Modernizm, gelenekle olan göbek bağını radikal bir biçimde keserken, ortaya koyduğu temel iddiası ve hedefi; insanı boş bir sayfa (Tabula Rasa) olarak görüp onu “yeniden” “yeni” olarak inşa etmekti. Eski ve Yeni Dünya karşıtlığına dayanan bu faaliyet, neticede yıkıcı sonuçlar ortaya çıkardı. Modernizm, daha en başından yıkıcı olduğunu açıkça izhar etmişti ve bu yıkıcılığı ile de belirli bir övünme hakkını kendisinde görebiliyordu. Modernizm “dobralığı” ile ne kadar övünse azdır.
Müslüman entelijansiya için modernizm eleştirisi cazip bir alan. Ama modernizmi kıyasıya eleştirirken kendi geleneği ile olan hesaplaşma girişimlerini nereye koyacağını bilemeyen ve bu bilememe çıkmazı içinde esasında neye karşı olduğunu da tam kestiremeyen bir “bulanıklık” halini yaşayan cari Müslüman zihnin imdadına başka bir bulanıklık hali yetişir gibi oldu: Post-modernizm.
Post-modernizm, modernizmin alacakaranlıkta bırakmış olduğu birçok “varoluşu” gün ışığına çıkardı. Fakat gün ışığına çıkan varoluşlar salt bir görüngü olarak kaldılar.
Bu yazının devamı
181. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Tolstoy’un bir sözünü hatırlıyorum; “Tanrı insanı özgür kılar.” Buna gerçekten inanıyordu Tolstoy ve sık söylediği bir sözü vardı; “İnsanlar özgürlüğümü kısıtlıyorlar ve özgür olabilmem için Tanrıyla başbaşa kalabilmeliyim…” diyordu. Nitekim insanlardan kaçtığı ve belki de İstanbul’a gelmek üzere yola çıktığında yaşlı bedeni Rusya steplerinin soğuğuna dayanamaz ve ebedi özgürlüğüne yürür. “Tanrı’nın egemenliği içinizdedir” diyerek insanları …
Hukukun bulunduğu yeri, ne olduğunu ve neye hizmet ettiğini anlamak için cesur sorular sorulmalıdır. Verilecek cevaplar bizlere zarar verse dahi. Hukuk, adil bir düzen yaratmak için var ise, adalet acı da olsa talep edilebilmeli. Ancak geçen zamana bakıldığında; gücü elinde bulunduran erk, hukuku kontrol etmiş ve hukuk ile kendi menfaatleri çerçevesinde toplumu şekillendirmiştir.
Bir zamanlar sadece Web vardı… Bilgi temeli üzerine kurulan yapısının sınırları zorlanana kadar “insan bilişimi”, kısmen tedirgin edici de olsa genellikle iyimser yaklaşımlara ev sahipliği yapan geniş bir alandı. 2000/2001 yılında internet ekonomisi adı verilen balonun
Hamdi Yazır tefsirini yetmişli yılların başında okumaya başlayınca, tam dokuz ay hiç ara vermeksizin, mektebi filan da unutarak, adeta zorunlu ders gibi aralıksız sürdürmüştüm. Aynı tarihlerde tefsirden birinci elden öğrendiklerimi de arkadaşlarım arasında, değişik vesilelerle buluşmalarımızda aktarmaya başlamıştım. Anlattıklarım mevcut geleneksel din anlayışına büyük ekseriyetle muhalif düşmekteydi. Benim arkam sağlamdı. Söylediklerime karşı duranlara tefsirin adını andığımda şöyle bir duraklıyor, düşünmeye başlıyor, muhtemelen benim anlamadığıma yoruyorlardı. Fakat asla kaynağına bakma ihtiyacı duymuyorlardı. Genetik ezberleri, alışkanlıkları ve korkuları buna mani oluyordu.
Ona göre devlet toplumsal bir zorunluluğun ifadesidir. Bu zorunluluğu o, şöyle ifade etmektedir: “Mülk, insan için tabiî bir mansıptır… insanlar için yaşamak ve var olmak, zaruri ihtiyaçlarını ve gıdalarını temin etmek üzere bir araya gelmeleri ve yekdiğerleriyle yardımlaşmaları sayesinde mümkündür.
