Hayat nedir ve ne zaman başlar? Günü güne eklemeyi hayattan saymalı mıyız mesela? Bir modern dünya insanı olarak devletin, ailenin, okulun önümüze koyduğu hedefleri tek tek gerçekleştirmek için koşturup dururken, hayatı yaşadığımdan emin değildim. Tam bir tarifi olmasa da hep bir şeyleri ıskalamışlık hissi yakamdan tutup sıkıştırıyordu beni. Hayat, yaşamaktan ziyade cevabını aradığım bir soruydu içimde. Üniversiteyi henüz kazanmıştım, yaşım 17’ydi. Beni onca zaman okutan hocalarıma hem teşekkür hem de veda etmek için mezun olduğum liseye gitmiştim. Okul müdürüm gözlerimin içine bakarak büyük bir ciddiyetle,’’ şimdiye kadar yaşadığını geç, asıl hayat şimdi başlıyor.’’ demişti. Uzun zaman sınava hazırlanmış yorgun gençler için iyi bir temenni olarak düşündüm bu cümleyi. Sonra gurbette bir serçe misali tek başına kalınca, hayat bu mu acaba dedim kendi kendime. Kış akşamlarının o ürpertici karanlığında, evde seni bekleyen bir babanın verdiği güvenden yoksun, anne yemeği sıcağından nasipsiz öğrenci evine dönerken, hayatın ne zaman başlayacağını, nereden başlayacağını hep merak ettim durdum. Günler; hayatla karşılaştım mı, karşılaşmadım mı hiç bilemeden gelip geçerken, mezun olup atanmıştım. O mistik cümle yine gelip beni bulmuştu işte: ‘’ Emir altında çalış bakalım, gör dünya kaç bucakmış. Hayat senin için daha yeni başlıyor şekerim…’’ Diyorlardı. Doğru söylüyorlardı, açıkçası bu bahsi geçen hayat, ağırıma gitmişti bir zamanlar. Şu henüz keşfedemediğim hayat yolculuğunda birlikte yürümek için bir el elimi tuttuğunda, annem o meşhur sözü söyledi, ‘’ şimdiye kadar yaşadığın, gördüğün ne ki kızım, hele bir ele karış hayat neymiş görürsün işte.’’ Annem de haklıydı, hayatla ilk defa burun buruna gelmiştim.
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
Ali Haydar Haksal’ın Aynamın Sonsuzluğundaki Sen adlı öyküsü, yazarın Aradan Geçen Uzun Yıllar kitabında yer alır. Öykü, kahraman anlatıcının kendine dönük içsel çözümlemelerde bulunduğu bir değişim durumunu konu edinir. Bu değişim durumu anlatıcının kendisi, etrafındakiler ve eşyalarla olan ilişkileri ile gelişim gösterir. Anlatıcı etrafında ilerleyen öykü, odak noktasında olan anlatıcının değişimi için de oldukça elverişli …
Düşünüyoruz… Bir dergi olsa diyoruz; bütün aileyi kapsayacak, her yaş grubu çocuğa hitap edebilecek, anne babaların da sahiplenebileceği, okuyup okutabilecekleri, eğitici, öğretici, eğlendirici.
Biz mi çıkarsak diyoruz sonra. Ama nasıl? Gücümüz yeter mi? Öncelikle en azından beş sayıyı hazırlamalıyız ki devamının gelip gelmeyeceğini görelim. Deniyoruz ve olabileceğini görüyoruz. Adını da “Adak Çocuk” koyuyoruz dergimizin, hak yola adanmış nesillere bir dua niyetine.
Her ay içerik hazırlama, bilgisayarda temize geçirme, ressama verme, metin ve resimlerin uyumu için kontrol ve düzeltme, renk ayırımına götürme, matbaaya gönderme, heyecanla dergilerin baskıdan gelmesini bekleme, dergiler evin kapısına geldiğinde “acaba bir hata var mı” endişesiyle daha kapıdan içeri almadan göz gezdirme…
“Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır. Veya açlık gününde muhtaçları doyurmaktır. Mesela yakın olan bir yetimi, ya da evsiz, barksız, yurtsuz, yuvasız bir düşkünü… Daha sonra iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmektir”. Beled/12-17 Bir nefes, bir nefes daha diyorum… Bir nefes daha istiyorum Allah’ım! Şu uçlarını …
Dikkat! Hayat Çıkabilir.
‘’bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
yıkılmak elinde mi?’’
