlet”in kutsal ve soyut bir yapısı değildir belirleyici olan. Farklı gerekçelerle ortadan kaldırılan “ümmet”in kararlarıdır. Zaten o dönemde, günümüzde olduğu gibi kurumsal bir devlet yapılarından değil, şahsi veya ailevi hükümranlıklardan söz etmek daha doğru olacaktır. O nedenle, Peygamber (as)’in gerek mücadele biçimi (toplumsal bir iman, kurtuluş ve özgürleşme mücadelesi), gerekse mümin bir topluma dayanan bir yönetim anlayışı, oldukça farklı ve üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken özgün bir örnekliktir.
Ancak Mekke süreci boyunca müşrik bir toplum karşısında muvahhid bir “cemaat” olarak kalan Müslüman toplum (cemaat), Medine’ye hicretle birlikte görece bir değişime uğrayarak, Medine Sözleşmesinde tanımlanan bir ümmete, farklılıkları da içeren bir Şehir (Medine) toplumuna dönüşmüştür.
Bu yazının devamı 188. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yazılımcı Modernite’nin Online İnsan Tipi
Napoleon, bugün konuştuğumuz birçok konuda hep ilklerin adamı (tabiî ki burada müspet bir anlamda söylemiyorum) oldu. Oryantalizmi anlamaya çalışırken Napoleon’un Mısır’da yaptıklarını konuştuk, Burjuva devrimini veya askeri darbeleri konuşurken hep ondan örnekler verdik,
Yönetilen Algı, Kaçak/Homodijitus ve Sığınak/Metaverse
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Kamusal ve Özel Alana Dair Düşünceler
İnsan nedir sorusuna verilen cevab doğrultusunda şekillenmiştir toplumsal yapı ve şartlarımız. Toplumsal yapı ve şartlarımız insanı şekillendirmektedir.Birbirinden farklı iki önermeyi sıralamamın sebebi, yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar hafifliğinde bir tartışma açmak değil;
Gönül Maarifi ve Maarifin Gönlü: Bir Mukaddime Teşebbüsü
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
Kendimize Yardım Etmek
‘Yardımlaşma’ dendiğinde genellikle anlaşılan; cebimizde ağırlık eden üç beş lirayı bir dilencinin eline tutuşturmak şeklinde karikatürize edilir hale gelmişse; bu anlayışın yaygınlaşmasında eli sıkı davranan her birimizin katkısı vardır.
Alışverişe devam et