Bedeni yücelten, insanın gerçekleşmesi mümkün olmayacak kadar mükemmel bir bedene sahip olması için her yola başvurmayı amaçlayan “bedencilik” (corporéisme) Jean Baudrillard’ın “Tüketim Toplumu” adlı eserinde sosyolojik olarak ele alınmaktadır. Baudrillard, bedeni “en güzel nesne” olarak tanımlamakta, bedenin tekrar tekrar keşfedilebileceğini ileri sürmektedir. Beden kutsanma nesnesidir ve gerek ideolojik gerekse ahlâki açıdan ruhu geride bırakmıştır, ona göre.
“Beden”in post-modern dönemde yüklendiği değerleri anlayabilmek için post-modern toplumların özelliklerine bakmak gerekecek. Bu dönemde bireylerin kimlikleri sabit değil, değişkendir. Şöyle ki bu kimlikler çok çabuk şekil ve renk değiştirebilirler. Çünkü post-modern dönemde kimliklerin etnik, siyasal, sosyal ve ideolojik bir gruba tam olarak aidiyetleri yoktur. Böyle bir toplumsal dokuda “beden” kimlik arayışının en önemli koşulu haline gelir. Baudrillard’ın, “İşaretler ve semboller tüketerek bir beden inşa eder ve bu şekilde bir kimlik illüzyonu satın alırız.” dediği durum tam da budur. Görünüş ile gerçeklik arasındaki ayrım silindiği için insanın değeri, başta bedeni olmak üzere, maddi unsurlara göre belirlenir. O aşamada kişinin bedeni ile ilgili tercihlerini yaparken özgür olduğunu söylemek zordur.
Modernizm ve postmodernizm kavramlarına dönük yapılmış tanımlamalar çoğunlukla dönemsel özellik ve pratik yaşam biçimlerinden, ele alınan disiplinin belirlemiş olduğu paradigmadan hareketle ortaya koyulmakta ve bu şekilde ele alınan kavramın tanımlamasına yönelik oldukça farklı ve geniş bir tanımlar yelpazesi ile karşı karşıya kalınmaktadır. Çalışmamızın ilgili olduğu konu, kavramların felsefi boyutuyla ilişkili olduğu için önceliğimiz kavramın ilgili anlam sahasına dönük tanımları ve felsefe sözlüklerinin yer verdiği tanımlamalar olacaktır.
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
TEVRAT VE KUR’ÂN Öz İnsan var olduğu andan itibaren kendini arayış, varlığını sorgulayış, kâinattaki oluşumun nasıllığını ve nedenselliğini araştırma, bilgiye vâkıf olabilme gayreti ve yorumlama çabası içinde olmuştur. Kendisi ve kâinatın yaratılışı hakkında bir ilim edinebilmenin aslî kaynaklarından birisi ise yerkürede ikâme edilen, tüm yaratılmışlara farklı vakit ve zamanlarda gönderilmiş olan din ve o dinin …
Bilginin doğruluğu kadar bağlamın doğruluğu da önemlidir. Bir anlatıda doğru bilgilerin olması, kurgunun, anlatının da doğru olmasını zorunlu kılmaz. Evet, ‘söylem’ anlatanın dünya görüşüne, bakış ve inanç biçimine göre şekillenir. Asıl dikkat edilmesi gereken söylemler, içerisinde bolca doğruların olduğu söylemlerdir.
Bedene Yapılan Her Müdahale Ruhta Bir İz Bırakır
Bedeni yücelten, insanın gerçekleşmesi mümkün olmayacak kadar mükemmel bir bedene sahip olması için her yola başvurmayı amaçlayan “bedencilik” (corporéisme) Jean Baudrillard’ın “Tüketim Toplumu” adlı eserinde sosyolojik olarak ele alınmaktadır. Baudrillard, bedeni “en güzel nesne” olarak tanımlamakta, bedenin tekrar tekrar keşfedilebileceğini ileri sürmektedir. Beden kutsanma nesnesidir ve gerek ideolojik gerekse ahlâki açıdan ruhu geride bırakmıştır, ona göre.
“Beden”in post-modern dönemde yüklendiği değerleri anlayabilmek için post-modern toplumların özelliklerine bakmak gerekecek. Bu dönemde bireylerin kimlikleri sabit değil, değişkendir. Şöyle ki bu kimlikler çok çabuk şekil ve renk değiştirebilirler. Çünkü post-modern dönemde kimliklerin etnik, siyasal, sosyal ve ideolojik bir gruba tam olarak aidiyetleri yoktur. Böyle bir toplumsal dokuda “beden” kimlik arayışının en önemli koşulu haline gelir. Baudrillard’ın, “İşaretler ve semboller tüketerek bir beden inşa eder ve bu şekilde bir kimlik illüzyonu satın alırız.” dediği durum tam da budur. Görünüş ile gerçeklik arasındaki ayrım silindiği için insanın değeri, başta bedeni olmak üzere, maddi unsurlara göre belirlenir. O aşamada kişinin bedeni ile ilgili tercihlerini yaparken özgür olduğunu söylemek zordur.
Bu yazının devamı 196. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
196. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
E. W. Saıd ve Filistin’ in Kayıp Halkası: Self Determinasyon
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
Bir ben, gençliğin yüreğiyim her daim,
Yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.
Modernizm ve Postmodernizm – Farklılaşan Şiddet Görünümlerinin Zemini –
Modernizm ve postmodernizm kavramlarına dönük yapılmış tanımlamalar çoğunlukla dönemsel özellik ve pratik yaşam biçimlerinden, ele alınan disiplinin belirlemiş olduğu paradigmadan hareketle ortaya koyulmakta ve bu şekilde ele alınan kavramın tanımlamasına yönelik oldukça farklı ve geniş bir tanımlar yelpazesi ile karşı karşıya kalınmaktadır. Çalışmamızın ilgili olduğu konu, kavramların felsefi boyutuyla ilişkili olduğu için önceliğimiz kavramın ilgili anlam sahasına dönük tanımları ve felsefe sözlüklerinin yer verdiği tanımlamalar olacaktır.
Nekropolitikalar ve Ortadoğu
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
Yaratılış Bağlamında Kutsal Metinlerin Mukayesesi
TEVRAT VE KUR’ÂN Öz İnsan var olduğu andan itibaren kendini arayış, varlığını sorgulayış, kâinattaki oluşumun nasıllığını ve nedenselliğini araştırma, bilgiye vâkıf olabilme gayreti ve yorumlama çabası içinde olmuştur. Kendisi ve kâinatın yaratılışı hakkında bir ilim edinebilmenin aslî kaynaklarından birisi ise yerkürede ikâme edilen, tüm yaratılmışlara farklı vakit ve zamanlarda gönderilmiş olan din ve o dinin …
Söylemin Manipülatif Gücü
Bilginin doğruluğu kadar bağlamın doğruluğu da önemlidir. Bir anlatıda doğru bilgilerin olması, kurgunun, anlatının da doğru olmasını zorunlu kılmaz. Evet, ‘söylem’ anlatanın dünya görüşüne, bakış ve inanç biçimine göre şekillenir. Asıl dikkat edilmesi gereken söylemler, içerisinde bolca doğruların olduğu söylemlerdir.
Alışverişe devam et