İslâmî Mücadele’nin kendisi “İyilik Hareketi”dir. Bireyden başlayarak topluma yayılan bir hareket… İyilik hareketinin söze ve amele dayalı temelleri açısından iyi/güzel/tayyib olanın kabul edilebilir bir üslup ile harman olarak salih amele dönüşmesinden bahsediyoruz.
Salih amelin, güzel sözleri Allah katına yükselten önemli taşıyıcılar olduğunu hatırlatmak niyetindeyiz. En güzel “söz” olan ilahî kelam Kur’ân’ın her şeyi en güzel hal üzere yaratan Allah’ın mesaj dili olduğunu, insanın mesaj dilinin de Kur’ân misali güzel olma şartına bağlı kılındığını bilmeliyiz.
İslâmî Mücadele söz konusu oldu zaman ise bu iki öğenin, yani söz ve pratik uyumunun çok güçlü olması kaçınılmaz olmaktadır.
İnsanlığın iyiliğine adanmış çabaların dil, üslup ve estetik açısından Allah’ın yaratması ile uyum halini yaşaması gerekmektedir.
İyi nedir? İyilik hareketi açısından iyi duruş yani “amelleri iyi üzere tutmak” ne ifade etmektedir?
Günümüzde Müslümanların aleyhine kötü örnekliğin sergilendiği ve İslâmî Mücadele’nin mecrasından çıktığı izlenimi veren devinimlerde temel eksikliğin neler olduğuna atıflar yapmak gerekmektedir.
İyilik Hareketi nedir? Karakteristikleri nelerdir? İnsanlık için çıkartılan hayırlı ümmetin bugünkü açmazları nasıl aşılabilir? İnsanlık için “adil şahitler” olması beklenen Müslümanlar ne durumdalar? Bütün bunlara dil, üslup ve estetik açısından bakarak bir nebze olsun olumlu bir katkı vermek amaçlanmaktadır.
İyilik Hareketi, insanlığın iyiliği ve hayrı için son din İslâm’ın olabildiğince doğru sunumunu hedefleyen bir harekettir. Bu amaçla “iyilik” tüm pratiklerdeki iyi olma haline atıftır. İyinin bariz hale gelmesi için birbirini tamamlayan süreçlerin belirleyicisi bir tür duruş… Kur’ân’da toplam kötüye karşı toplam iyi duruş, insanlık için güvenli duruş izah edildiğinde “Vasat Duruş”, “Vasat Ümmet” kavramları belirir. Sanki dil, üslup ve estetik açısından en kabul edilebilir güzellik gibi hissedilir. Çünkü insanlık için çıkartılmış bir topluluğun geriye kalan kahir ekseriyet için adalet temelli duruşu ve şahitliği söz konusudur. Bir çıkarım olarak diyebiliriz ki tüm iyiyi barındıran, tüm güzelliklere talip davranış modelleri üzerinden yürütülen bir mücadeleye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu mücadelede; keyfiliğe, kontrol dışı öfkeye yer vermeyen, Kur’ân’ın tamamıyla uyumlu bir onurlu hale evrilme şeklinde metodolojik bir durum söz konusudur.
İyilik amaçlı İslâmî Mücadele’nin yeniden tanımlanmasına değil, yeniden anlaşılmasına ihtiyaç vardır. Bu mücadele:
İslâm’a uygun mücadeledir.
İyidir, iyiliğe taliptir, iyi olan usûlle güzel olanı, yani kabul edilebilir olanı hedeflemektedir.
Tüm insanlık içindir. Tüm insanlık için iyi ve güzel olanı ilke edinmiştir.
Kendine has bir duruşu vardır ki ona da değindik: Vasat hale taliptir. Çünkü insanlık için adalet ancak vasat duruşla mümkündür.
