İlk örneğini 1970’de kurulan Milli Nizam Partisi’nin marşı olan ama esas olarak 1986’da çıkarılan Mûte Destanı isimli bant tiyatrosundaki marşlarla gördüğümüz, bugün “protest dinî müzik” adını verdiğimiz eserler klasik dinî musikiden hem beste hem de güfte açısından oldukça farklıydı. Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatları, Allah’a yakarış, vahdet-i vücut gibi anlayışlar, Hz. Muhammed’e övgü ve sevgi, dünyanın faniliği, ölümün hak oluşu, tevbe gibi zühd ve takva konuları, hicri aylar, özellikle Ramazan ve Muharrem, kandil geceleri, bayramlar, tarikat tâcı giyme, zikretme gibi tasavvufi uygulamalar vs. ilahilerin ana temalarıydı.[1] Marş ve ezgilerde ise Hz. Muhammed’in önderliği, zulüm, cihat, şehadet, Allah aşkı, İslâm davası, kentin kötülenmesi, dağların yüceltilmesi, kardeşlik gibi temalar yer alır. Eserlerde sık sık eylem, kıyam, direniş, sabır, adalet, özgürlük gibi kavramlar; karanlık, güneş, ışık, bahar, kuş gibi metaforlar; umut, yalnızlık, hüzün gibi duygular geçer.[2]
Geleneksel dinî musikide Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Aziz Mahmut Hüdai gibi isimler görülürken yeni müzik Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Abdürrahim Karakoç, Erdem Bayazıt, Osman Sarı, Akif İnan, Ahmet Mercan, Süleyman Arif Emre gibi isimlerin şiirleri üzerine kurulacaktır. Bu şairlerin hepsi İslâmî düşünceyi şiirlerinin merkezine koymuş, mevcut ideolojilere, sosyal ve teknik gelişmelere ciddi eleştirileri olan kişilerdir. Bu açıdan protest dinî müziğin hem düşünsel hem de edebi açıdan İslamcı düşüncenin takipçisi olduğunu iddia etmek mümkündür.
Bu yazıda protest dinî müzikteki kıyam ve cihat temaları yakın dönem İslam düşüncesi ve edebiyatı çerçevesinde ele alınacaktır. Konu ettiğimiz marş ve ezgiler 1986-1999 yılları arasında çıkarılan albümlerde yer almıştır.
Tarih boyunca toplumların hikâyesi “Nasıl?” ve “Niçin?” soruları ekseninde ilerlemiştir. Değişik dönemlerde farklı isim ve iddialarla ortaya çıkan ideolojiler, hakîkatin inkârı için tahrif kuluçkası olmuştur. Mutlak hakîkat ile bağların kopması keyfîliği beslemiş ve bundan en fazla teolojik söylemler zarar görmüştür. İslâm açısından ise yara alan Müslüman kimlik olmuştur. Keyfîliğin kendisi anlamsızlık iken, aynı zamanda anlamsızlıktan beslenmekle de mâlûldür. Bu yönüyle keyfîlik, hevâ-hevesi ilâh edinmenin sebebidir. Yani keyfîlik, her durumda hakîkatten uzaklaştıran bir illettir. Tarih okumalarının bu eksende ilerlemesinin nasıl bir sonuç doğuracağı ise izahtan varestedir.
Onlar kendilerini, milyonlarca insanın akıllarına ve ruhlarına kılavuzluk edecek asiller olarak görüyorlardı. Onlara göre bu halk, sahibi olduğu köylülüğü ve kısır zekâsıyla dosdoğru şeylere îman edemezdi ve işte bu yüzden kitlelerin geleceğine âit ilmihâli de yine kendileri yazacaklardı. Ancak şunu bilmeliyiz ki, bu baronların hep yüksek seslerle konuşuyor olmaları, üstün zekâya yalnızca kendilerinin sahip olduklarını zannetmeleri ve tehlikeli maceralara girişmeleri, toplumu temsil sadedindeki aydınların ve entelektüel birikimlerin, ortaya ümit verecek değerler koyamıyor olmalarından beslenmekte idi.
Fıkhın, kendini güncelleme kabiliyeti sayesinde Müslüman toplumlarda ortaya çıkan birçok probleme asırlar boyunca etkin çözümler ürettiğini ifade etmek hakkaniyetli bir değerlendirme olur. Ancak özellikle son iki asra gelindiğinde bu durumun belirli ölçüde değişiklik arz ettiği gözlenmektedir. Tek bir nedene indirgenemeyecek kadar girift olan bu değişimin temelinde Müslüman toplumların Batı karşısında siyasi hâkimiyetlerini kaybetmesi yatmaktadır.
‘Allah Kur’an’ı niçin indirmiştir?’ diye sorana Kur’an cevap veriyor: “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (Hristiyanlara ve Yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik.” demeyesiniz diye yahut “Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk.” demeyesiniz diye (Kur’an’ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, …
Jeremy Bentham’ın ortaya attığı kavram bir hapishane inşası ya da toplum mimarisi iken, Foucault’da bu modern devletin ıslah ediciliğinde belirgin bir unsur olarak karşımıza çıkar. Modern devletleri, hükümran devletlerden ayıran en önemli unsur toplumun ıslah etme biçimleridir.
