Ekonomik kaygılı çağ, diye bir tabir var. Bu çağı haliyle Kapitalizm olarak tasvir etmemiz gerekiyor. Kapitalizm nedir, kapitalizmi nasıl anlamalıyız, günümüze kapitalizmin yansımaları nelerdir, diye baktığımız zaman haliyle biraz iktisat merkezli konuşup iktisat merkezli yola devam etmemiz gerekiyor. Ekonomik kaygılı insana baktığımız zaman kapitalizmi ve bu iktisadın merkeze oturduğu toplumsal ilişkileri nasıl anlayabiliriz, dediğimiz zaman da haliyle biraz Batı düşüncesiyle temas etmemiz gerekiyor. Ayrıca Batı düşüncesinin belli simalarıyla, Batı düşüncesine yön veren belli isimlerle iyi kötü biraz temasa geçmemiz gerekiyor. Tabii ekonomik kaygılı insan dediğimiz zaman sanki Marksist bir terminoloji çağrıştırıyormuş gibi bir durum ortaya çıkıyor. Çünkü Marx’ın meşhur sözünü hatırlayalım: İnsanın içinde bulunduğu maddi üretim koşulları insan zihnini belirler. Bu daha sonra literatüre şöyle geçiyor: İktisat altyapıdır; siyaset, kültür vs ise üst yapıdır. Altyapı üst yapıyı belirler. Başka bir deyişle ekonomi diğer tüm toplumsal ilişkileri belirler. Marx’ın bu ifadesini Rus Georgy Valentinovich Plekhanov alt yapı-üst yapı düzlemine çekiyor. Bundan sonra buna yönelik şöyle bir eleştiri geliyor: Marx ve Marx çizgisini devam ettiren düşünürler fazla mı ekonomizm yapıyor yani ekonomiyi hayatın merkezine mi koyuyorlar, diğer sosyal ilişkiler, insan ilişkileri her şey bununla mı belirleniyor? Yani bu ekonomizm değil mi? Acaba dini- kültürel ilişkileri, başka insan ilişkileri bağlamını unutuyor muyuz? İnsan dediğimiz bu varlık sadece iktisadi ilişkilerden mi müteşekkildir? Günümüz ifadesiyle söylersek insan, kişisel çıkarını maksimize etmeye çalışan bir varlık türü müdür yoksa bu insan dediğimiz varlık aynı zamanda fedakâr mıdır, altruist midir, diğergam mıdır?
Bu yazının devamı
215. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Alışkanlıklar insanın hayatını idame ettirebilmesi için gereklidir. Bir babanın her gün işe gitmesi, bir annenin çocuklarıyla ilgilenebilmesi, bir öğrencinin derslerini zamanında yapabilmesi gibi alışkanlıklar son derece faydalıdır. Bu tür alışkanlıklarını terk eden bir baba, anne ya da öğrenci ise sıkıntı yaşayacaktır. Fakat iş, düşünce eylemine gelince durum biraz değişmektedir. Hep aynı tarz düşünen, herhangi bir konuda düşüncelerini değiştirmemekte ısrar eden bir kişi için bu alışkanlık zararlıdır. Fakat insanların çoğu fikri anlamda şüphe içinde bir hayat yaşamaktansa içinde şüpheye yer olmayan rahat bir hayatı tercih ederler.
Bugün ise Oblomov başka bir kılıkta karşımıza çıkar: “Yatağından çıkmayan Oblomov” gitmiş, yerine “ajandasından çıkamayan Oblomov” gelmiştir. Bu yeni figür, sürekli meşgul, yorgun ve tükenmiş olmasına rağmen anlam, sorumluluk
Fıtrat ve ahlâk kelimeleri: yaratılış, yapı, karakter, huy, mizaç gibi ortak anlamlar içerir. Bu nedenledir ki fıtrat ve ahlâk arasında doğal bir ilişki vardır. Her ne kadar –ahlâk- dediğimiz zaman kelimenin yaptığı çağrışım zihnimizde olumlu bir iz bıraksa da, ahlâk sadece iyi huyları ve davranışları kapsamaz.
Müzik, sesin bestelenip icra edilen ve böylelikle üretilip tüketilen bir kültür öğesinden ziyade, üzerinde felsefi düşüncelerin kabuk bağladığı, aynı zamanda kültürel, sosyolojik, psikolojik, siyasal ve ekonomik bağlamları olan bir fenomendir.
