Bedeni yücelten, insanın gerçekleşmesi mümkün olmayacak kadar mükemmel bir bedene sahip olması için her yola başvurmayı amaçlayan “bedencilik” (corporéisme) Jean Baudrillard’ın “Tüketim Toplumu” adlı eserinde sosyolojik olarak ele alınmaktadır. Baudrillard, bedeni “en güzel nesne” olarak tanımlamakta, bedenin tekrar tekrar keşfedilebileceğini ileri sürmektedir. Beden kutsanma nesnesidir ve gerek ideolojik gerekse ahlâki açıdan ruhu geride bırakmıştır, ona göre.
“Beden”in post-modern dönemde yüklendiği değerleri anlayabilmek için post-modern toplumların özelliklerine bakmak gerekecek. Bu dönemde bireylerin kimlikleri sabit değil, değişkendir. Şöyle ki bu kimlikler çok çabuk şekil ve renk değiştirebilirler. Çünkü post-modern dönemde kimliklerin etnik, siyasal, sosyal ve ideolojik bir gruba tam olarak aidiyetleri yoktur. Böyle bir toplumsal dokuda “beden” kimlik arayışının en önemli koşulu haline gelir. Baudrillard’ın, “İşaretler ve semboller tüketerek bir beden inşa eder ve bu şekilde bir kimlik illüzyonu satın alırız.” dediği durum tam da budur. Görünüş ile gerçeklik arasındaki ayrım silindiği için insanın değeri, başta bedeni olmak üzere, maddi unsurlara göre belirlenir. O aşamada kişinin bedeni ile ilgili tercihlerini yaparken özgür olduğunu söylemek zordur.
Bu yazının devamı
196. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bütünsel Yaklaşım son dönemde İslâmî metinlerin bilimsel bir perspektifle tetkik edilmesini konu edinen metot önerilerinden birisidir. Aynı zamanda Mehmet Apaydın’ın doktora tezi olan bu metot, araştırmacılara geçmiş dönemde metinlerin anlaşılması maksadıyla uygulanagelen yöntemlerden farklı bir yol önermektedir. Bu çalışmada gerek İslâmî ilimler alanında uzmanlaşmış gerekse ilgili araştırmaları yakından takip eden okuyucu kitlesi açısından bu metodun neler önerdiği ve gelecekte ne tür sonuçlar verme potansiyeline sahip olduğu hususunu irdelemeye çalışacağız.
Yerleşimci sömürgeci bir aktördür İsrail. Yerleşimci sömürgecilik ise bir siyasal projedir ve bir bölgenin yerli halkını yerinden ederek onun yerine başkalarını yerleştirmeyi amaçlayan, sömürgeciliğe dayalı bir baskı sistemidir.
İnsanların özgürlük beklentileri hiçbir dönemde bu kadar çok olmamıştır. Tarihe bakıldığında insanoğlunun kimi dönemlerde özgürce yaşadığı kimi dönemlerde özgürlüğünü bir güç sahibine devrettiği, görece daha sınırlandırılmış bir şekilde hayatına devam ettiği görülecektir. Tarih boyunca kitle yönetimi devletlerin önceliği olmuştur hep. Gerek hapishanelerin doğuşu ve gerekse akıl hastanelerinin kuruluşu hatta düzenli eğitim kurumlarının ortaya çıkışı bir yandan başıbozukluğu ve kaosu önlemişken diğer yandan da toplumu sınırlamış, bireylerin tek tipleşmesinin ve onları istenilen şekle dönüştürmenin yolunu açmıştır.
Bir şeyi korumak, zarar verecek şeylerden sakınmak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı koruma altına almak anlamındaki ”hikaye” kökünden gelen “ittika” sözlükte;
Kültür ve medeniyet kavramsallaştırmasının genel kabul görmüş bir tanımlaması bulunmamaktadır. Bu kavramların neye tekabül ettiği sorusuna verilmiş cevapların çokluğu, ortak bir kavramsallaştırma etrafında dahi buluşulamamış olduğunu göstermektedir.
