Rus yazar İvan Gonçarov’un 1859’da kaleme aldığı Oblomov, yalnızca bir edebi karakterin tembelliğiyle değil, bir çağın zihinsel ve fiziksel bir inme/felç haliyle ilgilenir. Aslında bir çağın durumunu ifade ederken tüm çağlarla var olan bir durumu da ifade eder. Her yönüyle atalet içinde duran insan tipolojisidir. Oblomov, basit bir üşengeçlik anlatısı değil; insan ruhunun sorumluluk, arzu, kaygı ve güvenlik arasındaki gerilimde nasıl kilitlendiğinin incelikli bir vaka analizidir.
Romanın merkezindeki İlya İlyiç Oblomov, aristokrat bir Rus’un konforlu durağanlığını temsil eder: çalışmaz, üretmez, ama durmadan düşünür. Bu düşünme eylemi ise hiçbir zaman davranışa dönüşmez. Oblomov’un yatağı, yalnızca bir ev eşyası/yattığı yer değildir; zihinsel bir metafordur. Düşünce ile eylem arasında konforlu bir engel gibidir. Bu figür, Rus toplumundaki soylu sınıfın çöküşünü simgelediği kadar, modern dünyanın da entelektüel çıkmazını haber verir. Çünkü Oblomov’un asıl trajedisi miskinliği değil, eylemi rasyonalize eden zekâsıdır: “Neden kalkayım, zaten hiçbir şey değişmeyecek.” İşte bu cümle, yalnız 19. yüzyıl Rusya’sına değil, 21. yüzyıl Türkiye’sine de aittir. Psikolojik mânâda bir savunma mekanizması olan rasyonalize etmek, içinden gelip ama yapılmayan ve buna bulunan bir kılıf demek değildir. Yaptığı eylemi niye yaptığını bile bilmeyen ama kendisine o eylemin/eylemsizliğin gerekçisini sunan bir mekanizma.
Modern dönem öncesinde meşruluğun ölçütü adaletti. Bir şeyin âdil olması onu meşru kılıyordu. Yunan filozoflarında bu husus felsefe üzerinden şekillenmiş, Hristiyan Batı düşüncesinde ise bu adalet mefhumu Tanrı’ya dayandırılarak okunmuştur. Modern döneme kadar bir şeyin meşru olması için o şeyin âdil olması gerekmekteydi. Burada egemen gücün kavramı belirleyişini görmek mümkündür.
Mahremiyet, kişinin kendini güvende ve huzurlu hissetmesi ve toplumun refahının sağlanması için Allah’ın kulları yararına belirlediği yaşama dair sınırlardır. Kişinin sosyo-kültürel yaşantısının da şekillendirdiği mahremiyet sınırları, insanın kendiyle olabilme, kendi olabilme alanını tanımlar. Mahremiyet olgusu, toplumların birbirleriyle etkileşimi ve bu etkileşimin teknolojik gelişmeler ile hızlanması sonucu insanların zihninde zamanla değişime uğramış ve bu değişim hayatın birçok alanına yansımıştır.
Bugün zamanın ruhu hâline gelmiş olan değerler daha çok modern Batıda üretilmiş değerlerdir. Tüm dünyayı bir şekilde etkileyen bu değerler ise kapitalizmi üretmiştir. Kapitalizm de büyük bir sömürü düzenini. Sömürü ve kapitalizm birbirini besleyip büyüten iki kardeş gibidir. Bunun sonucu tatminsiz ruhlar, bedeninden memnun olmayan insanlar, tüketimde sınır tanımayan kitlelerdir. Çalışmak, tüketmekten başka bir şey düşünmeyen, değerlerinden uzaklaşmış, eğlence ve hazzı amaç edinmiş bir nesil hep hâkim paradigmanın eseridir.
Kur’an’ın kavramlara yüklediği doğru mânâyı bulmak, vahyin kavramı kullandığı zamanki anlamını bilmekle olur. Bunun yolu ise kavramların arka planını bilmekle olur. Cahiliyye kavramı, bugün Kur’ani mânâ dışında kullanılmaktadır. Bugün ‘cahil’e yüklenen anlam okuma-yazmayla
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
Oblomovluk Sendromu: Psikososyal Bir Yaklaşım ve Türk Entelektüelinin Eylemsizliği
1.Giriş
Rus yazar İvan Gonçarov’un 1859’da kaleme aldığı Oblomov, yalnızca bir edebi karakterin tembelliğiyle değil, bir çağın zihinsel ve fiziksel bir inme/felç haliyle ilgilenir. Aslında bir çağın durumunu ifade ederken tüm çağlarla var olan bir durumu da ifade eder. Her yönüyle atalet içinde duran insan tipolojisidir. Oblomov, basit bir üşengeçlik anlatısı değil; insan ruhunun sorumluluk, arzu, kaygı ve güvenlik arasındaki gerilimde nasıl kilitlendiğinin incelikli bir vaka analizidir.
