Yeni bir mektup, yine bir mektup işte… Merak ediyor musun bilmiyorum yazmaya devam etmemin motivasyonunu… Yazmayı fırsat biliyorum, ondan. Senin hayatına dokunacak her olası güzellik için, küçük bir iyilik ihtimali için ümit besliyorum ondan.
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
Bir yıl daha tamamlanmış oldu, değişen şey geçen zaman ve bizde oluşturduğu o büyük etki. Ne güzel söylemiş şair Han Duvarları şiirinde;
“Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.”
Yine zamanı tarif etmiş Üstad;
Akrep ve yelkovan,
Varlığın nabzında.
Akrep ve yelkovan,
Yokluğun ağzında.
Zamanın çarkları,
Sizi yürütüyor!
Zamanın çarkları,
Beni öğütüyor.
Öyle işte, zaman tarifimiz ve tarifimiz bir yanıyla… Zaman, hükmün sahibinin bize kulluğun gereğini yapabilmek için büyük bir imkânı diğer bir ifadeyle.
Biliyorsun, daha önce de söylemişimdir muhtemelen, benim için sıradan bir şey yok, sırası gelenleri yaşıyorum sadece. Kim bilir senin tariflerin de ne çok şey katacaktır dile getirsen; yazı, çizgi veya sözle. Biliyorum, sessizlik de bir ifade şeklidir lakin onu anlamak, tam da olması gerektiği gibi anlamak zordur her haliyle. Ben, içimizde tutarak değil de ifadeye tutunarak yürüyelim isterim, öyle ya anlamaya, anlatmaya, dolayısıyla anlaşmaya ihtiyacımız var her birimizin nedenlice.
Akıp giden zamanın getirdiklerini doğru değerlendirmek, öğrenmeye hazır, anlamaya aday olmak en büyük kârlardan biridir belki de… Bence yaşanılası her ne ise bizim ona kattıklarımız, biriktirdiklerimizdir dünden kalan tecrübelerle…
‘Nasılsın?’ sorusu büyük bir soru, anlamak isteyen için ezberin ötesinde… Ben anlamak isteğiyle soruyorum; ‘Nasılsın?’ gerçekten, gerçekle nasılsın sen? Son dönem seminerlerimde genel konu; ‘Kendinle aran nasıl?’ anlatmaya çalışıyorum, kendimizle ilgili olanın ayırdında olalım gayretindeyim ben… Doğum günlerimde muhasebe yapmaya özen gösteriyorum, neler kattım kendime, nasılım ben kendimle… Büyük sorular, evet, ama cevapsız kalmamak zorundalar, öyle ya “kim kendini bildi, Rabbini bildi” gerçeğine adayım ben… Son muhasebede farkına vardım ki kendime çok borcum var. Birazdan fazla üzüldüm… İhmal etmişim beni, gereği kadar önemseyememişim yüreğimi… Hayat aslında, böyle böyle öğreniyor insan. Hakikate tutunmak güçlendiriyor gönlü, zenginleştiriyor aklı, kolaylaştırıyor zorluğu… Hakikate tutunmak, tutunmaktır bildiğin gibi…
Zaman demiştim ya yukarıdaki ifadelerde, ne çok şey söylenmiş zamanla ilgili… Az ile çoğu anlatan insanlar daima genişletti yüreğimi… Zamana yüklenen anlamın gerçekliği bu denli açıkken, zamana yük olmadan yaşamak, yaşamanın tariflerinden biridir, söylemeyi bilenlerin söylediği gibi. ‘Zaman ilaçtır’ denir ya unutmaya aday olduğumuz her şey için, ben de diyorum ki ‘zaman fırsattır’ hatadan dönmek isteyen, iyiliğin sayısını arttırmak isteyen herkes için, bu net belli…
Zamanın terazisi yürektedir hani… Hasta olan, gurbette olan, darda olan, gözü yolda olan için uzar gider… Sevdiceği yanında olan için çabucak geçen zamandır denir de; aslında bitmesinden korkulan her güzel şey için çabuklaşır zaman. Güzel zamanların sayısını arttırmak için gayret edenlere, zamanın farkında, kıymetinin idrakinde olanlara, zor zamanları sabırla ber-taraf etmek için gayret gösterenlere, ömrünü hakikatle bereketlendirenlere selam olsun…
Forrester’ı Bulmak, sinemada eğitim mefhumun sınırlarını ve eğitim verildiği yerin ölçülerini belirli kurumların dışına da taşabileceğine dikkat çeker. Okul, eğitim, öğrenmek deyince zihnimizde beliren mekanlar birbirine benzeşebilir. Ancak bu film eğitimle ilgili kavramları farklı yerlerde aramak gerektiğini, eğitimci ve öğrenci ilişkisini farklı mahallerde bulmak gerektiğini söyler adeta. Forrester’ın evinde birçok şeyin de cevabını bulan Cemal, yaşlı adamın evinde çantasını unutmuş, daha sonra ise çantasına kavuştuğunda defterine yazdığı yazıların karalandığını fark etmiştir.