Modernizmden Çıktık Yola Post-modernizm’de Verdik Mola;
“Değerler Küme”sine Dadanan Tavşan Görünümlü Tilki’yi Tanıyamamak
Modernizm, gelenekle olan göbek bağını radikal bir biçimde keserken, ortaya koyduğu temel iddiası ve hedefi; insanı boş bir sayfa (Tabula Rasa) olarak görüp onu “yeniden” “yeni” olarak inşa etmekti. Eski ve Yeni Dünya karşıtlığına dayanan bu faaliyet, neticede yıkıcı sonuçlar ortaya çıkardı. Modernizm, daha en başından yıkıcı olduğunu açıkça izhar etmişti ve bu yıkıcılığı ile de belirli bir övünme hakkını kendisinde görebiliyordu. Modernizm “dobralığı” ile ne kadar övünse azdır.
Müslüman entelijansiya için modernizm eleştirisi cazip bir alan. Ama modernizmi kıyasıya eleştirirken kendi geleneği ile olan hesaplaşma girişimlerini nereye koyacağını bilemeyen ve bu bilememe çıkmazı içinde esasında neye karşı olduğunu da tam kestiremeyen bir “bulanıklık” halini yaşayan cari Müslüman zihnin imdadına başka bir bulanıklık hali yetişir gibi oldu: Post-modernizm.
Post-modernizm, modernizmin alacakaranlıkta bırakmış olduğu birçok “varoluşu” gün ışığına çıkardı. Fakat gün ışığına çıkan varoluşlar salt bir görüngü olarak kaldılar.
Bu yazının devamı 181. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Özgür Olmayan Aydın Sadece Kelime Kalpazanıdır
Tolstoy’un bir sözünü hatırlıyorum; “Tanrı insanı özgür kılar.” Buna gerçekten inanıyordu Tolstoy ve sık söylediği bir sözü vardı; “İnsanlar özgürlüğümü kısıtlıyorlar ve özgür olabilmem için Tanrıyla başbaşa kalabilmeliyim…” diyordu. Nitekim insanlardan kaçtığı ve belki de İstanbul’a gelmek üzere yola çıktığında yaşlı bedeni Rusya steplerinin soğuğuna dayanamaz ve ebedi özgürlüğüne yürür. “Tanrı’nın egemenliği içinizdedir” diyerek insanları …
Hukuk: Devletin Manipülatif Bir Aracı mı Yoksa Toplumsal Düzenin Temeli mi?
Hukukun bulunduğu yeri, ne olduğunu ve neye hizmet ettiğini anlamak için cesur sorular sorulmalıdır. Verilecek cevaplar bizlere zarar verse dahi. Hukuk, adil bir düzen yaratmak için var ise, adalet acı da olsa talep edilebilmeli. Ancak geçen zamana bakıldığında; gücü elinde bulunduran erk, hukuku kontrol etmiş ve hukuk ile kendi menfaatleri çerçevesinde toplumu şekillendirmiştir.
Sanrı Ve Zaaf Sarmalında E-İnsan
Bir zamanlar sadece Web vardı… Bilgi temeli üzerine kurulan yapısının sınırları zorlanana kadar “insan bilişimi”, kısmen tedirgin edici de olsa genellikle iyimser yaklaşımlara ev sahipliği yapan geniş bir alandı. 2000/2001 yılında internet ekonomisi adı verilen balonun
Hamdi Yazır Tefsirinden Kavramsal İzdüşümler
Hamdi Yazır tefsirini yetmişli yılların başında okumaya başlayınca, tam dokuz ay hiç ara vermeksizin, mektebi filan da unutarak, adeta zorunlu ders gibi aralıksız sürdürmüştüm. Aynı tarihlerde tefsirden birinci elden öğrendiklerimi de arkadaşlarım arasında, değişik vesilelerle buluşmalarımızda aktarmaya başlamıştım. Anlattıklarım mevcut geleneksel din anlayışına büyük ekseriyetle muhalif düşmekteydi. Benim arkam sağlamdı. Söylediklerime karşı duranlara tefsirin adını andığımda şöyle bir duraklıyor, düşünmeye başlıyor, muhtemelen benim anlamadığıma yoruyorlardı. Fakat asla kaynağına bakma ihtiyacı duymuyorlardı. Genetik ezberleri, alışkanlıkları ve korkuları buna mani oluyordu.
İbn-i Haldun’a Göre Devlet: Doğası, Kuruluşu, Gelişimi ve Tavırları
Ona göre devlet toplumsal bir zorunluluğun ifadesidir. Bu zorunluluğu o, şöyle ifade etmektedir: “Mülk, insan için tabiî bir mansıptır… insanlar için yaşamak ve var olmak, zaruri ihtiyaçlarını ve gıdalarını temin etmek üzere bir araya gelmeleri ve yekdiğerleriyle yardımlaşmaları sayesinde mümkündür.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.