‘İnsan küçük bir dünyadır’ der büyükler. Yaşarken anılar, acılar, hüzünler, sevinçler, terk edişler, vazgeçişler, bekleyişler, gözyaşları ve gülücükler biriktiririz. Dünyadan ayrılırken ellerimizle tutamadığımız, hesabını hemen göremediğimiz, büyüklüğünü anlayamayıp tesirini idrak edemediğimiz, sebep ve sonuçlarının ne zaman ve ne şekilde karşımıza çıkacağını kestiremediğimiz amel defterleri bırakırız geriye. Bu amel dediğimiz, adını hayat/yaşam/anı/tecrübe/yaşanmışlık koyduğumuz şey bazen tebessüm ettirir, bazen ağlatır. Bazen bir pişmanlığın koynuna hançer olup saplanır bazen yapmak istediklerinin çok uzağına düştüğünün farkında olarak hayıflanır. Bunlar öyle ki insanlara bazen şiir yazdırır, bazen roman. Bazen türkü olur kulağa hoş gelir bazen bir gazete manşeti olur dehşete düşürür. Tüm bu hayat deviniminin içinde, kişisel tarihimizde, ömür dediğimiz bu yolculukta yol alırken, önemli olan da hikâyelerimizden çıkardığımız sonuçlardır. Belki de yorulduktan sonra bir söğüt ağacının dibinde gözlerini semaya, kulağını kuşların cıvıltısına, kalbini doğanın huzuruna açtığındaki gibi bir huzur bulma arayışıdır bizi hikâyelerimizin kahramanları yapan. Ağustos böceklerinin sesini dinleyerek uyuduğumuz evin dam betonlarına serili bir yer yatağı konforu gibi bir arayıştır kişisel tarihimizin yol dönümlerinde bize sunduğu yaşamak arzusu.
Acı ya da tatlı, yaşadığımız her hikâye bize sabrı, aklı ve kalbi birlikte yoğurmayı, dua ve eylemi bir arada tutmayı, kendi hayat mücadelesinde bir başkasının da huzur bulmasını sağlamayı, birlikte direnmeyi, topluca değişmeyi, sevmeyi ve çok sevmeyi, kuşu, çiçeği, böceği dinlemeyi, hüznü, acıyı, kederi, umudu, ümidi, neşeyi hissedip hissettirebilmeyi, bizi biz yapan bütün zorlukların üstesinden gelebilmeyi, en önemlisi de her insanın sonunda bir hikâye olacağını, onun bunun değil kendi hikâyesini yazmanın ve yaşamanın bilincini, kadir ve kıymetini, bunun kahramanlığını öğretir.
Bu yazının devamı
220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Ölümü unutan insanlar, göremezler, duyamazlar. Yarını yaşayamazlar. Tüm hazlar, başarılar, kazançlar şimdi ve hemen olmalıdır onlar için. Bu nedenle ölüm hep talihsizlik olarak gelir. Beklenmedik bir ölümdür onlarınki.
Oysa “hepimiz ölecek yaştayız.”
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (Şuara, 84) İnsan sosyal bir varlık, kendi başına yaşayamaz, ihtiyacı olan şeyleri kendi başına karşılayamaz. Mutlaka başka insanlarla birlikte yaşaması, onlarla bir şekilde iletişime girmesi gerekir. Eğer insan başka kimselerle iletişime geçmiyorsa normal/tabii olmayan bir durum söz konusudur. İlk temasımız ailemizle olur, mecburi bir ilişkidir bu. Anne, baba, …
Varlık gayemizin dışında yaşamak; iğne ile kesmeye, makas ile dikmeye çalışmak gibi. Bu nedenle, sorunun nedeni, sancının merkezi dile getirilirken konu burada kilitleniyor. Derdin devası, sorunun cevabı, problemlerin çözümü belli. Hükmün sahibi ne diyorsa o…
Okunayım diye annemin rahmine bir ayet olarak indirildim. Beni ilk okuyan annem oldu. Benim de okuduğum ilk kitap annemdi. Bütün bebekler gibi ben de gâh gülerek, gâh ağlayarak, yudum yudum okudum annemi. O da bana sıklıkla dualar ve ninniler okudu.
Oyun bozuldu ve sokaklar boşaldı. Fakat eve dönen de olmadı. Mevsimler karıştı. Çiçeklerin adı unutuldu.
Kardeşlerden biri hasta olursa, diğeri pencereden seyrederdi karın sessizliğini. Şimdi kardeşlerin pencereleri sırt sırta. En güzel top oynayan işte onunki süper kahraman desenli bir perde, hiç açılmıyor artık . Eski sokağa bakan diğer pencerede de bir rüzgar gülü duruyor.
Her sabah kardeşler, erkenden kayboluyorlar ortalıktan.
