Herkesin kabul edebileceği ortak davranış kuralları var mıdır? Yoksa kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen rölatif bir durum mu söz konusudur? İnsan, tüm zaman ve mekânlarda değişmeden kalan bir öze sahip midir? Eğer sahip ise insanın bu özü ahlâklı bir varlık olmasına elverişli midir? İnsan, davranışlarında tamamen özgür müdür? Yoksa insan belli kurallarla sınırlandırılmış mıdır?
Platon’un ahlâk öğretisine göre en üstün değer “mutlak iyi”dir. İnsanın amacı mutlak iyiye uygun davranış sergilemek olmalıdır. Mutlak iyi, evrenle uyum içinde olmaktır ve varlık hakkındaki doğru bilgi en yüksek erdemdir, ona göre.
Aristo, erdem ile akıl ve bilgi arasında bağ kurarak, “Erdem, doğru akla uygun eylem olmakla birlikte aynı zamanda doğru akla giden bir huydur.” der.
Bu yazının devamı
194. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İçtihad konusunun günümüzde yeterince tartışılmaya açılmaması, gündeme getirilmemesi, getirilse bile oldukça yüzeysel söylemlerle geçiştirilmesi konunun önemini korumakta, araştırılma ihtiyacını muhafaza etmektedir. Buna ilaveten içtihad kapısı konusunda net ilkelerin belirlenememiş olması kafa karışıklığına neden olmakta, literatürün yetersiz olması da meselenin farklı anlaşılmasına neden olmaktadır.
Bugün zamanın ruhu hâline gelmiş olan değerler daha çok modern Batıda üretilmiş değerlerdir. Tüm dünyayı bir şekilde etkileyen bu değerler ise kapitalizmi üretmiştir. Kapitalizm de büyük bir sömürü düzenini. Sömürü ve kapitalizm birbirini besleyip büyüten iki kardeş gibidir. Bunun sonucu tatminsiz ruhlar, bedeninden memnun olmayan insanlar, tüketimde sınır tanımayan kitlelerdir. Çalışmak, tüketmekten başka bir şey düşünmeyen, değerlerinden uzaklaşmış, eğlence ve hazzı amaç edinmiş bir nesil hep hâkim paradigmanın eseridir.
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir.
Kamusal Alan Kimlerin Alanıdır
Herkesin kabul edebileceği ortak davranış kuralları var mıdır? Yoksa kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen rölatif bir durum mu söz konusudur? İnsan, tüm zaman ve mekânlarda değişmeden kalan bir öze sahip midir? Eğer sahip ise insanın bu özü ahlâklı bir varlık olmasına elverişli midir? İnsan, davranışlarında tamamen özgür müdür? Yoksa insan belli kurallarla sınırlandırılmış mıdır?
Platon’un ahlâk öğretisine göre en üstün değer “mutlak iyi”dir. İnsanın amacı mutlak iyiye uygun davranış sergilemek olmalıdır. Mutlak iyi, evrenle uyum içinde olmaktır ve varlık hakkındaki doğru bilgi en yüksek erdemdir, ona göre.
Aristo, erdem ile akıl ve bilgi arasında bağ kurarak, “Erdem, doğru akla uygun eylem olmakla birlikte aynı zamanda doğru akla giden bir huydur.” der.
Bu yazının devamı 194. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İçtihad Kapısı Kapalı mıydı Gerçekten, Ya da Hangi İçtihad?
İçtihad konusunun günümüzde yeterince tartışılmaya açılmaması, gündeme getirilmemesi, getirilse bile oldukça yüzeysel söylemlerle geçiştirilmesi konunun önemini korumakta, araştırılma ihtiyacını muhafaza etmektedir. Buna ilaveten içtihad kapısı konusunda net ilkelerin belirlenememiş olması kafa karışıklığına neden olmakta, literatürün yetersiz olması da meselenin farklı anlaşılmasına neden olmaktadır.
Zamanın Ruhunu İnşa Edebilmek
Bugün zamanın ruhu hâline gelmiş olan değerler daha çok modern Batıda üretilmiş değerlerdir. Tüm dünyayı bir şekilde etkileyen bu değerler ise kapitalizmi üretmiştir. Kapitalizm de büyük bir sömürü düzenini. Sömürü ve kapitalizm birbirini besleyip büyüten iki kardeş gibidir. Bunun sonucu tatminsiz ruhlar, bedeninden memnun olmayan insanlar, tüketimde sınır tanımayan kitlelerdir. Çalışmak, tüketmekten başka bir şey düşünmeyen, değerlerinden uzaklaşmış, eğlence ve hazzı amaç edinmiş bir nesil hep hâkim paradigmanın eseridir.
Yası Tutul(a)mayan ve Yüzü Başkasında Yok Sayılanların Varlığı Üzerine
Toplama kamplarında, yaşadıkları şehirlerde, evlerinde, kişiler şiddet aracılığıyla biçimlendirilerek sistematik bir şekilde öldürülmüşlerdi.
Gönül Maarifi ve Maarifin Gönlü: Bir Mukaddime Teşebbüsü
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
Müslümanın ‘Kim’liği
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.