Hayatın Merkezine Oturan Kaygı: Ekonomik Kaygılı İnsan Çağı
Ekonomik kaygılı çağ, diye bir tabir var. Bu çağı haliyle Kapitalizm olarak tasvir etmemiz gerekiyor. Kapitalizm nedir, kapitalizmi nasıl anlamalıyız, günümüze kapitalizmin yansımaları nelerdir, diye baktığımız zaman haliyle biraz iktisat merkezli konuşup iktisat merkezli yola devam etmemiz gerekiyor. Ekonomik kaygılı insana baktığımız zaman kapitalizmi ve bu iktisadın merkeze oturduğu toplumsal ilişkileri nasıl anlayabiliriz, dediğimiz zaman da haliyle biraz Batı düşüncesiyle temas etmemiz gerekiyor. Ayrıca Batı düşüncesinin belli simalarıyla, Batı düşüncesine yön veren belli isimlerle iyi kötü biraz temasa geçmemiz gerekiyor. Tabii ekonomik kaygılı insan dediğimiz zaman sanki Marksist bir terminoloji çağrıştırıyormuş gibi bir durum ortaya çıkıyor. Çünkü Marx’ın meşhur sözünü hatırlayalım: İnsanın içinde bulunduğu maddi üretim koşulları insan zihnini belirler. Bu daha sonra literatüre şöyle geçiyor: İktisat altyapıdır; siyaset, kültür vs ise üst yapıdır. Altyapı üst yapıyı belirler. Başka bir deyişle ekonomi diğer tüm toplumsal ilişkileri belirler. Marx’ın bu ifadesini Rus Georgy Valentinovich Plekhanov alt yapı-üst yapı düzlemine çekiyor. Bundan sonra buna yönelik şöyle bir eleştiri geliyor: Marx ve Marx çizgisini devam ettiren düşünürler fazla mı ekonomizm yapıyor yani ekonomiyi hayatın merkezine mi koyuyorlar, diğer sosyal ilişkiler, insan ilişkileri her şey bununla mı belirleniyor? Yani bu ekonomizm değil mi? Acaba dini- kültürel ilişkileri, başka insan ilişkileri bağlamını unutuyor muyuz? İnsan dediğimiz bu varlık sadece iktisadi ilişkilerden mi müteşekkildir? Günümüz ifadesiyle söylersek insan, kişisel çıkarını maksimize etmeye çalışan bir varlık türü müdür yoksa bu insan dediğimiz varlık aynı zamanda fedakâr mıdır, altruist midir, diğergam mıdır?
Bu yazının devamı 215. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Düşünmeyi Erdeme Kavuşturmak Üzerine Bazı Uslamlamalar
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Eleştirel Düşünebilmek ve Eleştiri Geleneğimiz
Alışkanlıklar insanın hayatını idame ettirebilmesi için gereklidir. Bir babanın her gün işe gitmesi, bir annenin çocuklarıyla ilgilenebilmesi, bir öğrencinin derslerini zamanında yapabilmesi gibi alışkanlıklar son derece faydalıdır. Bu tür alışkanlıklarını terk eden bir baba, anne ya da öğrenci ise sıkıntı yaşayacaktır. Fakat iş, düşünce eylemine gelince durum biraz değişmektedir. Hep aynı tarz düşünen, herhangi bir konuda düşüncelerini değiştirmemekte ısrar eden bir kişi için bu alışkanlık zararlıdır. Fakat insanların çoğu fikri anlamda şüphe içinde bir hayat yaşamaktansa içinde şüpheye yer olmayan rahat bir hayatı tercih ederler.
Ajandadaki Oblomov: Koştururken Tükenen Modern Erkeğin Portresi
Bugün ise Oblomov başka bir kılıkta karşımıza çıkar: “Yatağından çıkmayan Oblomov” gitmiş, yerine “ajandasından çıkamayan Oblomov” gelmiştir. Bu yeni figür, sürekli meşgul, yorgun ve tükenmiş olmasına rağmen anlam, sorumluluk
Ahlâkımız Fıtrat Temelli Olmalıdır
Fıtrat ve ahlâk kelimeleri: yaratılış, yapı, karakter, huy, mizaç gibi ortak anlamlar içerir. Bu nedenledir ki fıtrat ve ahlâk arasında doğal bir ilişki vardır. Her ne kadar –ahlâk- dediğimiz zaman kelimenin yaptığı çağrışım zihnimizde olumlu bir iz bıraksa da, ahlâk sadece iyi huyları ve davranışları kapsamaz.
Müzik Üzerine Değiniler
Müzik, sesin bestelenip icra edilen ve böylelikle üretilip tüketilen bir kültür öğesinden ziyade, üzerinde felsefi düşüncelerin kabuk bağladığı, aynı zamanda kültürel, sosyolojik, psikolojik, siyasal ve ekonomik bağlamları olan bir fenomendir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.