Protest Dinî Müzikte Kıyam ve Cihat Temaları
Giriş
İlk örneğini 1970’de kurulan Milli Nizam Partisi’nin marşı olan ama esas olarak 1986’da çıkarılan Mûte Destanı isimli bant tiyatrosundaki marşlarla gördüğümüz, bugün “protest dinî müzik” adını verdiğimiz eserler klasik dinî musikiden hem beste hem de güfte açısından oldukça farklıydı. Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatları, Allah’a yakarış, vahdet-i vücut gibi anlayışlar, Hz. Muhammed’e övgü ve sevgi, dünyanın faniliği, ölümün hak oluşu, tevbe gibi zühd ve takva konuları, hicri aylar, özellikle Ramazan ve Muharrem, kandil geceleri, bayramlar, tarikat tâcı giyme, zikretme gibi tasavvufi uygulamalar vs. ilahilerin ana temalarıydı.[1] Marş ve ezgilerde ise Hz. Muhammed’in önderliği, zulüm, cihat, şehadet, Allah aşkı, İslâm davası, kentin kötülenmesi, dağların yüceltilmesi, kardeşlik gibi temalar yer alır. Eserlerde sık sık eylem, kıyam, direniş, sabır, adalet, özgürlük gibi kavramlar; karanlık, güneş, ışık, bahar, kuş gibi metaforlar; umut, yalnızlık, hüzün gibi duygular geçer.[2]
Geleneksel dinî musikide Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Aziz Mahmut Hüdai gibi isimler görülürken yeni müzik Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Abdürrahim Karakoç, Erdem Bayazıt, Osman Sarı, Akif İnan, Ahmet Mercan, Süleyman Arif Emre gibi isimlerin şiirleri üzerine kurulacaktır. Bu şairlerin hepsi İslâmî düşünceyi şiirlerinin merkezine koymuş, mevcut ideolojilere, sosyal ve teknik gelişmelere ciddi eleştirileri olan kişilerdir. Bu açıdan protest dinî müziğin hem düşünsel hem de edebi açıdan İslamcı düşüncenin takipçisi olduğunu iddia etmek mümkündür.
Bu yazıda protest dinî müzikteki kıyam ve cihat temaları yakın dönem İslam düşüncesi ve edebiyatı çerçevesinde ele alınacaktır. Konu ettiğimiz marş ve ezgiler 1986-1999 yılları arasında çıkarılan albümlerde yer almıştır.
Bu yazının devamı 213. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
213. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri III / Medeniyetler Karşılaşması ve Müslümanlar
Tarih boyunca toplumların hikâyesi “Nasıl?” ve “Niçin?” soruları ekseninde ilerlemiştir. Değişik dönemlerde farklı isim ve iddialarla ortaya çıkan ideolojiler, hakîkatin inkârı için tahrif kuluçkası olmuştur. Mutlak hakîkat ile bağların kopması keyfîliği beslemiş ve bundan en fazla teolojik söylemler zarar görmüştür. İslâm açısından ise yara alan Müslüman kimlik olmuştur. Keyfîliğin kendisi anlamsızlık iken, aynı zamanda anlamsızlıktan beslenmekle de mâlûldür. Bu yönüyle keyfîlik, hevâ-hevesi ilâh edinmenin sebebidir. Yani keyfîlik, her durumda hakîkatten uzaklaştıran bir illettir. Tarih okumalarının bu eksende ilerlemesinin nasıl bir sonuç doğuracağı ise izahtan varestedir.
Sizler Yaptığınız Şeylersiniz Söylediğiniz Değil
Onlar kendilerini, milyonlarca insanın akıllarına ve ruhlarına kılavuzluk edecek asiller olarak görüyorlardı. Onlara göre bu halk, sahibi olduğu köylülüğü ve kısır zekâsıyla dosdoğru şeylere îman edemezdi ve işte bu yüzden kitlelerin geleceğine âit ilmihâli de yine kendileri yazacaklardı. Ancak şunu bilmeliyiz ki, bu baronların hep yüksek seslerle konuşuyor olmaları, üstün zekâya yalnızca kendilerinin sahip olduklarını zannetmeleri ve tehlikeli maceralara girişmeleri, toplumu temsil sadedindeki aydınların ve entelektüel birikimlerin, ortaya ümit verecek değerler koyamıyor olmalarından beslenmekte idi.
Nas Bağımlılığı ve Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı” Filmi
Fıkhın, kendini güncelleme kabiliyeti sayesinde Müslüman toplumlarda ortaya çıkan birçok probleme asırlar boyunca etkin çözümler ürettiğini ifade etmek hakkaniyetli bir değerlendirme olur. Ancak özellikle son iki asra gelindiğinde bu durumun belirli ölçüde değişiklik arz ettiği gözlenmektedir. Tek bir nedene indirgenemeyecek kadar girift olan bu değişimin temelinde Müslüman toplumların Batı karşısında siyasi hâkimiyetlerini kaybetmesi yatmaktadır.
Kur’an’ı Anlamak Farzdır
‘Allah Kur’an’ı niçin indirmiştir?’ diye sorana Kur’an cevap veriyor: “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (Hristiyanlara ve Yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik.” demeyesiniz diye yahut “Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk.” demeyesiniz diye (Kur’an’ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, …
Sömürgecilik, Apartheid, Panoptikon, İktidar ve Barbarları Beklerken
Jeremy Bentham’ın ortaya attığı kavram bir hapishane inşası ya da toplum mimarisi iken, Foucault’da bu modern devletin ıslah ediciliğinde belirgin bir unsur olarak karşımıza çıkar. Modern devletleri, hükümran devletlerden ayıran en önemli unsur toplumun ıslah etme biçimleridir.
Alışverişe devam et