Kendine bakmadan, başkalarını eleştirerek kendinden kaçma
Başkalarının ne yaptığını umursamadan, yalnızca kendini yargılayarak sorumluluktan kaçma
Yine uzun uzun yollar yürüdükten sonra seyyahın yolu bir kasabaya varmış. Bu kasaba; ormanın içinde, ince toprak yolları olan, evleri birbirine mesafeli, güzel, ferah bir yermiş. Kış artık kendini iyice hissettirdiğinden, seyyah hemen kendine kalacak yer bulma kaygısına düşmüş. Şöyle bir çevresine bakınmış ama gördüğü ilk evle diğer ev arasında bayağı uzaklık olduğundan, ilk evin kapısını tıklamak zorunda kalmış. Bahçesindeki yemyeşil çamlarıyla mini bir ormanın içinde olduğunu düşündüren bu evin kapısını yaşlı bir bey açmış. Beyaz sakalları, maviye çalan gözleriyle ‘ihtiyar’ dedin mi ilk gözünde canlanacak çehreye sahipmiş.
Geçimsizlik… İlk bakışta akla olumsuz şeyler getiren bu kelime, saklı kalmış bir mücevherdir aslında. Ama bu mücevherin de tıpkı diğer mücevherat gibi ağırlık ve değer bakımından ucuzu vardır, pahalısı vardır. Buna rağmen bizim aklımıza ucuz olanı gelir çoğu zaman. Tıpkı yalnızlık gibi… Yalnızlık da tıpkı geçimsizlik gibi iki türlüdür ve akla hep ucuz olanı gelir. Bu iki yalnızlıktan birinde yalnız kalmak kişinin kendi seçimi değildir, kişi bunu istemese de yalnız kalmıştır. Buna “yalnız kalmak” denir ve cebrî bir tarafı vardır.
Tüm bu çalışmalarla birlikte bizim bu yazı dizisinden muradımız, 11 Eylül’ü dünya sinemaları ölçeğinde ele alıp ülke sinemaları ve yönetmen sinemalarında bu konuyu irdeleyen yapımların neler olduğunu ortaya koymaktır. Bunu ortaya koyarken de yönetmenlerin bakış açılarında ve yaklaşımlarındaki farklılık veya benzerliklerini analiz etmeyi amaç edindik
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez. Bu cihetle iki kavram arasında doğrudan bir ilinti kurmaktan önce temel teşkil edici yapıya işaret edilmesi gerekir.
Kehanet nedir, gerçekten nerede ayrılır, bugünle gelecek arasındaki muhayyel gerilim nasıl dindirilir? Bilimkurgucular kadrosuz bilim insanları mıdır? Fantastik edebiyat menkıbeler mi anlatır? Bilim, sözünü nasıl dinletir? Olmayan şey ciddiye alınır mı? İnsan, içinde olduğu atmosferin ne kadar farkındadır? Bizi birleştiren bayraklar, törenler mi yoksa birlikte yapıp anlattığımız öyküler midir?
Seyyah II
Masalda üzerinde durulan problemler:
Yine uzun uzun yollar yürüdükten sonra seyyahın yolu bir kasabaya varmış. Bu kasaba; ormanın içinde, ince toprak yolları olan, evleri birbirine mesafeli, güzel, ferah bir yermiş. Kış artık kendini iyice hissettirdiğinden, seyyah hemen kendine kalacak yer bulma kaygısına düşmüş. Şöyle bir çevresine bakınmış ama gördüğü ilk evle diğer ev arasında bayağı uzaklık olduğundan, ilk evin kapısını tıklamak zorunda kalmış. Bahçesindeki yemyeşil çamlarıyla mini bir ormanın içinde olduğunu düşündüren bu evin kapısını yaşlı bir bey açmış. Beyaz sakalları, maviye çalan gözleriyle ‘ihtiyar’ dedin mi ilk gözünde canlanacak çehreye sahipmiş.
“Buyur evladım, tanıyamadım!” demiş yaşlı adam.
Bu yazının devamı 202. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
202. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Geçimsiz Çöl Sessizliği
Geçimsizlik… İlk bakışta akla olumsuz şeyler getiren bu kelime, saklı kalmış bir mücevherdir aslında. Ama bu mücevherin de tıpkı diğer mücevherat gibi ağırlık ve değer bakımından ucuzu vardır, pahalısı vardır. Buna rağmen bizim aklımıza ucuz olanı gelir çoğu zaman. Tıpkı yalnızlık gibi… Yalnızlık da tıpkı geçimsizlik gibi iki türlüdür ve akla hep ucuz olanı gelir. Bu iki yalnızlıktan birinde yalnız kalmak kişinin kendi seçimi değildir, kişi bunu istemese de yalnız kalmıştır. Buna “yalnız kalmak” denir ve cebrî bir tarafı vardır.
Diasporada Zoraki Radikal Olmak: Mira Nair Sinemasına Giriş
Tüm bu çalışmalarla birlikte bizim bu yazı dizisinden muradımız, 11 Eylül’ü dünya sinemaları ölçeğinde ele alıp ülke sinemaları ve yönetmen sinemalarında bu konuyu irdeleyen yapımların neler olduğunu ortaya koymaktır. Bunu ortaya koyarken de yönetmenlerin bakış açılarında ve yaklaşımlarındaki farklılık veya benzerliklerini analiz etmeyi amaç edindik
Çocuklarımız Bizim mi?
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.
Ahmet Örs’ün Öykülerinde “Edebiyatın Asıl Damarı” / Hak ve Adalet Arayışı
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez. Bu cihetle iki kavram arasında doğrudan bir ilinti kurmaktan önce temel teşkil edici yapıya işaret edilmesi gerekir.
Sözümü Özümü Tartın Öyle Yargılayın Beni
Kehanet nedir, gerçekten nerede ayrılır, bugünle gelecek arasındaki muhayyel gerilim nasıl dindirilir? Bilimkurgucular kadrosuz bilim insanları mıdır? Fantastik edebiyat menkıbeler mi anlatır? Bilim, sözünü nasıl dinletir? Olmayan şey ciddiye alınır mı? İnsan, içinde olduğu atmosferin ne kadar farkındadır? Bizi birleştiren bayraklar, törenler mi yoksa birlikte yapıp anlattığımız öyküler midir?
Alışverişe devam et