Yegâne İlah ve Yaratıcı olan Allah tarafından insana önerilen bireysel veya toplumsal sorumlukların, kabul edilebilir geçerli bir mazeret olmaksızın terk edilmesi “Kirlenme”dir.
Günümüzde ister kalbî melekeleri açısından isterse akletmemeye bağlı olarak bir şekilde kirlenmiş olan insan isimli varlığın Yaratıcısının buyruklarıyla yaşadığı sorunlar, hayatın her alanında belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Bu insan Müslüman olmadığı için kirlendiği gibi Müslüman adını aldıktan sonra da sorumluluklarını “emanet” bilinciyle yerine getirmemesi durumunda “zalim” ve “cahil” kimliği (33/ Ahzap 72) onu kirlenmeye açık hale getirecektir. Kirlenirken aldığı mesafeler veya süreçler değişik isimler almasına yol açtığı için Kur’an’ın ayetleri ışığında insan isimli varlığı eğilimleriyle ele alacağız.
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserini üzerine kurguladığı üç temel kavramsallaştırma vardır. Bu kavramsallaştırmalar; ümran ilmi, tavırlar nazariyesi ve asabiyettir. İbn Haldun’un ümran ilmini kuruş sebebi yukarıda bahsettiğimiz meraklı kişiliğiyle yakından ilgilidir.
Fransız Profesör Jean Maisonneuve, bedenin yüceltilerek hayatın odağına yerleştirildiğini, ego tarafından yönetilen bir dünyada kişilerin yetkinliğinin bedenlerinin sınırlarıyla tanımlandığını, çağın salgını olan narsizmin Yunan mitolojisinden bilinen “kendine âşık olma” halinden farklı olduğunu; öyle ki ötekinin gözünde kendisini aramaya adamış, kültür endüstrilerinin sunduğu “ideal ben”in peşinde sürüklenen, onaylanma açlığı çeken zavallı bir narsizmin söz konusu olduğunu ileri sürmektedir.
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir. Bunu, basitçe, toplumsal ‘anomi’ durumlarında ortaya çıkan varoluşsal bir ‘arayış’ olarak nitelendirmek mümkündür. …
Tarih, bir disiplin olma sıfatıyla insana ait olan tecrübenin kendisiyle ilgilenir. Sadece vakalar veya kişiler özeline indirgenmiş bir içerikle değil, bu tecrübelerin ortak yönelim ve tekrarlarının dayandığı birtakım ortak kurallar dizgesini de tespit etmeye çalışır. Tarih boyunca insan toplulukları birbiri ardına oluşur, ortaya pratikler koyar, kendine tespit edilen zaman dilimini yaşar ve sırasını kendinden sonraki kuşağa bırakır.
İnsanın Bireysel ve Toplumsal Kirlenme Sorunu
(1-İnsanın İsim Alma Süreçleri)
Yegâne İlah ve Yaratıcı olan Allah tarafından insana önerilen bireysel veya toplumsal sorumlukların, kabul edilebilir geçerli bir mazeret olmaksızın terk edilmesi “Kirlenme”dir.
Günümüzde ister kalbî melekeleri açısından isterse akletmemeye bağlı olarak bir şekilde kirlenmiş olan insan isimli varlığın Yaratıcısının buyruklarıyla yaşadığı sorunlar, hayatın her alanında belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Bu insan Müslüman olmadığı için kirlendiği gibi Müslüman adını aldıktan sonra da sorumluluklarını “emanet” bilinciyle yerine getirmemesi durumunda “zalim” ve “cahil” kimliği (33/ Ahzap 72) onu kirlenmeye açık hale getirecektir. Kirlenirken aldığı mesafeler veya süreçler değişik isimler almasına yol açtığı için Kur’an’ın ayetleri ışığında insan isimli varlığı eğilimleriyle ele alacağız.
Bu yazının devamı 183. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
183. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Kitâbü’l-Mille Çerçevesinde Fârâbî’de Şehrin Meşruiyeti
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
İbn Haldun’un Düşüncesinde Asabiyet
İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserini üzerine kurguladığı üç temel kavramsallaştırma vardır. Bu kavramsallaştırmalar; ümran ilmi, tavırlar nazariyesi ve asabiyettir. İbn Haldun’un ümran ilmini kuruş sebebi yukarıda bahsettiğimiz meraklı kişiliğiyle yakından ilgilidir.
Bedene Yapılan Her Müdahale Ruhta Bir İz Bırakır
Fransız Profesör Jean Maisonneuve, bedenin yüceltilerek hayatın odağına yerleştirildiğini, ego tarafından yönetilen bir dünyada kişilerin yetkinliğinin bedenlerinin sınırlarıyla tanımlandığını, çağın salgını olan narsizmin Yunan mitolojisinden bilinen “kendine âşık olma” halinden farklı olduğunu; öyle ki ötekinin gözünde kendisini aramaya adamış, kültür endüstrilerinin sunduğu “ideal ben”in peşinde sürüklenen, onaylanma açlığı çeken zavallı bir narsizmin söz konusu olduğunu ileri sürmektedir.
Müslümanın ‘Kim’liği
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir. Bunu, basitçe, toplumsal ‘anomi’ durumlarında ortaya çıkan varoluşsal bir ‘arayış’ olarak nitelendirmek mümkündür. …
Bir Kentin Tarihinden Bugüne
Tarih, bir disiplin olma sıfatıyla insana ait olan tecrübenin kendisiyle ilgilenir. Sadece vakalar veya kişiler özeline indirgenmiş bir içerikle değil, bu tecrübelerin ortak yönelim ve tekrarlarının dayandığı birtakım ortak kurallar dizgesini de tespit etmeye çalışır. Tarih boyunca insan toplulukları birbiri ardına oluşur, ortaya pratikler koyar, kendine tespit edilen zaman dilimini yaşar ve sırasını kendinden sonraki kuşağa bırakır.
Alışverişe devam et