Kişisel Tarihimizin Yol Dönümleri
‘İnsan küçük bir dünyadır’ der büyükler. Yaşarken anılar, acılar, hüzünler, sevinçler, terk edişler, vazgeçişler, bekleyişler, gözyaşları ve gülücükler biriktiririz. Dünyadan ayrılırken ellerimizle tutamadığımız, hesabını hemen göremediğimiz, büyüklüğünü anlayamayıp tesirini idrak edemediğimiz, sebep ve sonuçlarının ne zaman ve ne şekilde karşımıza çıkacağını kestiremediğimiz amel defterleri bırakırız geriye. Bu amel dediğimiz, adını hayat/yaşam/anı/tecrübe/yaşanmışlık koyduğumuz şey bazen tebessüm ettirir, bazen ağlatır. Bazen bir pişmanlığın koynuna hançer olup saplanır bazen yapmak istediklerinin çok uzağına düştüğünün farkında olarak hayıflanır. Bunlar öyle ki insanlara bazen şiir yazdırır, bazen roman. Bazen türkü olur kulağa hoş gelir bazen bir gazete manşeti olur dehşete düşürür. Tüm bu hayat deviniminin içinde, kişisel tarihimizde, ömür dediğimiz bu yolculukta yol alırken, önemli olan da hikâyelerimizden çıkardığımız sonuçlardır. Belki de yorulduktan sonra bir söğüt ağacının dibinde gözlerini semaya, kulağını kuşların cıvıltısına, kalbini doğanın huzuruna açtığındaki gibi bir huzur bulma arayışıdır bizi hikâyelerimizin kahramanları yapan. Ağustos böceklerinin sesini dinleyerek uyuduğumuz evin dam betonlarına serili bir yer yatağı konforu gibi bir arayıştır kişisel tarihimizin yol dönümlerinde bize sunduğu yaşamak arzusu.
Acı ya da tatlı, yaşadığımız her hikâye bize sabrı, aklı ve kalbi birlikte yoğurmayı, dua ve eylemi bir arada tutmayı, kendi hayat mücadelesinde bir başkasının da huzur bulmasını sağlamayı, birlikte direnmeyi, topluca değişmeyi, sevmeyi ve çok sevmeyi, kuşu, çiçeği, böceği dinlemeyi, hüznü, acıyı, kederi, umudu, ümidi, neşeyi hissedip hissettirebilmeyi, bizi biz yapan bütün zorlukların üstesinden gelebilmeyi, en önemlisi de her insanın sonunda bir hikâye olacağını, onun bunun değil kendi hikâyesini yazmanın ve yaşamanın bilincini, kadir ve kıymetini, bunun kahramanlığını öğretir.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ölüm Konuşur
Ölümü unutan insanlar, göremezler, duyamazlar. Yarını yaşayamazlar. Tüm hazlar, başarılar, kazançlar şimdi ve hemen olmalıdır onlar için. Bu nedenle ölüm hep talihsizlik olarak gelir. Beklenmedik bir ölümdür onlarınki.
Oysa “hepimiz ölecek yaştayız.”
Asil İlişkiler
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (Şuara, 84) İnsan sosyal bir varlık, kendi başına yaşayamaz, ihtiyacı olan şeyleri kendi başına karşılayamaz. Mutlaka başka insanlarla birlikte yaşaması, onlarla bir şekilde iletişime girmesi gerekir. Eğer insan başka kimselerle iletişime geçmiyorsa normal/tabii olmayan bir durum söz konusudur. İlk temasımız ailemizle olur, mecburi bir ilişkidir bu. Anne, baba, …
Mektup XII
Varlık gayemizin dışında yaşamak; iğne ile kesmeye, makas ile dikmeye çalışmak gibi. Bu nedenle, sorunun nedeni, sancının merkezi dile getirilirken konu burada kilitleniyor. Derdin devası, sorunun cevabı, problemlerin çözümü belli. Hükmün sahibi ne diyorsa o…
Okumaktan Mânâ Ne?
Okunayım diye annemin rahmine bir ayet olarak indirildim. Beni ilk okuyan annem oldu. Benim de okuduğum ilk kitap annemdi. Bütün bebekler gibi ben de gâh gülerek, gâh ağlayarak, yudum yudum okudum annemi. O da bana sıklıkla dualar ve ninniler okudu.
Kardeşlerim
Oyun bozuldu ve sokaklar boşaldı. Fakat eve dönen de olmadı. Mevsimler karıştı. Çiçeklerin adı unutuldu.
Kardeşlerden biri hasta olursa, diğeri pencereden seyrederdi karın sessizliğini. Şimdi kardeşlerin pencereleri sırt sırta. En güzel top oynayan işte onunki süper kahraman desenli bir perde, hiç açılmıyor artık . Eski sokağa bakan diğer pencerede de bir rüzgar gülü duruyor.
Her sabah kardeşler, erkenden kayboluyorlar ortalıktan.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.