Bedeni yücelten, insanın gerçekleşmesi mümkün olmayacak kadar mükemmel bir bedene sahip olması için her yola başvurmayı amaçlayan “bedencilik” (corporéisme) Jean Baudrillard’ın “Tüketim Toplumu” adlı eserinde sosyolojik olarak ele alınmaktadır. Baudrillard, bedeni “en güzel nesne” olarak tanımlamakta, bedenin tekrar tekrar keşfedilebileceğini ileri sürmektedir. Beden kutsanma nesnesidir ve gerek ideolojik gerekse ahlâki açıdan ruhu geride bırakmıştır, ona göre.
“Beden”in post-modern dönemde yüklendiği değerleri anlayabilmek için post-modern toplumların özelliklerine bakmak gerekecek. Bu dönemde bireylerin kimlikleri sabit değil, değişkendir. Şöyle ki bu kimlikler çok çabuk şekil ve renk değiştirebilirler. Çünkü post-modern dönemde kimliklerin etnik, siyasal, sosyal ve ideolojik bir gruba tam olarak aidiyetleri yoktur. Böyle bir toplumsal dokuda “beden” kimlik arayışının en önemli koşulu haline gelir. Baudrillard’ın, “İşaretler ve semboller tüketerek bir beden inşa eder ve bu şekilde bir kimlik illüzyonu satın alırız.” dediği durum tam da budur. Görünüş ile gerçeklik arasındaki ayrım silindiği için insanın değeri, başta bedeni olmak üzere, maddi unsurlara göre belirlenir. O aşamada kişinin bedeni ile ilgili tercihlerini yaparken özgür olduğunu söylemek zordur.
Bu yazının devamı
196. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İsrail’in “sınırları belli olmayan bir devlet” olarak 1948’den bu yana Filistin topraklarını işgal ederek sürekli genişlemesini ve daha fazlasını anlamak için Talmudist-Rabbinik Yahudi eskatolojisini anlamak gerekiyor.
Latince “cultura” sözcüğünden gelen kültür, genel olarak işleme veya toprağı işleme anlamındadır. Etimolojik olarak “tarım” anlamını taşıyan kültür, daha sonra Batı dillerinde “culture” olarak kullanılmıştır. Fonetik bir benzerlikle Türkçeye “kültür” alarak yansımıştır.
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Türkçeye çoğunlukla ‘faydacılık’ olarak tercüme edilen pragmatizm, esasında, doğrudan ‘fayda’ kelimesinin çağrıştırdığı anlam dünyasına değil, ‘pragma’ya yani ‘pratik’e dönük, uygulamayı merkeze koyan bir düşünme biçimine karşılık gelir.
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Bedene Yapılan Her Müdahale Ruhta Bir İz Bırakır
Bedeni yücelten, insanın gerçekleşmesi mümkün olmayacak kadar mükemmel bir bedene sahip olması için her yola başvurmayı amaçlayan “bedencilik” (corporéisme) Jean Baudrillard’ın “Tüketim Toplumu” adlı eserinde sosyolojik olarak ele alınmaktadır. Baudrillard, bedeni “en güzel nesne” olarak tanımlamakta, bedenin tekrar tekrar keşfedilebileceğini ileri sürmektedir. Beden kutsanma nesnesidir ve gerek ideolojik gerekse ahlâki açıdan ruhu geride bırakmıştır, ona göre.
“Beden”in post-modern dönemde yüklendiği değerleri anlayabilmek için post-modern toplumların özelliklerine bakmak gerekecek. Bu dönemde bireylerin kimlikleri sabit değil, değişkendir. Şöyle ki bu kimlikler çok çabuk şekil ve renk değiştirebilirler. Çünkü post-modern dönemde kimliklerin etnik, siyasal, sosyal ve ideolojik bir gruba tam olarak aidiyetleri yoktur. Böyle bir toplumsal dokuda “beden” kimlik arayışının en önemli koşulu haline gelir. Baudrillard’ın, “İşaretler ve semboller tüketerek bir beden inşa eder ve bu şekilde bir kimlik illüzyonu satın alırız.” dediği durum tam da budur. Görünüş ile gerçeklik arasındaki ayrım silindiği için insanın değeri, başta bedeni olmak üzere, maddi unsurlara göre belirlenir. O aşamada kişinin bedeni ile ilgili tercihlerini yaparken özgür olduğunu söylemek zordur.
Bu yazının devamı 196. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İsrail’i Nasıl Mağlup Ederiz?
İsrail’in “sınırları belli olmayan bir devlet” olarak 1948’den bu yana Filistin topraklarını işgal ederek sürekli genişlemesini ve daha fazlasını anlamak için Talmudist-Rabbinik Yahudi eskatolojisini anlamak gerekiyor.
Yemekteyiz: Kendi(liği)mizi Yiyoruz
Latince “cultura” sözcüğünden gelen kültür, genel olarak işleme veya toprağı işleme anlamındadır. Etimolojik olarak “tarım” anlamını taşıyan kültür, daha sonra Batı dillerinde “culture” olarak kullanılmıştır. Fonetik bir benzerlikle Türkçeye “kültür” alarak yansımıştır.
Popüler Kültürden Uzak Bir Müzik
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Pragmatizm Müslümana Uyar Mı
Türkçeye çoğunlukla ‘faydacılık’ olarak tercüme edilen pragmatizm, esasında, doğrudan ‘fayda’ kelimesinin çağrıştırdığı anlam dünyasına değil, ‘pragma’ya yani ‘pratik’e dönük, uygulamayı merkeze koyan bir düşünme biçimine karşılık gelir.
Her Paradigmanın Kendine Özgü Bir Dili Vardır
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.