Bütün iyi filmler, romanlar ve oyunlar komedi ve trajedinin her tonuyla, seyirciye etkin bir anlamla güçlendirilmiş yeni bir yaşam modeli sunduğu zaman eğlendirir. Seyircinin sadece kendi sorunlarını kapıda bırakmak ve gerçeklikten kaçmak istediği yönündeki anlayışın arkasına saklanmak, sanatçının kendi sorumluluğundan korkakça kaçmak demektir Robert Mckee’ye göre. Mckee, hikâyenin gerçeklikten bir kaçış olmadığını; bilakis gerçekliğin bizim arayışımızda bize yardım eden bir aygıt, varoluşun keşmekeşinden anlam çıkarmaya yönelik en yetkin çabamız olduğunu söyler.
Gerçek bir hikâye dinlemek güzeldir. Şayet bu hikâye, Mckee’nin dediği gibi bir kaçıştan ziyade varoluşa, gerçeği anlamaya, yaşadıklarımızı sorgulamaya iten, bunu yaparken de eğitime ve eğitimciye dair önemli mesajlar aktardığında çok kıymetli bir hâl alır. Böylece bir şiirin, hikâyenin, resmin, oyunun ve filmin aktaracaklarına daha fazla kulak kesebilir insan. Güzel bir hikâye ve onun vaat ettiği mesajları anlamak için yolculuğa çıkmak ve öğrenme sürecini yeniden yaşamak demektir belki de. İnsanın bir şeyi öğrenebilmesi kifayetsiz kalabilir, o şeyi hissedip içselleştirdiğinde Kalk ve Diren (Stand and Deliver) filmindeki matematik öğretmeninin dünyasına vâkıf olmaya başlar.
Matematik öğretmeni Jamie Escalante gibi pek çok eğitimcinin yeni bir mektebe, mekâna alışması kolay olmayabilir. Ancak eğitimci, tebdil-i mekân yapsa da kendi işine atfettiği bir değer vardır. Bu yüzden de engellerle, arızalarla, sorunlarla dolu bir hayatın onu beklediğini unutmamaktadır.
Kiraz meyvesidir tüm çocuklar şiirlerde
Salınır.
Babası, sert gövdeli, iri ve gölgeli bir kiraz ağacı…
Sert gövdeli dediysem
Üzerinde karıncalar bile güvenlidir.
Anne sofranın gül motifi…
Aynada taralı saç,
Kurdele…
Tevfikbey Mahallesi’nin ara sokaklarında yeni aldığı Chelsea botunun kaldırımı döven sesiyle yürüyordu. Otobüsten iner inmez akşam ezanı kulaklarına dolmuştu. Etrafı şöyle bir kolaçan etti, Sefaköy’ün boğuk, tıkış tıkış binaları arasında tek bir minare yükselmiyordu. Geçen arabaların yanıp sönen farları ve sıra sıra dükkânların spot lambaları, caddeyi ışıl ışıl parlatıyordu.
Masalın yalanı mı olurmuş.
O yalan bu yalan,
Fili yuttu bir yılan…
Bu da mı yalan?
Derken; sabahleyin erken,
Keçiler koyunları tıraş ederken,
Tahta kurusu saz çalar,
Sıçan cirit atar iken,
Çıkmış bir kocakarı ortaya…
En sonunda açmış ağzını
Yummuş gözünü.
Bir laf etmiş,
Bir laf etmiş…
Bakalım ne laflar etmiş…
Herkesin kendine yeteceği, kendini hep öncelemesi gerektiği; kendi çıkarlarını herkesin çıkarının üstünde tutması gerektiği, bir düşünce dünyası inşa ediliyor. Öyle ki hayatın merkezine sadece kendi benliğini koyup onun için gerekeni gözünü kırpmadan yapabiliyor.
Herkes gibi olamazdı o. Her şeyi en iyi, en güzel bir şekilde yapmalıydı. Ağır bir yükü vardı onun ve bu yükün altından kalkmak kolay değildi.
Allah’a adanmıştı o. Ailesi, adaklarının Allah tarafından korunup “bir bitki gibi” yetiştirileceğine gönülden inanıyordu. Onda gördükleri isteklilik ve gayret, onları son derece sevindiriyordu. Zorla güzellik olmazdı çünkü.
