İslam’ı pratiğe aktarmak Müslümanların bir kısmı açısından nedense bir sorun olarak görülmektedir. Konunun sorun haline gelişi genellikle İslam dışı şartların Müslümanları kuşatması nedeniyledir. Yalnızca kişiler değil toplum da İslam dışı şartlarla kuşatılmış durumdadır. Bir zamanlar İslam’ın hâkim değer yargısı olduğu coğrafyalar giderek İslam dışı sistemlerin kontrolüne geçmiştir. Dünyanın kimi bölgelerinde İslami yönetime yönelme talepleri olsa da bu talepler küresel egemen güçlerin oluşturduğu bir kuşatma altında gerçekleştiği için anında müdahalelerle sonuçsuz bırakılmaya çalışılmaktadır. Bu durum ise İslami bir ümmet ve sistem bütünlüğü içinde yaşamanın avantajından uzaklaştırıp İslam’ı gereği gibi yaşamayı güçleştirmekte ve birçokları bakımından dini bir sorun haline getirmektedir. Böyle bir ortamın şartları kişileri İslam dışı düşünceye ve hayat tarzına yönlendirmektedir. Özellikle Batı medeniyetinin ürünü olan kapitalizmin etkisiyle haz peşinde koşan, hasta ruhlu, çıkarcı ve maddeci bir insan tipi ortaya çıkmıştır. Etik kaygılardan uzak, değer sistemi bozuk ve ahlâki gelişimi geridir bu insanların. Yalnızca başkaları değil, Müslümanların bir kısmı da etkilenmiştir kapitalizmden.
Bu tür ortamların dayattığı düşünce ve hayat tarzından etkilenen insanlar İslam’ı yaşamamak için gerekçe üretirler hep. Yaşadıkları sosyal şartların kalıcı olacağına inanan, ancak Müslümanlığını da terk etmeyen kişiler, İslam’ın tam anlamıyla yaşanamadığını ileri sürerler.
Bu yazının devamı
184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Ahlâk ve hukuk arasındaki bölünmez bütünlüğün gözardı edilmesi ve aslında parçalanması, “Kur’an’ı bir hukuk kitabı olarak değil, teolojik bir metin olarak gören ve ahlâk kitabına indirgeyen” sömürgeci mantığın inşâ ettiği tüm alanlarda, kimsenin aradığını bulamadığı, bulmak için yapay ışık kaynaklarının lütfuna muhtaç olan, dumûr halindeki zihinleri yaratmıştır.
Ayrımcılığın önlenmesi, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun görüşlerinin dikkate alınması gibi dört temel ilke üzerine bina edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesi çocuğun tanımıyla başlar. Her türlü ayrımcılığı yasaklayan sözleşmede çocuğun yüksek yararı,
Doğal ya da beşer eliyle oluşmuş felaketler nedeniyle insanların normal yaşamları alt üst olmakta, toplumsal ve bireysel planda temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri organizasyonları ortadan kalkmakta,
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Biz de bu ayetteki merkezi temanın peygamberin ahlâkının ne denli üstün olduğu, onun kişiliğinin ne kadar sağlam olduğu, tabiatının, huyunun ne denli bir mükemmellikte olduğunu tekraren söylersek, benzerin tekrarı ile esasen anlamsal daralmaya katkı vermeye devam etmiş
İlkesizlik Çürümeyi Getirir
İslam’ı pratiğe aktarmak Müslümanların bir kısmı açısından nedense bir sorun olarak görülmektedir. Konunun sorun haline gelişi genellikle İslam dışı şartların Müslümanları kuşatması nedeniyledir. Yalnızca kişiler değil toplum da İslam dışı şartlarla kuşatılmış durumdadır. Bir zamanlar İslam’ın hâkim değer yargısı olduğu coğrafyalar giderek İslam dışı sistemlerin kontrolüne geçmiştir. Dünyanın kimi bölgelerinde İslami yönetime yönelme talepleri olsa da bu talepler küresel egemen güçlerin oluşturduğu bir kuşatma altında gerçekleştiği için anında müdahalelerle sonuçsuz bırakılmaya çalışılmaktadır. Bu durum ise İslami bir ümmet ve sistem bütünlüğü içinde yaşamanın avantajından uzaklaştırıp İslam’ı gereği gibi yaşamayı güçleştirmekte ve birçokları bakımından dini bir sorun haline getirmektedir. Böyle bir ortamın şartları kişileri İslam dışı düşünceye ve hayat tarzına yönlendirmektedir. Özellikle Batı medeniyetinin ürünü olan kapitalizmin etkisiyle haz peşinde koşan, hasta ruhlu, çıkarcı ve maddeci bir insan tipi ortaya çıkmıştır. Etik kaygılardan uzak, değer sistemi bozuk ve ahlâki gelişimi geridir bu insanların. Yalnızca başkaları değil, Müslümanların bir kısmı da etkilenmiştir kapitalizmden.
Bu tür ortamların dayattığı düşünce ve hayat tarzından etkilenen insanlar İslam’ı yaşamamak için gerekçe üretirler hep. Yaşadıkları sosyal şartların kalıcı olacağına inanan, ancak Müslümanlığını da terk etmeyen kişiler, İslam’ın tam anlamıyla yaşanamadığını ileri sürerler.
Bu yazının devamı 184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bir Başyapıt Üzerine Deneme: Şeriat Yahut Beyaz Adam
Ahlâk ve hukuk arasındaki bölünmez bütünlüğün gözardı edilmesi ve aslında parçalanması, “Kur’an’ı bir hukuk kitabı olarak değil, teolojik bir metin olarak gören ve ahlâk kitabına indirgeyen” sömürgeci mantığın inşâ ettiği tüm alanlarda, kimsenin aradığını bulamadığı, bulmak için yapay ışık kaynaklarının lütfuna muhtaç olan, dumûr halindeki zihinleri yaratmıştır.
BM Çocuk Hakları Sözleşmesine Eleştirel Yaklaşım
Ayrımcılığın önlenmesi, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun görüşlerinin dikkate alınması gibi dört temel ilke üzerine bina edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesi çocuğun tanımıyla başlar. Her türlü ayrımcılığı yasaklayan sözleşmede çocuğun yüksek yararı,
İnsani Yardım Stratejisinin ve İnfak Fıkhının Üretilmesi Neden Gereklidir
Doğal ya da beşer eliyle oluşmuş felaketler nedeniyle insanların normal yaşamları alt üst olmakta, toplumsal ve bireysel planda temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri organizasyonları ortadan kalkmakta,
Ahlâkın Neliği Üzerine
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Azim Huluq Üzerinde Olmak
Biz de bu ayetteki merkezi temanın peygamberin ahlâkının ne denli üstün olduğu, onun kişiliğinin ne kadar sağlam olduğu, tabiatının, huyunun ne denli bir mükemmellikte olduğunu tekraren söylersek, benzerin tekrarı ile esasen anlamsal daralmaya katkı vermeye devam etmiş
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.