Koşarak anlatıyoruz kendimizi. Evdeysek evimizi ya da sokağı, sakinleşmek için adımlarımızı saydığımız sahil yolunu, iş çıkışlarını, buluşmaları, ayrılmaları koşturuyoruz. Küçücük bir çay ocağını bile bir sonraki işin peşine takıyoruz. Sonra ayaklarımız zonkluyor gece olunca. Ayaklarımız yetişemediğimiz ne varsa ona göre zonkluyor. Neye geç kaldık, neyin cevabını zamanında veremedik de içimizde büyüdü sözler…
Yazmak insanlık tarihi kadar eski midir diye düşünenler için cevap olsun burada, ilk insana her şeyi öğreten Rabbim yazıyı da öğretmiştir muhakkak. Yazıya yemin eden Rabbim’e hamdolsun ki yazabilme imkânına sahibiz, okuma imkânına da. Yazı mektubun can damarıdır ya, ondan böyle başladım bu mektuba… Ne kadar açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum, bu da anlaşılmama yorgunluğumun göstergesi sayılıversin, öyle ya anlaşılma sancım olmasa niye yazayım ki…
Sinema okuryazarı ve okuryazarlığı, filmleri edilgen bir şekilde tüketmekle aynı anlama gelmez. Onlarla aktif bir diyalog içine girerek, kendi kültürel önyargılarını sorgular ve filmler aracılığıyla dünyaya dair daha geniş, daha derin bir perspektif edinmeye ulaşmayı sağlayabilir. Belki de bu, hem okuryazarlık hem okuryazar kavramı için dönüştürücü gücü temsil eder; bireyi daha eleştirel, daha empatik ve daha bilgili bir insan yapar.
Mektup XIII
Yeni bir mektup, yine bir mektup işte… Merak ediyor musun bilmiyorum yazmaya devam etmemin motivasyonunu… Yazmayı fırsat biliyorum, ondan. Senin hayatına dokunacak her olası güzellik için, küçük bir iyilik ihtimali için ümit besliyorum ondan.
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
Bir yıl daha tamamlanmış oldu, değişen şey geçen zaman ve bizde oluşturduğu o büyük etki. Ne güzel söylemiş şair Han Duvarları şiirinde;
“Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.”
Yine zamanı tarif etmiş Üstad;
Akrep ve yelkovan,
Varlığın nabzında.
Akrep ve yelkovan,
Yokluğun ağzında.
Zamanın çarkları,
Sizi yürütüyor!
Zamanın çarkları,
Beni öğütüyor.
Öyle işte, zaman tarifimiz ve tarifimiz bir yanıyla… Zaman, hükmün sahibinin bize kulluğun gereğini yapabilmek için büyük bir imkânı diğer bir ifadeyle.
Biliyorsun, daha önce de söylemişimdir muhtemelen, benim için sıradan bir şey yok, sırası gelenleri yaşıyorum sadece. Kim bilir senin tariflerin de ne çok şey katacaktır dile getirsen; yazı, çizgi veya sözle. Biliyorum, sessizlik de bir ifade şeklidir lakin onu anlamak, tam da olması gerektiği gibi anlamak zordur her haliyle. Ben, içimizde tutarak değil de ifadeye tutunarak yürüyelim isterim, öyle ya anlamaya, anlatmaya, dolayısıyla anlaşmaya ihtiyacımız var her birimizin nedenlice.