Bedene Yapılan Her Müdahale Ruhta Bir İz Bırakır
Bedeni yücelten, insanın gerçekleşmesi mümkün olmayacak kadar mükemmel bir bedene sahip olması için her yola başvurmayı amaçlayan “bedencilik” (corporéisme) Jean Baudrillard’ın “Tüketim Toplumu” adlı eserinde sosyolojik olarak ele alınmaktadır. Baudrillard, bedeni “en güzel nesne” olarak tanımlamakta, bedenin tekrar tekrar keşfedilebileceğini ileri sürmektedir. Beden kutsanma nesnesidir ve gerek ideolojik gerekse ahlâki açıdan ruhu geride bırakmıştır, ona göre.
“Beden”in post-modern dönemde yüklendiği değerleri anlayabilmek için post-modern toplumların özelliklerine bakmak gerekecek. Bu dönemde bireylerin kimlikleri sabit değil, değişkendir. Şöyle ki bu kimlikler çok çabuk şekil ve renk değiştirebilirler. Çünkü post-modern dönemde kimliklerin etnik, siyasal, sosyal ve ideolojik bir gruba tam olarak aidiyetleri yoktur. Böyle bir toplumsal dokuda “beden” kimlik arayışının en önemli koşulu haline gelir. Baudrillard’ın, “İşaretler ve semboller tüketerek bir beden inşa eder ve bu şekilde bir kimlik illüzyonu satın alırız.” dediği durum tam da budur. Görünüş ile gerçeklik arasındaki ayrım silindiği için insanın değeri, başta bedeni olmak üzere, maddi unsurlara göre belirlenir. O aşamada kişinin bedeni ile ilgili tercihlerini yaparken özgür olduğunu söylemek zordur.
Bu yazının devamı 196. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bir Metin Usûlü Önerisi Olarak “Bütünsel Yaklaşım Metodu”
Bütünsel Yaklaşım son dönemde İslâmî metinlerin bilimsel bir perspektifle tetkik edilmesini konu edinen metot önerilerinden birisidir. Aynı zamanda Mehmet Apaydın’ın doktora tezi olan bu metot, araştırmacılara geçmiş dönemde metinlerin anlaşılması maksadıyla uygulanagelen yöntemlerden farklı bir yol önermektedir. Bu çalışmada gerek İslâmî ilimler alanında uzmanlaşmış gerekse ilgili araştırmaları yakından takip eden okuyucu kitlesi açısından bu metodun neler önerdiği ve gelecekte ne tür sonuçlar verme potansiyeline sahip olduğu hususunu irdelemeye çalışacağız.
Yerleşimci Sömürgeci İsrail’in Kültürel Kodları
Yerleşimci sömürgeci bir aktördür İsrail. Yerleşimci sömürgecilik ise bir siyasal projedir ve bir bölgenin yerli halkını yerinden ederek onun yerine başkalarını yerleştirmeyi amaçlayan, sömürgeciliğe dayalı bir baskı sistemidir.
Küresel Panoptikon Egemen Güçlerin Yenidünya Düzenidir
İnsanların özgürlük beklentileri hiçbir dönemde bu kadar çok olmamıştır. Tarihe bakıldığında insanoğlunun kimi dönemlerde özgürce yaşadığı kimi dönemlerde özgürlüğünü bir güç sahibine devrettiği, görece daha sınırlandırılmış bir şekilde hayatına devam ettiği görülecektir. Tarih boyunca kitle yönetimi devletlerin önceliği olmuştur hep. Gerek hapishanelerin doğuşu ve gerekse akıl hastanelerinin kuruluşu hatta düzenli eğitim kurumlarının ortaya çıkışı bir yandan başıbozukluğu ve kaosu önlemişken diğer yandan da toplumu sınırlamış, bireylerin tek tipleşmesinin ve onları istenilen şekle dönüştürmenin yolunu açmıştır.
Takva Sahibi Birisi Allah’tan Niçin Korksun
Bir şeyi korumak, zarar verecek şeylerden sakınmak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı koruma altına almak anlamındaki ”hikaye” kökünden gelen “ittika” sözlükte;
Özgün ve Öznel Bir ‘İslâm Kültür ve Medeniyeti’ Mümkün müdür?
Kültür ve medeniyet kavramsallaştırmasının genel kabul görmüş bir tanımlaması bulunmamaktadır. Bu kavramların neye tekabül ettiği sorusuna verilmiş cevapların çokluğu, ortak bir kavramsallaştırma etrafında dahi buluşulamamış olduğunu göstermektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.