Rahatlıkla yineleyebiliriz ki Müslüman, Allah katındaki tek din olan İslâm’ın yeryüzündeki vasat duruşuyla şahididir. Zira hem birey olarak hem de ümmet olarak bu şahitliği yapabilmekle görevlidir. Şahitlik yapanın pratikleriyle örnekliği gibi görevini ifa ederken dili ve üslubu da oldukça önemlidir. Zira kendisi üzerinden olumlu izler kadar, olumsuz izler de hafızalara kazınabilecektir. Olumsuz izlerin hafızalardan silinmesi bazen uzun zaman alabilmekte ve ödenen bedel de ağır olabilmektedir.
Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki Müslümanların pratikleri toplamda “iyi/güzel” olmak durumundadır. Amellerinin toplamda iyi/güzel olması en temelde Allah Teâlâ’nın yaratma muradı ile yakından ilintilidir.
“Yaratanların en güzeli Allah ne yücedir.”(1)
Allah Teâlâ, zâtî olarak en güzelidir ve yarattığı her şey de beklenen bir sonuç olarak en güzelidir.
“Yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya da çamurdan başlayan O’dur.”(2)
Allah Teâlâ, yeri ve gökleri, dünya nimetlerini, hayatı ve ölümü, kimlerin daha güzel amel edecekleri hususunda insanları denemek için yarattığını bildirmektedir.(3)
Nasıl ki Allah kendisi için yaratmada “en iyi”yi yazmışsa, kul için de onun ölçeğinde ve kapasitesinde iyi olana yönelmesi hem insanın fıtratına kodlanandır hem de sonuçları açısından da hayırlıdır.
Seciye, huy, karakter, mizaç vb açısından “birçok”tur. Davranış açısından da farklıdır.
Herkesin seciye ve karakterine (şakile) göre amel işlediğini, bundan muradın en iyi amel olduğunun Kur’ân’dan öğrenmekteyiz.(4)
Karakter, kişilik veya seciyenin çok yönlü eğitim ile daha iyi bir seviyeye çıkarılmasının, pratiğin iyi olmasını da beraberinde getireceği aşikârdır.
İnsanın olabildiğince farklı olması, Allah’ın en güzel surette yarattığı insanın farklı yüzler adedince güzelliğe erişmesidir. Nasıl ki her insan yüzü güzelse, yüz güzelliği adedince de bu yüzü mahcup etmeyecek güzelliklere talip olunmalıdır. Çünkü amellerini takip ederek iyi olanları mükâfatlandıracak bir Rabb söz konusudur.
“Sen dağları görürsün de yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.”(5)
Allah kendi sanatını tanıtırken, insan sanatının da gözlem altında bulunduğundan bahsetmektedir. Kişi kendi amelini şekillendirirken en güzelini hedefleyerek pratiklerine estetiği de katmak durumundadır.
Allah’ın kelamı olan Kur’ân’ın sahip olduğu söz ve muhteva güzelliği eşsizliğini asırlardır ortaya koydu ve benzeri bir ayetin dahi beşer tarafından getirilemeyeceğini belirterek insanı aciz bıraktı. Kur’ân nasıl ki en güzel söz ise insan da kendi sözlerini iletişimin en güzel aracısı yapabilmelidir.
Söz eylemden kopuk değildir. Önce sözün güzeli ardından da söz ile desteklenen ameller…
Musa Peygamber, görevli olarak Firavun’a gideceği zaman kendisinden istenen şey “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (6) şeklindedir.
Yukarıdaki ayet, insanın öğüt alma veya korkma halini “şiddet hareketleriyle” sağlamaya çalışan aşırı uç ve eğilimler açısından çok önemli bir ayettir. Aşırılığın; dil, üslup ve estetiği katleden hastalık olması açısından önemli bir ayet…
“Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.” (7)
İslâmî Mücadele’nin temel esaslarıyla bireysel tercihlere bırakılmadığını, dil ve üslup açısından bir estetiğe sahip olduğunu görmekteyiz. Kur’ân-ı Kerim’de estetik kategorisinde güzellikle ilgili olarak şu kelimeler kullanılmıştır: “bedî’, cemal, ihsan (ahsene), hüsn, hüsnâ, zinet, rîş” saymak mümkündür.
“Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur’ânla büyük bir mücadele ver.”(8) Kur’ân’da bir tek yerde “büyük cihad” bahsinin geçerken büyük cihattan maksadın “kitap ile yapılan cihad” olarak adlandırılması oldukça anlamlıdır. Kur’ân’ın i’cazı da bu mücadeleyi anlamlı kılmaktadır.
Sözü söyleyenin iletişim dili kadar “nasıl göründüğü” de önemlidir. İnsanın “nasıl göründüğü” kısmı sıkıntılı ise algılanması da sıkıntılı olacaktır. Algı sorunlarının çok yönlü propaganda araçları üzerinden yürütüldüğü ortamlarda yanlış algıları düzeltmenin en kolay yolu, kendisini yanlış algılatan tüm vasıta ve hallerden azade olmaktır.
Sözü güçlü kılacak pratiklerine sahibi giyim kuşam da vasat boyutunda iyi/güzel olmak durumundadır.
Topluma ve reel hayata göre giyim gibi, toplum ve reel hayat ölçeğinde ruhu kirletme ihtimalli hallerden kaçınmak…
Allah’ın adının yüceltilmesi çabasında Peygamber’e, “elbisesini temiz tut”(9) emri, elbisenin maddî kir gibi insanın önüne çıkabilecek manevî kirlenmeden de uzak tutulması anlamındadır ve mücadele insanının giyim kuşamında da hassasiyetine işarettir. Onu acz içinde gösterecek bir giyim tarzının söze olumsuz etki katacağı tecrübeyle sabittir. İnsanın siması en güzel surette şekillendirilmişken (10) o simayı/sureti mahcup edecek davranışlardan da uzak kalması onun pratiğine etki edecektir.
Peygamber’in “azim bir ahlâk üzere” (11) olması, ondaki muazzam ahlâkın halk içinde büyük bir karşılık bulacağının göstergesidir. Ahlâkın davranış güzelliğine katkı verdiği bilinmektedir.
Her türlü “iyi olmak” Allah’ın muradıdır. İyi pratiğin Kur’ân’da “hüsn”, “ihsan” şeklinde geçmesi, en geniş mânâsıyla her şeyi en güzel haliyle yaratan Allah’ın insanın güzel pratiklerine “hasenat” adı vermesi bir tesadüf değildir. Allah, iyilik yapanların sevabını da arttırmaktadır. “Allah da onlara hem dünya nimetini hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah, güzel davrananları sever.”(12) Davranışın en güzelinin İslâmî Mücadelede karşılık bulacağı da bellidir. Zira kendisine karşı mücadele edilen “toplum” en geniş manasıyla “kötü/kerih” olandır. Buna karşı verilen mücadeleden bahsediyorsak, “kötülüğün iyilikle/güzel olanla savılması” (13) davranış açısından Allah Resulü’nde bizim için güzel örneklik bulunduğu gibi (14) İbrahim ve onunla beraber olanlar da güzel örnekliklerdir (15). İyi ve kötü davranışın birçok sonuçları olabilir ama unutmamak gerekir ki “iyi veya kötü davranmak sonuçları açısından en evvel kişi içindir. (16) Allah (cc), adaleti ve iyilik yapmayı (ihsanı), yakınlara karşı cömert olmayı emrediyor; utanç verici ve arsızca olanı, azgınlığı (taşkınlığı) yasaklıyor (17). Kur’ân’da muhsinlere çok ayrıntılı vurgu yapılır. Muhsin, yaptığı her işi güzel yapan insandır, yani iyi insandır. Muhsin; canlı, örnek ve uygulamalı ihsandır.
İslâmî Mücadele’nin kendisi “İyilik Hareketi” ve bu uğurda sabretmesi de “cemil” olmalıdır(18). Kötünün tarafındakilerle yolunu ayıracaksa bu ayrılış bile “cemil” olmalıdır(19). Yolların ayrılma noktasında kötüye veya kötü hale dair en ufak bir olumsuzluk kalmamamladır. Ayrılma noktasında kötü hafıza oluşmamalıdır.
