Bütün iyi filmler, romanlar ve oyunlar komedi ve trajedinin her tonuyla, seyirciye etkin bir anlamla güçlendirilmiş yeni bir yaşam modeli sunduğu zaman eğlendirir. Seyircinin sadece kendi sorunlarını kapıda bırakmak ve gerçeklikten kaçmak istediği yönündeki anlayışın arkasına saklanmak, sanatçının kendi sorumluluğundan korkakça kaçmak demektir Robert Mckee’ye göre. Mckee, hikâyenin gerçeklikten bir kaçış olmadığını; bilakis gerçekliğin bizim arayışımızda bize yardım eden bir aygıt, varoluşun keşmekeşinden anlam çıkarmaya yönelik en yetkin çabamız olduğunu söyler.
Gerçek bir hikâye dinlemek güzeldir. Şayet bu hikâye, Mckee’nin dediği gibi bir kaçıştan ziyade varoluşa, gerçeği anlamaya, yaşadıklarımızı sorgulamaya iten, bunu yaparken de eğitime ve eğitimciye dair önemli mesajlar aktardığında çok kıymetli bir hâl alır. Böylece bir şiirin, hikâyenin, resmin, oyunun ve filmin aktaracaklarına daha fazla kulak kesebilir insan. Güzel bir hikâye ve onun vaat ettiği mesajları anlamak için yolculuğa çıkmak ve öğrenme sürecini yeniden yaşamak demektir belki de. İnsanın bir şeyi öğrenebilmesi kifayetsiz kalabilir, o şeyi hissedip içselleştirdiğinde Kalk ve Diren (Stand and Deliver) filmindeki matematik öğretmeninin dünyasına vâkıf olmaya başlar.
Matematik öğretmeni Jamie Escalante gibi pek çok eğitimcinin yeni bir mektebe, mekâna alışması kolay olmayabilir. Ancak eğitimci, tebdil-i mekân yapsa da kendi işine atfettiği bir değer vardır. Bu yüzden de engellerle, arızalarla, sorunlarla dolu bir hayatın onu beklediğini unutmamaktadır.
Eğitime ve eğitimciye kendi sinemamızdan bakmamız için münasip bir misal olan Öğretmen filmi, Anadolu’nun bir köşesinde öğretmenlik yapan ancak daha sonra İstanbul’a tayini çıkan Hüsnü karakterinden (Kemal Sunal), onun ailesinden ve yaşadıklarından bahseder.
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz. Sanki o camların her birinden sakince bakıp, sarıyla, kırmızıyla, yeşille, siyahla ve morla kuşatılıyorsunuz.
Edebiyatın onarıcı ve özelde şiirin diriltici nefesinin yaşadığımız ağır insanlık tablosu önünde nasıl bir karşılığa ve etkiye sahip olacağının düşünülmesi gerekiyor evvela. Şiire bu anlamda kişiye bilinç aşılama ve karşı koyma azmi yükleyen güçlü bir telkin olarak bakılabilir. Seslerle ve kelimelerle kuşanarak yaşamın kötücül güçlerine ve eğilimine yönelik iyileştirici, yaşatıcı bir pozisyon alma şeklinde de okunabilir bu.
“Bir edebiyat eserini iyi, kötü ya da vasat yapan nedir? Yüzyıllar boyunca bu soruya pek çok farklı cevaplar verildi. Kavrayış derinliği, hayata yakınlık, biçimsel uyum, evrensellik, ahlaki duruş, kelime bazlı yaratıcılık, hayal gücü genişliği: Bunların hepsi belli zamanlarda edebi büyüklüğün nişanı sayıldı. Hatta işin içine ulusun boyun eğmez ruhuna ses verebilme, çelik işçilerini destansı kahramanlar gibi göstererek çelik üretimi hızlandırabilme gibi bir iki şaibeli ölçüt de karışmadı değil.”