Ataleti Yenmenin Anahtarı: Kalk ve Diren (1988)
Bütün iyi filmler, romanlar ve oyunlar komedi ve trajedinin her tonuyla, seyirciye etkin bir anlamla güçlendirilmiş yeni bir yaşam modeli sunduğu zaman eğlendirir. Seyircinin sadece kendi sorunlarını kapıda bırakmak ve gerçeklikten kaçmak istediği yönündeki anlayışın arkasına saklanmak, sanatçının kendi sorumluluğundan korkakça kaçmak demektir Robert Mckee’ye göre. Mckee, hikâyenin gerçeklikten bir kaçış olmadığını; bilakis gerçekliğin bizim arayışımızda bize yardım eden bir aygıt, varoluşun keşmekeşinden anlam çıkarmaya yönelik en yetkin çabamız olduğunu söyler.
Gerçek bir hikâye dinlemek güzeldir. Şayet bu hikâye, Mckee’nin dediği gibi bir kaçıştan ziyade varoluşa, gerçeği anlamaya, yaşadıklarımızı sorgulamaya iten, bunu yaparken de eğitime ve eğitimciye dair önemli mesajlar aktardığında çok kıymetli bir hâl alır. Böylece bir şiirin, hikâyenin, resmin, oyunun ve filmin aktaracaklarına daha fazla kulak kesebilir insan. Güzel bir hikâye ve onun vaat ettiği mesajları anlamak için yolculuğa çıkmak ve öğrenme sürecini yeniden yaşamak demektir belki de. İnsanın bir şeyi öğrenebilmesi kifayetsiz kalabilir, o şeyi hissedip içselleştirdiğinde Kalk ve Diren (Stand and Deliver) filmindeki matematik öğretmeninin dünyasına vâkıf olmaya başlar.
Matematik öğretmeni Jamie Escalante gibi pek çok eğitimcinin yeni bir mektebe, mekâna alışması kolay olmayabilir. Ancak eğitimci, tebdil-i mekân yapsa da kendi işine atfettiği bir değer vardır. Bu yüzden de engellerle, arızalarla, sorunlarla dolu bir hayatın onu beklediğini unutmamaktadır.
Bu yazının devamı 215. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
215. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Düş
Kiraz meyvesidir tüm çocuklar şiirlerde
Salınır.
Babası, sert gövdeli, iri ve gölgeli bir kiraz ağacı…
Sert gövdeli dediysem
Üzerinde karıncalar bile güvenlidir.
Anne sofranın gül motifi…
Aynada taralı saç,
Kurdele…
Anne, ekmeği avuçlayan
Bilek.
Yapraklı pazende biten…
Kaymak
Tevfikbey Mahallesi’nin ara sokaklarında yeni aldığı Chelsea botunun kaldırımı döven sesiyle yürüyordu. Otobüsten iner inmez akşam ezanı kulaklarına dolmuştu. Etrafı şöyle bir kolaçan etti, Sefaköy’ün boğuk, tıkış tıkış binaları arasında tek bir minare yükselmiyordu. Geçen arabaların yanıp sönen farları ve sıra sıra dükkânların spot lambaları, caddeyi ışıl ışıl parlatıyordu.
Kötülük Eden Kötülük Bulur
Masalın yalanı mı olurmuş.
O yalan bu yalan,
Fili yuttu bir yılan…
Bu da mı yalan?
Derken; sabahleyin erken,
Keçiler koyunları tıraş ederken,
Tahta kurusu saz çalar,
Sıçan cirit atar iken,
Çıkmış bir kocakarı ortaya…
En sonunda açmış ağzını
Yummuş gözünü.
Bir laf etmiş,
Bir laf etmiş…
Bakalım ne laflar etmiş…
Ne Kadar İhtimam Gösteriyoruz?
Herkesin kendine yeteceği, kendini hep öncelemesi gerektiği; kendi çıkarlarını herkesin çıkarının üstünde tutması gerektiği, bir düşünce dünyası inşa ediliyor. Öyle ki hayatın merkezine sadece kendi benliğini koyup onun için gerekeni gözünü kırpmadan yapabiliyor.
Bir Bitki Gibi
Herkes gibi olamazdı o. Her şeyi en iyi, en güzel bir şekilde yapmalıydı. Ağır bir yükü vardı onun ve bu yükün altından kalkmak kolay değildi.
Allah’a adanmıştı o. Ailesi, adaklarının Allah tarafından korunup “bir bitki gibi” yetiştirileceğine gönülden inanıyordu. Onda gördükleri isteklilik ve gayret, onları son derece sevindiriyordu. Zorla güzellik olmazdı çünkü.
Alışverişe devam et