İslâmî Mücadele’nin, iyilik hareketi temelinden söze dayalı kısmını biraz daha açmak gerekirse; kelimelerin seçkin olmasıyla insan onuru, izzeti açısından yakın bir ilişki vardır. İyi sözün iyiliğin kurgulanmasında yeri olması gibi kötü sözün de kötülüğün kurgulanmasında payı vardır.
Kur’ân izzetli olmayla güzel/tayyib söz arasında bir güçlü bağın bulunduğunu haber vermektedir. Allah’a yükselecek, O’na erişecek sözlerin temiz kelimeler olduğu vurgulanır.
“Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah’ındır. O’na güzel (tayyib) kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azap vardır. Onların tuzakları hep darmadağın olur.” (20)
Konuyu toparlamak açısından artık rahatlıkla diyebiliriz ki İslâmî Mücadele, gündelik hayatın reeli içerisinde, her manada iyi olma mücadelesidir. Sözün güzeli üzerinden seyreden ve bu seyirde amellerin en güzelini, yani en güzel pratikleri de rotaya koyarak Allah’a yakın olma mücadelesi… Güzel sözlerin taşıyıcısı olacak salih amellere ve değerler dini olan İslâm’ı salih ameller üzerinden netleştirme mücadelesidir. Toplamdaki tüm kötülüklerin toplam iyi ile savılması mücadelesi… Bütün bunlar gerçekleştiğinde tüm izzetin ve izzetin tamamının sahibi olan yüce Allah Müslümanları da izzetli yapacaktır
1966 yılında Kahta’da doğdu. 1992 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Türkiye’nin farklı illerinde hekimlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Malatya Tabip Odası başkanlığı görevini yürüttü. Türk Kızılay Malatya Şube Başkanlığı yaptığı dönemde Afrika’nın farklı ülkelerinde çeşitli projelerde koordinatör olarak görev aldı.
Mesleğinin yanı sıra edebiyatla da ilgilenen yazar; çalışmalarında siyaset, toplumsal adalet, dostluk, değerler ve ahlak temalarını işlemektedir. Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Yalçın, hâlen İnönü Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir.
Malatya’da hekimlik görevine devam eden Ali Yalçın, evli ve üç çocuk babasıdır.
Eserleri arasında; Su Sohbetleri (deneme, Nida Dergisi Yayınları), Mamılo’nun Kürekleri (roman, Bilsam Yayınları), Muhtar (roman, Bilsam Yayınları), Fetret (hikâyeler, Çıra Yayınları) ve Rüya İşçileri (roman, AZ Yayıncılık) bulunmaktadır.
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir. Maarif, kökü itibariyle tanıma, anlama, fark etme demektir. Saf anlamıyla epistemik bir duruma işaret etmez. Epistemik durumda karşınızdaki nesne ile aranızda epistemik cehalet, epistemik bilgiler sayesinde ortadan kalkabilir. Bilmek bu anlamda hakkında bilginizin olmadığı şey hakkında bilgi sahibi olmaktır. Ama maarif öyle mi? Maarif bilmediklerinizin farkına varmaktır. Neyi bilmediğinizi bilmek demektir.
Bu sosyokırım ve politikkırım -veya Filistin’in bir ulus ve devlet olarak önceden planlanmış şekilde yıkımı ve yerinin değiştirilmesi- 1917’de Britanya hükümeti tarafından öngörülerek Siyonist-İngiliz iş birliği (Gutwein) aracılığıyla gerçekleştirildi.
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülâhazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
İslâmî Mücadelede Dil, Üslup Ve Estetik
İslâmî Mücadele’nin kendisi “İyilik Hareketi”dir. Bireyden başlayarak topluma yayılan bir hareket… İyilik hareketinin söze ve amele dayalı temelleri açısından iyi/güzel/tayyib olanın kabul edilebilir bir üslup ile harman olarak salih amele dönüşmesinden bahsediyoruz.
Salih amelin, güzel sözleri Allah katına yükselten önemli taşıyıcılar olduğunu hatırlatmak niyetindeyiz. En güzel “söz” olan ilahî kelam Kur’ân’ın her şeyi en güzel hal üzere yaratan Allah’ın mesaj dili olduğunu, insanın mesaj dilinin de Kur’ân misali güzel olma şartına bağlı kılındığını bilmeliyiz.