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Ataleti Yenmenin Anahtarı: Kalk ve Diren (1988)
Bütün iyi filmler, romanlar ve oyunlar komedi ve trajedinin her tonuyla, seyirciye etkin bir anlamla güçlendirilmiş yeni bir yaşam modeli sunduğu zaman eğlendirir. Seyircinin sadece kendi sorunlarını kapıda bırakmak ve gerçeklikten kaçmak istediği yönündeki anlayışın arkasına saklanmak, sanatçının kendi sorumluluğundan korkakça kaçmak demektir Robert Mckee’ye göre. Mckee, hikâyenin gerçeklikten bir kaçış olmadığını; bilakis gerçekliğin bizim arayışımızda bize yardım eden bir aygıt, varoluşun keşmekeşinden anlam çıkarmaya yönelik en yetkin çabamız olduğunu söyler.
Gerçek bir hikâye dinlemek güzeldir. Şayet bu hikâye, Mckee’nin dediği gibi bir kaçıştan ziyade varoluşa, gerçeği anlamaya, yaşadıklarımızı sorgulamaya iten, bunu yaparken de eğitime ve eğitimciye dair önemli mesajlar aktardığında çok kıymetli bir hâl alır. Böylece bir şiirin, hikâyenin, resmin, oyunun ve filmin aktaracaklarına daha fazla kulak kesebilir insan. Güzel bir hikâye ve onun vaat ettiği mesajları anlamak için yolculuğa çıkmak ve öğrenme sürecini yeniden yaşamak demektir belki de. İnsanın bir şeyi öğrenebilmesi kifayetsiz kalabilir, o şeyi hissedip içselleştirdiğinde Kalk ve Diren (Stand and Deliver) filmindeki matematik öğretmeninin dünyasına vâkıf olmaya başlar.
Matematik öğretmeni Jamie Escalante gibi pek çok eğitimcinin yeni bir mektebe, mekâna alışması kolay olmayabilir. Ancak eğitimci, tebdil-i mekân yapsa da kendi işine atfettiği bir değer vardır. Bu yüzden de engellerle, arızalarla, sorunlarla dolu bir hayatın onu beklediğini unutmamaktadır.
Bu yazının devamı 215. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
215. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
1980’li Yıllarda Türkiye’de Öğretmen (1988) Olmak
Eğitime ve eğitimciye kendi sinemamızdan bakmamız için münasip bir misal olan Öğretmen filmi, Anadolu’nun bir köşesinde öğretmenlik yapan ancak daha sonra İstanbul’a tayini çıkan Hüsnü karakterinden (Kemal Sunal), onun ailesinden ve yaşadıklarından bahseder.
Zaman Yok Artık: Duvar Saatinin On Üçüncü Gongu
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz. Sanki o camların her birinden sakince bakıp, sarıyla, kırmızıyla, yeşille, siyahla ve morla kuşatılıyorsunuz.
Ahmet Örs’ten “Halkada Duranlara”: Poetik Bir Yoklama
Edebiyatın onarıcı ve özelde şiirin diriltici nefesinin yaşadığımız ağır insanlık tablosu önünde nasıl bir karşılığa ve etkiye sahip olacağının düşünülmesi gerekiyor evvela. Şiire bu anlamda kişiye bilinç aşılama ve karşı koyma azmi yükleyen güçlü bir telkin olarak bakılabilir. Seslerle ve kelimelerle kuşanarak yaşamın kötücül güçlerine ve eğilimine yönelik iyileştirici, yaşatıcı bir pozisyon alma şeklinde de okunabilir bu.
Edebiyat Nasıl Okunur?
“Bir edebiyat eserini iyi, kötü ya da vasat yapan nedir? Yüzyıllar boyunca bu soruya pek çok farklı cevaplar verildi. Kavrayış derinliği, hayata yakınlık, biçimsel uyum, evrensellik, ahlaki duruş, kelime bazlı yaratıcılık, hayal gücü genişliği: Bunların hepsi belli zamanlarda edebi büyüklüğün nişanı sayıldı. Hatta işin içine ulusun boyun eğmez ruhuna ses verebilme, çelik işçilerini destansı kahramanlar gibi göstererek çelik üretimi hızlandırabilme gibi bir iki şaibeli ölçüt de karışmadı değil.”
Yoldan Öyküler
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Alışverişe devam et