Hayat nedir ve ne zaman başlar? Günü güne eklemeyi hayattan saymalı mıyız mesela? Bir modern dünya insanı olarak devletin, ailenin, okulun önümüze koyduğu hedefleri tek tek gerçekleştirmek için koşturup dururken, hayatı yaşadığımdan emin değildim. Tam bir tarifi olmasa da hep bir şeyleri ıskalamışlık hissi yakamdan tutup sıkıştırıyordu beni. Hayat, yaşamaktan ziyade cevabını aradığım bir soruydu içimde. Üniversiteyi henüz kazanmıştım, yaşım 17’ydi. Beni onca zaman okutan hocalarıma hem teşekkür hem de veda etmek için mezun olduğum liseye gitmiştim. Okul müdürüm gözlerimin içine bakarak büyük bir ciddiyetle,’’ şimdiye kadar yaşadığını geç, asıl hayat şimdi başlıyor.’’ demişti. Uzun zaman sınava hazırlanmış yorgun gençler için iyi bir temenni olarak düşündüm bu cümleyi. Sonra gurbette bir serçe misali tek başına kalınca, hayat bu mu acaba dedim kendi kendime. Kış akşamlarının o ürpertici karanlığında, evde seni bekleyen bir babanın verdiği güvenden yoksun, anne yemeği sıcağından nasipsiz öğrenci evine dönerken, hayatın ne zaman başlayacağını, nereden başlayacağını hep merak ettim durdum. Günler; hayatla karşılaştım mı, karşılaşmadım mı hiç bilemeden gelip geçerken, mezun olup atanmıştım. O mistik cümle yine gelip beni bulmuştu işte: ‘’ Emir altında çalış bakalım, gör dünya kaç bucakmış. Hayat senin için daha yeni başlıyor şekerim…’’ Diyorlardı. Doğru söylüyorlardı, açıkçası bu bahsi geçen hayat, ağırıma gitmişti bir zamanlar. Şu henüz keşfedemediğim hayat yolculuğunda birlikte yürümek için bir el elimi tuttuğunda, annem o meşhur sözü söyledi, ‘’ şimdiye kadar yaşadığın, gördüğün ne ki kızım, hele bir ele karış hayat neymiş görürsün işte.’’ Annem de haklıydı, hayatla ilk defa burun buruna gelmiştim.
Bu yazının devamı 219. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
219. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Göz, Şiir ve Yedi
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
Ali Haydar Haksal’ın Aynamın Sonsuzluğundaki Sen Öyküsü Üzerine
Ali Haydar Haksal’ın Aynamın Sonsuzluğundaki Sen adlı öyküsü, yazarın Aradan Geçen Uzun Yıllar kitabında yer alır. Öykü, kahraman anlatıcının kendine dönük içsel çözümlemelerde bulunduğu bir değişim durumunu konu edinir. Bu değişim durumu anlatıcının kendisi, etrafındakiler ve eşyalarla olan ilişkileri ile gelişim gösterir. Anlatıcı etrafında ilerleyen öykü, odak noktasında olan anlatıcının değişimi için de oldukça elverişli …
Bir “Çocuk ve Aile Dergisi” Çıkarma Serüveni
Düşünüyoruz… Bir dergi olsa diyoruz; bütün aileyi kapsayacak, her yaş grubu çocuğa hitap edebilecek, anne babaların da sahiplenebileceği, okuyup okutabilecekleri, eğitici, öğretici, eğlendirici.
Biz mi çıkarsak diyoruz sonra. Ama nasıl? Gücümüz yeter mi? Öncelikle en azından beş sayıyı hazırlamalıyız ki devamının gelip gelmeyeceğini görelim. Deniyoruz ve olabileceğini görüyoruz. Adını da “Adak Çocuk” koyuyoruz dergimizin, hak yola adanmış nesillere bir dua niyetine.
Her ay içerik hazırlama, bilgisayarda temize geçirme, ressama verme, metin ve resimlerin uyumu için kontrol ve düzeltme, renk ayırımına götürme, matbaaya gönderme, heyecanla dergilerin baskıdan gelmesini bekleme, dergiler evin kapısına geldiğinde “acaba bir hata var mı” endişesiyle daha kapıdan içeri almadan göz gezdirme…
Küçürek Öyküler
Tekasür
– Bu kabristan çok büyümüş.
– Say say bitmiyor, sorma…
Sarp Yokuşu Aşabilmek
“Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır. Veya açlık gününde muhtaçları doyurmaktır. Mesela yakın olan bir yetimi, ya da evsiz, barksız, yurtsuz, yuvasız bir düşkünü… Daha sonra iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmektir”. Beled/12-17 Bir nefes, bir nefes daha diyorum… Bir nefes daha istiyorum Allah’ım! Şu uçlarını …
Alışverişe devam et