İslâmî Mücadele söz konusu oldu zaman ise bu iki öğenin, yani söz ve pratik uyumunun çok güçlü olması kaçınılmaz olmaktadır.
İnsanlığın iyiliğine adanmış çabaların dil, üslup ve estetik açısından Allah’ın yaratması ile uyum halini yaşaması gerekmektedir.
İyi nedir? İyilik hareketi açısından iyi duruş yani “amelleri iyi üzere tutmak” ne ifade etmektedir?
Günümüzde Müslümanların aleyhine kötü örnekliğin sergilendiği ve İslâmî Mücadele’nin mecrasından çıktığı izlenimi veren devinimlerde temel eksikliğin neler olduğuna atıflar yapmak gerekmektedir.
İyilik Hareketi nedir? Karakteristikleri nelerdir? İnsanlık için çıkartılan hayırlı ümmetin bugünkü açmazları nasıl aşılabilir? İnsanlık için “adil şahitler” olması beklenen Müslümanlar ne durumdalar? Bütün bunlara dil, üslup ve estetik açısından bakarak bir nebze olsun olumlu bir katkı vermek amaçlanmaktadır.
İyilik Hareketi, insanlığın iyiliği ve hayrı için son din İslâm’ın olabildiğince doğru sunumunu hedefleyen bir harekettir. Bu amaçla “iyilik” tüm pratiklerdeki iyi olma haline atıftır. İyinin bariz hale gelmesi için birbirini tamamlayan süreçlerin belirleyicisi bir tür duruş… Kur’ân’da toplam kötüye karşı toplam iyi duruş, insanlık için güvenli duruş izah edildiğinde “Vasat Duruş”, “Vasat Ümmet” kavramları belirir. Sanki dil, üslup ve estetik açısından en kabul edilebilir güzellik gibi hissedilir. Çünkü insanlık için çıkartılmış bir topluluğun geriye kalan kahir ekseriyet için adalet temelli duruşu ve şahitliği söz konusudur. Bir çıkarım olarak diyebiliriz ki tüm iyiyi barındıran, tüm güzelliklere talip davranış modelleri üzerinden yürütülen bir mücadeleye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu mücadelede; keyfiliğe, kontrol dışı öfkeye yer vermeyen, Kur’ân’ın tamamıyla uyumlu bir onurlu hale evrilme şeklinde metodolojik bir durum söz konusudur.
İyilik amaçlı İslâmî Mücadele’nin yeniden tanımlanmasına değil, yeniden anlaşılmasına ihtiyaç vardır. Bu mücadele:
İslâm’a uygun mücadeledir.
İyidir, iyiliğe taliptir, iyi olan usûlle güzel olanı, yani kabul edilebilir olanı hedeflemektedir.
Tüm insanlık içindir. Tüm insanlık için iyi ve güzel olanı ilke edinmiştir.
Kendine has bir duruşu vardır ki ona da değindik: Vasat hale taliptir. Çünkü insanlık için adalet ancak vasat duruşla mümkündür.
Rahatlıkla yineleyebiliriz ki Müslüman, Allah katındaki tek din olan İslâm’ın yeryüzündeki vasat duruşuyla şahididir. Zira hem birey olarak hem de ümmet olarak bu şahitliği yapabilmekle görevlidir. Şahitlik yapanın pratikleriyle örnekliği gibi görevini ifa ederken dili ve üslubu da oldukça önemlidir. Zira kendisi üzerinden olumlu izler kadar, olumsuz izler de hafızalara kazınabilecektir. Olumsuz izlerin hafızalardan silinmesi bazen uzun zaman alabilmekte ve ödenen bedel de ağır olabilmektedir.
Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki Müslümanların pratikleri toplamda “iyi/güzel” olmak durumundadır. Amellerinin toplamda iyi/güzel olması en temelde Allah Teâlâ’nın yaratma muradı ile yakından ilintilidir.