Romanın merkezindeki İlya İlyiç Oblomov, aristokrat bir Rus’un konforlu durağanlığını temsil eder: çalışmaz, üretmez, ama durmadan düşünür. Bu düşünme eylemi ise hiçbir zaman davranışa dönüşmez. Oblomov’un yatağı, yalnızca bir ev eşyası/yattığı yer değildir; zihinsel bir metafordur. Düşünce ile eylem arasında konforlu bir engel gibidir. Bu figür, Rus toplumundaki soylu sınıfın çöküşünü simgelediği kadar, modern dünyanın da entelektüel çıkmazını haber verir. Çünkü Oblomov’un asıl trajedisi miskinliği değil, eylemi rasyonalize eden zekâsıdır: “Neden kalkayım, zaten hiçbir şey değişmeyecek.” İşte bu cümle, yalnız 19. yüzyıl Rusya’sına değil, 21. yüzyıl Türkiye’sine de aittir. Psikolojik mânâda bir savunma mekanizması olan rasyonalize etmek, içinden gelip ama yapılmayan ve buna bulunan bir kılıf demek değildir. Yaptığı eylemi niye yaptığını bile bilmeyen ama kendisine o eylemin/eylemsizliğin gerekçisini sunan bir mekanizma.
Bu yazının devamı 222. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
222. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Yasal Olanın Meşruluğundan Adil Olanın Meşruluğuna
Modern dönem öncesinde meşruluğun ölçütü adaletti. Bir şeyin âdil olması onu meşru kılıyordu. Yunan filozoflarında bu husus felsefe üzerinden şekillenmiş, Hristiyan Batı düşüncesinde ise bu adalet mefhumu Tanrı’ya dayandırılarak okunmuştur. Modern döneme kadar bir şeyin meşru olması için o şeyin âdil olması gerekmekteydi. Burada egemen gücün kavramı belirleyişini görmek mümkündür.
Mahremiyet Algısının Dönüşümü ve Mimariye Etkisi
Mahremiyet, kişinin kendini güvende ve huzurlu hissetmesi ve toplumun refahının sağlanması için Allah’ın kulları yararına belirlediği yaşama dair sınırlardır. Kişinin sosyo-kültürel yaşantısının da şekillendirdiği mahremiyet sınırları, insanın kendiyle olabilme, kendi olabilme alanını tanımlar. Mahremiyet olgusu, toplumların birbirleriyle etkileşimi ve bu etkileşimin teknolojik gelişmeler ile hızlanması sonucu insanların zihninde zamanla değişime uğramış ve bu değişim hayatın birçok alanına yansımıştır.
Zamanın Ruhunu İnşa Edebilmek
Bugün zamanın ruhu hâline gelmiş olan değerler daha çok modern Batıda üretilmiş değerlerdir. Tüm dünyayı bir şekilde etkileyen bu değerler ise kapitalizmi üretmiştir. Kapitalizm de büyük bir sömürü düzenini. Sömürü ve kapitalizm birbirini besleyip büyüten iki kardeş gibidir. Bunun sonucu tatminsiz ruhlar, bedeninden memnun olmayan insanlar, tüketimde sınır tanımayan kitlelerdir. Çalışmak, tüketmekten başka bir şey düşünmeyen, değerlerinden uzaklaşmış, eğlence ve hazzı amaç edinmiş bir nesil hep hâkim paradigmanın eseridir.
Cahiliyye Kavramı Ve Cahiliyye Toplumu
Kur’an’ın kavramlara yüklediği doğru mânâyı bulmak, vahyin kavramı kullandığı zamanki anlamını bilmekle olur. Bunun yolu ise kavramların arka planını bilmekle olur. Cahiliyye kavramı, bugün Kur’ani mânâ dışında kullanılmaktadır. Bugün ‘cahil’e yüklenen anlam okuma-yazmayla
Mutluluk ve Ahlâk İlişkisi
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
Alışverişe devam et