‘Nasılsın?’ sorusu büyük bir soru, anlamak isteyen için ezberin ötesinde… Ben anlamak isteğiyle soruyorum; ‘Nasılsın?’ gerçekten, gerçekle nasılsın sen? Son dönem seminerlerimde genel konu; ‘Kendinle aran nasıl?’ anlatmaya çalışıyorum, kendimizle ilgili olanın ayırdında olalım gayretindeyim ben… Doğum günlerimde muhasebe yapmaya özen gösteriyorum, neler kattım kendime, nasılım ben kendimle… Büyük sorular, evet, ama cevapsız kalmamak zorundalar, öyle ya “kim kendini bildi, Rabbini bildi” gerçeğine adayım ben… Son muhasebede farkına vardım ki kendime çok borcum var. Birazdan fazla üzüldüm… İhmal etmişim beni, gereği kadar önemseyememişim yüreğimi… Hayat aslında, böyle böyle öğreniyor insan. Hakikate tutunmak güçlendiriyor gönlü, zenginleştiriyor aklı, kolaylaştırıyor zorluğu… Hakikate tutunmak, tutunmaktır bildiğin gibi…
Zaman demiştim ya yukarıdaki ifadelerde, ne çok şey söylenmiş zamanla ilgili… Az ile çoğu anlatan insanlar daima genişletti yüreğimi… Zamana yüklenen anlamın gerçekliği bu denli açıkken, zamana yük olmadan yaşamak, yaşamanın tariflerinden biridir, söylemeyi bilenlerin söylediği gibi. ‘Zaman ilaçtır’ denir ya unutmaya aday olduğumuz her şey için, ben de diyorum ki ‘zaman fırsattır’ hatadan dönmek isteyen, iyiliğin sayısını arttırmak isteyen herkes için, bu net belli…
Zamanın terazisi yürektedir hani… Hasta olan, gurbette olan, darda olan, gözü yolda olan için uzar gider… Sevdiceği yanında olan için çabucak geçen zamandır denir de; aslında bitmesinden korkulan her güzel şey için çabuklaşır zaman. Güzel zamanların sayısını arttırmak için gayret edenlere, zamanın farkında, kıymetinin idrakinde olanlara, zor zamanları sabırla ber-taraf etmek için gayret gösterenlere, ömrünü hakikatle bereketlendirenlere selam olsun…
İlgili Yazılar
Düşünmek mi Yazmak mı? Forrester’ı Bulmak Üzerine Bir Deneme
Forrester’ı Bulmak, sinemada eğitim mefhumun sınırlarını ve eğitim verildiği yerin ölçülerini belirli kurumların dışına da taşabileceğine dikkat çeker. Okul, eğitim, öğrenmek deyince zihnimizde beliren mekanlar birbirine benzeşebilir. Ancak bu film eğitimle ilgili kavramları farklı yerlerde aramak gerektiğini, eğitimci ve öğrenci ilişkisini farklı mahallerde bulmak gerektiğini söyler adeta. Forrester’ın evinde birçok şeyin de cevabını bulan Cemal, yaşlı adamın evinde çantasını unutmuş, daha sonra ise çantasına kavuştuğunda defterine yazdığı yazıların karalandığını fark etmiştir.
Şiir / Adaletin Amentüsü
Haykırıyor âdem evladı, dillerde adaletin amentüsü,
Dualarla örülüdür yeryüzündeki masumiyetin örtüsü.
Kurmadığımız cümlelerden imtihan ediliyoruz,
Kurulan türlü tezgâhların ağırlığında eziliyoruz.
Bu dönen devrandır, şu hayat seyrandır der misin?
Ziyan olan her yaşantın için tövbe eder misin?
Gün geliyor ve bizler yek sıra halinde diziliyoruz,
Gidilen iki yolun sonunda tek sonuca seçiliyoruz.
Değişmez kanundur bu, hak daima galip gelecek,
Yetersizlik içinde olanlar yeter demeye devam edecek.
Konuşularak Yapılan Masallar
Koşarak anlatıyoruz kendimizi. Evdeysek evimizi ya da sokağı, sakinleşmek için adımlarımızı saydığımız sahil yolunu, iş çıkışlarını, buluşmaları, ayrılmaları koşturuyoruz. Küçücük bir çay ocağını bile bir sonraki işin peşine takıyoruz. Sonra ayaklarımız zonkluyor gece olunca. Ayaklarımız yetişemediğimiz ne varsa ona göre zonkluyor. Neye geç kaldık, neyin cevabını zamanında veremedik de içimizde büyüdü sözler…
Mektup IV
Yazmak insanlık tarihi kadar eski midir diye düşünenler için cevap olsun burada, ilk insana her şeyi öğreten Rabbim yazıyı da öğretmiştir muhakkak. Yazıya yemin eden Rabbim’e hamdolsun ki yazabilme imkânına sahibiz, okuma imkânına da. Yazı mektubun can damarıdır ya, ondan böyle başladım bu mektuba… Ne kadar açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum, bu da anlaşılmama yorgunluğumun göstergesi sayılıversin, öyle ya anlaşılma sancım olmasa niye yazayım ki…
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Ördeklerin Göçü& Şemsiye
Sinema okuryazarı ve okuryazarlığı, filmleri edilgen bir şekilde tüketmekle aynı anlama gelmez. Onlarla aktif bir diyalog içine girerek, kendi kültürel önyargılarını sorgular ve filmler aracılığıyla dünyaya dair daha geniş, daha derin bir perspektif edinmeye ulaşmayı sağlayabilir. Belki de bu, hem okuryazarlık hem okuryazar kavramı için dönüştürücü gücü temsil eder; bireyi daha eleştirel, daha empatik ve daha bilgili bir insan yapar.