“Yaratanların en güzeli Allah ne yücedir.”(1)
Allah Teâlâ, zâtî olarak en güzelidir ve yarattığı her şey de beklenen bir sonuç olarak en güzelidir.
“Yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya da çamurdan başlayan O’dur.”(2)
Allah Teâlâ, yeri ve gökleri, dünya nimetlerini, hayatı ve ölümü, kimlerin daha güzel amel edecekleri hususunda insanları denemek için yarattığını bildirmektedir.(3)
Nasıl ki Allah kendisi için yaratmada “en iyi”yi yazmışsa, kul için de onun ölçeğinde ve kapasitesinde iyi olana yönelmesi hem insanın fıtratına kodlanandır hem de sonuçları açısından da hayırlıdır.
İnsan; “Bir tek/ahad olan” Allah’ın aksine, “birçok”tur.
Seciye, huy, karakter, mizaç vb açısından “birçok”tur. Davranış açısından da farklıdır.
Herkesin seciye ve karakterine (şakile) göre amel işlediğini, bundan muradın en iyi amel olduğunun Kur’ân’dan öğrenmekteyiz.(4)
Karakter, kişilik veya seciyenin çok yönlü eğitim ile daha iyi bir seviyeye çıkarılmasının, pratiğin iyi olmasını da beraberinde getireceği aşikârdır.
İnsanın olabildiğince farklı olması, Allah’ın en güzel surette yarattığı insanın farklı yüzler adedince güzelliğe erişmesidir. Nasıl ki her insan yüzü güzelse, yüz güzelliği adedince de bu yüzü mahcup etmeyecek güzelliklere talip olunmalıdır. Çünkü amellerini takip ederek iyi olanları mükâfatlandıracak bir Rabb söz konusudur.
“Sen dağları görürsün de yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.”(5)
Allah’ın kelamı olan Kur’ân’ın sahip olduğu söz ve muhteva güzelliği eşsizliğini asırlardır ortaya koydu ve benzeri bir ayetin dahi beşer tarafından getirilemeyeceğini belirterek insanı aciz bıraktı. Kur’ân nasıl ki en güzel söz ise insan da kendi sözlerini iletişimin en güzel aracısı yapabilmelidir.
Söz eylemden kopuk değildir. Önce sözün güzeli ardından da söz ile desteklenen ameller…
Musa Peygamber, görevli olarak Firavun’a gideceği zaman kendisinden istenen şey “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (6) şeklindedir.
Yukarıdaki ayet, insanın öğüt alma veya korkma halini “şiddet hareketleriyle” sağlamaya çalışan aşırı uç ve eğilimler açısından çok önemli bir ayettir. Aşırılığın; dil, üslup ve estetiği katleden hastalık olması açısından önemli bir ayet…
“Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.” (7)
İslâmî Mücadele’nin temel esaslarıyla bireysel tercihlere bırakılmadığını, dil ve üslup açısından bir estetiğe sahip olduğunu görmekteyiz. Kur’ân-ı Kerim’de estetik kategorisinde güzellikle ilgili olarak şu kelimeler kullanılmıştır: “bedî’, cemal, ihsan (ahsene), hüsn, hüsnâ, zinet, rîş” saymak mümkündür.
“Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur’ânla büyük bir mücadele ver.”(8) Kur’ân’da bir tek yerde “büyük cihad” bahsinin geçerken büyük cihattan maksadın “kitap ile yapılan cihad” olarak adlandırılması oldukça anlamlıdır. Kur’ân’ın i’cazı da bu mücadeleyi anlamlı kılmaktadır.
Sözü söyleyenin iletişim dili kadar “nasıl göründüğü” de önemlidir. İnsanın “nasıl göründüğü” kısmı sıkıntılı ise algılanması da sıkıntılı olacaktır. Algı sorunlarının çok yönlü propaganda araçları üzerinden yürütüldüğü ortamlarda yanlış algıları düzeltmenin en kolay yolu, kendisini yanlış algılatan tüm vasıta ve hallerden azade olmaktır.
