Popüler bilim adına yapılan televizyon programları vardır; hani şu ismine daha çok belgesel dediğimiz tür. Bunların periyodik yayınları da var; kitaplar, dergiler, gazete ekleri vb. Görünüşte amacı; bilimsel gelişmeleri, olayları, tartışmaları, gözlemleri sıradan insanların anlayabilecekleri bir dil ve anlatımla kitlelere duyurmak, bilimsel düşünme biçimini tabana yaymaktır. Yelpazeleri de oldukça geniştir; zooloji, botanik, tıp, mühendislik, antropoloji, tarih, sosyoloji, psikoloji, felsefe, eğitim bilimleri ve bunların her türlü teknolojileri.
Bir bilim insanı (kadın veya erkek) ekrana çıkar, kibir dolu bir alçak gönüllülük, sinir bir eminlikle konusunu anlatmaya çalışır. Çalışır diyorum; çünkü kendi sınıfına ait bir dili kitlelerin anlayabileceği bir dile çevirmeye çalışmaktadır. Kibirliliğinin arka planında imtiyazlı, yüksek bir sınıf mensubunun aşağı bir sınıfı muhatap alma lütfu yatmaktadır. Eminlik konusuna gelince de; her şeyin künhüne varmış muhteremler, adeta tanrılar katından kullarını haberdar etmektedirler. Hani şu meşhur bilimsel şüpheciliğin, bilimsel bir dogmaya dönüşüvermesinde bir sakınca görülmez buralarda.
Düşünceler, kelebeklerin kelebek doğurduğu gibi doğmazlar; düşünceler, kendilerinden önceki düşüncelere ve içinde yer aldıkları çağın problemlerine tepkiden doğarlar. Bu genelleme her genelleme gibi istisnaları içinde barındırır; ancak tarih bizi bu genellemeyi yapmaya mecbur kılıyor. Şu an “egemen Batı tarihi”ne baktığımızda bu durumu çok rahat görebiliyoruz. Özellikle modern dönem diye adlandırılan; belli bir felsefi kökün sonucu …
Ağlayan bir çocuk görünce, onunla beraber ağlamak geliyor içimden… Gülen bir çocuk görünce de, gülmeden edemem. Nerede bir çocuk görsem, onu sevmek, onunla şakalaşmak ve oynamak isterim. Renkleri, ırkları, dilleri hiç önemli değil… Hepsi sevimli, hepsi günahsız, hepsi masum… Onlar zaten hep aynı dili konuşur. Daha çok ağlayışlarıyla ve gülüşleriyle meramlarını anlatmaya çalışırlar. Biraz sevin …
“Bilgi ile insan gücü eşanlamlıdır. Çünkü tabiat, sadece yine tabiatın kurallarına uyularak kontrol altına alınabilir.”[1] On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm[2], yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini hedefleyen özgül bir rasyonalite biçimi olarak anlaşılmalıdır.[3] Bu anlamda, …
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
“Allah nezdinde hak din (ed-dîn) İslâm’dır.” (Al-i İmran /19) [O yardıma layık olanlar ki,] kendilerini yeryüzünde egemen kılsak salâta devam ederler (salatı ikâme ederler), arınmak için verilmesi gerekeni verirler, yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar; ama yine de, olup biten her şeyin sonucu Allah’a kalmıştır. (Hac /41) Dünya devlet aracılığıyla …
Bilimsel Şartların Ânından Sual Olunmaz; Şartsız Yıkım Fragmanları
Popüler bilim adına yapılan televizyon programları vardır; hani şu ismine daha çok belgesel dediğimiz tür. Bunların periyodik yayınları da var; kitaplar, dergiler, gazete ekleri vb. Görünüşte amacı; bilimsel gelişmeleri, olayları, tartışmaları, gözlemleri sıradan insanların anlayabilecekleri bir dil ve anlatımla kitlelere duyurmak, bilimsel düşünme biçimini tabana yaymaktır. Yelpazeleri de oldukça geniştir; zooloji, botanik, tıp, mühendislik, antropoloji, tarih, sosyoloji, psikoloji, felsefe, eğitim bilimleri ve bunların her türlü teknolojileri.
Bir bilim insanı (kadın veya erkek) ekrana çıkar, kibir dolu bir alçak gönüllülük, sinir bir eminlikle konusunu anlatmaya çalışır. Çalışır diyorum; çünkü kendi sınıfına ait bir dili kitlelerin anlayabileceği bir dile çevirmeye çalışmaktadır. Kibirliliğinin arka planında imtiyazlı, yüksek bir sınıf mensubunun aşağı bir sınıfı muhatap alma lütfu yatmaktadır. Eminlik konusuna gelince de; her şeyin künhüne varmış muhteremler, adeta tanrılar katından kullarını haberdar etmektedirler. Hani şu meşhur bilimsel şüpheciliğin, bilimsel bir dogmaya dönüşüvermesinde bir sakınca görülmez buralarda.
Bu yazının devamı 184. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
184. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Modernizmin Tarihi Kodları
Düşünceler, kelebeklerin kelebek doğurduğu gibi doğmazlar; düşünceler, kendilerinden önceki düşüncelere ve içinde yer aldıkları çağın problemlerine tepkiden doğarlar. Bu genelleme her genelleme gibi istisnaları içinde barındırır; ancak tarih bizi bu genellemeyi yapmaya mecbur kılıyor. Şu an “egemen Batı tarihi”ne baktığımızda bu durumu çok rahat görebiliyoruz. Özellikle modern dönem diye adlandırılan; belli bir felsefi kökün sonucu …
Çocukların Dünyası
Ağlayan bir çocuk görünce, onunla beraber ağlamak geliyor içimden… Gülen bir çocuk görünce de, gülmeden edemem. Nerede bir çocuk görsem, onu sevmek, onunla şakalaşmak ve oynamak isterim. Renkleri, ırkları, dilleri hiç önemli değil… Hepsi sevimli, hepsi günahsız, hepsi masum… Onlar zaten hep aynı dili konuşur. Daha çok ağlayışlarıyla ve gülüşleriyle meramlarını anlatmaya çalışırlar. Biraz sevin …
Modernliğin Hukuki Mimarisi: Rasyonalite, Devlet ve Normatif Merkezileşme
“Bilgi ile insan gücü eşanlamlıdır. Çünkü tabiat, sadece yine tabiatın kurallarına uyularak kontrol altına alınabilir.”[1] On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm[2], yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini hedefleyen özgül bir rasyonalite biçimi olarak anlaşılmalıdır.[3] Bu anlamda, …
Ölen Kim’dir
Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
Gücünü ‘Hakikat’ten Almayan ‘İktidar’
“Allah nezdinde hak din (ed-dîn) İslâm’dır.” (Al-i İmran /19) [O yardıma layık olanlar ki,] kendilerini yeryüzünde egemen kılsak salâta devam ederler (salatı ikâme ederler), arınmak için verilmesi gerekeni verirler, yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar; ama yine de, olup biten her şeyin sonucu Allah’a kalmıştır. (Hac /41) Dünya devlet aracılığıyla …
Alışverişe devam et