Sözü güçlü kılacak pratiklerine sahibi giyim kuşam da vasat boyutunda iyi/güzel olmak durumundadır.
Topluma ve reel hayata göre giyim gibi, toplum ve reel hayat ölçeğinde ruhu kirletme ihtimalli hallerden kaçınmak…
Allah’ın adının yüceltilmesi çabasında Peygamber’e, “elbisesini temiz tut”(9) emri, elbisenin maddî kir gibi insanın önüne çıkabilecek manevî kirlenmeden de uzak tutulması anlamındadır ve mücadele insanının giyim kuşamında da hassasiyetine işarettir. Onu acz içinde gösterecek bir giyim tarzının söze olumsuz etki katacağı tecrübeyle sabittir. İnsanın siması en güzel surette şekillendirilmişken (10) o simayı/sureti mahcup edecek davranışlardan da uzak kalması onun pratiğine etki edecektir.
Peygamber’in “azim bir ahlâk üzere” (11) olması, ondaki muazzam ahlâkın halk içinde büyük bir karşılık bulacağının göstergesidir. Ahlâkın davranış güzelliğine katkı verdiği bilinmektedir.
Her türlü “iyi olmak” Allah’ın muradıdır. İyi pratiğin Kur’ân’da “hüsn”, “ihsan” şeklinde geçmesi, en geniş mânâsıyla her şeyi en güzel haliyle yaratan Allah’ın insanın güzel pratiklerine “hasenat” adı vermesi bir tesadüf değildir. Allah, iyilik yapanların sevabını da arttırmaktadır. “Allah da onlara hem dünya nimetini hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah, güzel davrananları sever.”(12) Davranışın en güzelinin İslâmî Mücadelede karşılık bulacağı da bellidir. Zira kendisine karşı mücadele edilen “toplum” en geniş manasıyla “kötü/kerih” olandır. Buna karşı verilen mücadeleden bahsediyorsak, “kötülüğün iyilikle/güzel olanla savılması” (13) davranış açısından Allah Resulü’nde bizim için güzel örneklik bulunduğu gibi (14) İbrahim ve onunla beraber olanlar da güzel örnekliklerdir (15). İyi ve kötü davranışın birçok sonuçları olabilir ama unutmamak gerekir ki “iyi veya kötü davranmak sonuçları açısından en evvel kişi içindir. (16) Allah (cc), adaleti ve iyilik yapmayı (ihsanı), yakınlara karşı cömert olmayı emrediyor; utanç verici ve arsızca olanı, azgınlığı (taşkınlığı) yasaklıyor (17). Kur’ân’da muhsinlere çok ayrıntılı vurgu yapılır. Muhsin, yaptığı her işi güzel yapan insandır, yani iyi insandır. Muhsin; canlı, örnek ve uygulamalı ihsandır.
İslâmî Mücadele’nin kendisi “İyilik Hareketi” ve bu uğurda sabretmesi de “cemil” olmalıdır(18). Kötünün tarafındakilerle yolunu ayıracaksa bu ayrılış bile “cemil” olmalıdır(19). Yolların ayrılma noktasında kötüye veya kötü hale dair en ufak bir olumsuzluk kalmamamladır. Ayrılma noktasında kötü hafıza oluşmamalıdır.
İslâmî Mücadele’nin, iyilik hareketi temelinden söze dayalı kısmını biraz daha açmak gerekirse; kelimelerin seçkin olmasıyla insan onuru, izzeti açısından yakın bir ilişki vardır. İyi sözün iyiliğin kurgulanmasında yeri olması gibi kötü sözün de kötülüğün kurgulanmasında payı vardır.
Kur’ân izzetli olmayla güzel/tayyib söz arasında bir güçlü bağın bulunduğunu haber vermektedir. Allah’a yükselecek, O’na erişecek sözlerin temiz kelimeler olduğu vurgulanır.
“Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah’ındır. O’na güzel (tayyib) kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azap vardır. Onların tuzakları hep darmadağın olur.” (20)
Konuyu toparlamak açısından artık rahatlıkla diyebiliriz ki İslâmî Mücadele, gündelik hayatın reeli içerisinde, her manada iyi olma mücadelesidir. Sözün güzeli üzerinden seyreden ve bu seyirde amellerin en güzelini, yani en güzel pratikleri de rotaya koyarak Allah’a yakın olma mücadelesi… Güzel sözlerin taşıyıcısı olacak salih amellere ve değerler dini olan İslâm’ı salih ameller üzerinden netleştirme mücadelesidir. Toplamdaki tüm kötülüklerin toplam iyi ile savılması mücadelesi… Bütün bunlar gerçekleştiğinde tüm izzetin ve izzetin tamamının sahibi olan yüce Allah Müslümanları da izzetli yapacaktır
Notlar:
(1) Mü’minun, 14
(2) Secde,7
(3) Hûd, 7; Kehf, 7; Mülk, 2.
(4) İsrâ, 84
(5) Neml, 88
(6) Tâhâ, 44
(7) Nahl, 125
(8) Furkan, 52
(9) Müddessir, 4
(10) Mü’min, 64
(11) Kalem, 4
(12) Âl- i İmrân, 148
(13) Ra’d, 22; Kasas, 54
(14) Ahzab, 21
(15) Mümtehine, 4- 6
(16) İsrâ, 7
(17) Nahl, 90
(18) Mearic, 5
(19) Müzemmil, 10
(20) Fâtır, 10
Yazar
1966 yılında Kahta’da doğdu. 1992 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Türkiye’nin farklı illerinde hekimlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Malatya Tabip Odası başkanlığı görevini yürüttü. Türk Kızılay Malatya Şube Başkanlığı yaptığı dönemde Afrika’nın farklı ülkelerinde çeşitli projelerde koordinatör olarak görev aldı.
Mesleğinin yanı sıra edebiyatla da ilgilenen yazar; çalışmalarında siyaset, toplumsal adalet, dostluk, değerler ve ahlak temalarını işlemektedir. Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Yalçın, hâlen İnönü Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir.
Malatya’da hekimlik görevine devam eden Ali Yalçın, evli ve üç çocuk babasıdır.
Eserleri arasında; Su Sohbetleri (deneme, Nida Dergisi Yayınları), Mamılo’nun Kürekleri (roman, Bilsam Yayınları), Muhtar (roman, Bilsam Yayınları), Fetret (hikâyeler, Çıra Yayınları) ve Rüya İşçileri (roman, AZ Yayıncılık) bulunmaktadır.
İlgili Yazılar
Yası Tutul(a)mayan ve Yüzü Başkasında Yok Sayılanların Varlığı Üzerine
Toplama kamplarında, yaşadıkları şehirlerde, evlerinde, kişiler şiddet aracılığıyla biçimlendirilerek sistematik bir şekilde öldürülmüşlerdi.
İslâm’ın İnsanlığa Vadettikleri -I-
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Gönül Maarifi ve Maarifin Gönlü: Bir Mukaddime Teşebbüsü
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir. Maarif, kökü itibariyle tanıma, anlama, fark etme demektir. Saf anlamıyla epistemik bir duruma işaret etmez. Epistemik durumda karşınızdaki nesne ile aranızda epistemik cehalet, epistemik bilgiler sayesinde ortadan kalkabilir. Bilmek bu anlamda hakkında bilginizin olmadığı şey hakkında bilgi sahibi olmaktır. Ama maarif öyle mi? Maarif bilmediklerinizin farkına varmaktır. Neyi bilmediğinizi bilmek demektir.
İsrail ve Filistin Anlatilarinda Filistin’in Etnik Temizliği: Sözcüksel Temsilin Söylem-Kavramsal Analizi
Bu sosyokırım ve politikkırım -veya Filistin’in bir ulus ve devlet olarak önceden planlanmış şekilde yıkımı ve yerinin değiştirilmesi- 1917’de Britanya hükümeti tarafından öngörülerek Siyonist-İngiliz iş birliği (Gutwein) aracılığıyla gerçekleştirildi.
Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Mülâhazalar- Bilgiyi Temellendirmenin Serüveni-II-
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülâhazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.