Beyaz adam güçlü olduğundan ve şartlar öyle gerektirdiğinden, güçsüz ve farklı renkteki insanları köleleştirebileceğine hükmetti. İşin en ilginç yanı Tanrı’yı da arkasına almasıydı. Kitaplarını okuyor, dindarlıktan taviz vermiyordu ve farklı renkteki insanlara dindarca hadlerini bildiriyordu. Hangi coğrafyada ne ölçüde insanlıktan çıkıldığını ve hangi insanlara insan olma hakkı tanınmadığını uzunca tartışmadan başka bir tuhaflığın peşine düşeceğim: Aynı beyaz adam iktisadi açıdan verimsiz bulduğu kölelik sisteminden vazgeçip öldürmeyen ama süründüren İşçi-işveren; toprak sahibi-ortakçı gibi unvanları keşfetti. Eskinin köleleri artık özgürdü, özgürce beyaz adamın sonsuz topraklarında karın tokluğuna, üstelik birkaç metelik kazanma avantajıyla bir ömür boyunca çalışabilirdi. Hem zaten Tanrı çalışanı severdi. Beyaz adamı çalışmadan da severdi ama lütfen buraya takılmayalım.
Anadolu’da çok daha makûl örneklerini gördüğümüz yarıcılık ya da ortakçılık, Afro-Amerikan çiftçinin yumuşatılmış köleliğinin janjanlı ambalajından ötesi değildi. Hep beyaz adama yontan keser gene doğru yontuyor, sermaye biriktirmeyi, emretmeyi, cezalandırmayı bilmeyen renkli insanları uysalca adam ediyordu. Kendi kiliselerinde şarkılar söyleyip sığındıkları Tanrı ne hikmetse bu duruma ses çıkarmıyordu. Beyaz ortakçıların sayıca fazla olması, yüzyılların biriktirdiği adaletsizliği perdeliyor, “hepimiz aynı emeğin paydaşıyız işte” sloganını normalleştiriyordu.
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım. Belhî, Belhî diye düzeltmişti hatamı. Hassasiyetleri anlayabiliyorum ama gene de anlı şanlı Cibran’a Bostonlı denmesinin onun Lübnan’daki köklerine halel getirmeyeceğine, birilerinin daha sahiplenmesinin dünya adına büyük bir kazanım olacağına inanıyorum.
Post-kolonyal çalışmaların şekillendirdiği alanların başında kültür çalışmaları ve edebiyat gelir. Edebi eserlerin birçoğu dönemin siyasi, toplumsal ve ekonomik altyapısından etkilenir veya döneme damgasını vuran olaylar ve süreçler yazarlara, şairlere ilham kaynağı olur.
Ne yazık ki silahlar ona doğrultulunca, dev de kendini savunmak zorunda kalıyor. Asıl mesele, Demir Dev’in güvende hissetme ihtiyacından kaynaklanıyor. Hogarth’ın yaralanması ise bardağı taşıran son damla oluyor ve dev, bir savaş makinesine dönüşüyor. Ama unutmayalım: O, sevgiyi öğrenmiş bir varlık. Kendini feda etmeye bile hazır…
BEKLEMEYE DEVAM MI? Bomba sesini duyunca fırlamış yatağından İdlip’li Abdulhamid, koşup yardım edeyim diye çıkmış evinden, bombalanan yerlerin ahvaline yanarken, bir bomba sesi daha duymuş kendi mahallesinden. Anlatıyor ağlayarak İdlib’li Abdulhamid: “Koştum tekrar evimize doğru, mahalle harap olmuştu, baktım; yerde kızkardeşim, amcam, halam, yeğenlerim parçalanmış yatıyor, evin girişine geldiğimde daha dokuz aylık ikiz bebeklerim annelerinin …
Beyaz Adama Aldırma, Umudunu Kaybetme
Beyaz adam güçlü olduğundan ve şartlar öyle gerektirdiğinden, güçsüz ve farklı renkteki insanları köleleştirebileceğine hükmetti. İşin en ilginç yanı Tanrı’yı da arkasına almasıydı. Kitaplarını okuyor, dindarlıktan taviz vermiyordu ve farklı renkteki insanlara dindarca hadlerini bildiriyordu. Hangi coğrafyada ne ölçüde insanlıktan çıkıldığını ve hangi insanlara insan olma hakkı tanınmadığını uzunca tartışmadan başka bir tuhaflığın peşine düşeceğim: Aynı beyaz adam iktisadi açıdan verimsiz bulduğu kölelik sisteminden vazgeçip öldürmeyen ama süründüren İşçi-işveren; toprak sahibi-ortakçı gibi unvanları keşfetti. Eskinin köleleri artık özgürdü, özgürce beyaz adamın sonsuz topraklarında karın tokluğuna, üstelik birkaç metelik kazanma avantajıyla bir ömür boyunca çalışabilirdi. Hem zaten Tanrı çalışanı severdi. Beyaz adamı çalışmadan da severdi ama lütfen buraya takılmayalım.
Anadolu’da çok daha makûl örneklerini gördüğümüz yarıcılık ya da ortakçılık, Afro-Amerikan çiftçinin yumuşatılmış köleliğinin janjanlı ambalajından ötesi değildi. Hep beyaz adama yontan keser gene doğru yontuyor, sermaye biriktirmeyi, emretmeyi, cezalandırmayı bilmeyen renkli insanları uysalca adam ediyordu. Kendi kiliselerinde şarkılar söyleyip sığındıkları Tanrı ne hikmetse bu duruma ses çıkarmıyordu. Beyaz ortakçıların sayıca fazla olması, yüzyılların biriktirdiği adaletsizliği perdeliyor, “hepimiz aynı emeğin paydaşıyız işte” sloganını normalleştiriyordu.
Bu yazının devamı 212. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
212. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Tuz Basılan
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Yine Yoldayız: İnsanlık Ne Zaman Çıkıyor Yola?
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım. Belhî, Belhî diye düzeltmişti hatamı. Hassasiyetleri anlayabiliyorum ama gene de anlı şanlı Cibran’a Bostonlı denmesinin onun Lübnan’daki köklerine halel getirmeyeceğine, birilerinin daha sahiplenmesinin dünya adına büyük bir kazanım olacağına inanıyorum.
Toni Morrison ve Ötekilerin Kökeni
Post-kolonyal çalışmaların şekillendirdiği alanların başında kültür çalışmaları ve edebiyat gelir. Edebi eserlerin birçoğu dönemin siyasi, toplumsal ve ekonomik altyapısından etkilenir veya döneme damgasını vuran olaylar ve süreçler yazarlara, şairlere ilham kaynağı olur.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Demir Dev ve Ben Filistinliyim
Ne yazık ki silahlar ona doğrultulunca, dev de kendini savunmak zorunda kalıyor. Asıl mesele, Demir Dev’in güvende hissetme ihtiyacından kaynaklanıyor. Hogarth’ın yaralanması ise bardağı taşıran son damla oluyor ve dev, bir savaş makinesine dönüşüyor. Ama unutmayalım: O, sevgiyi öğrenmiş bir varlık. Kendini feda etmeye bile hazır…
Mahalleden
BEKLEMEYE DEVAM MI? Bomba sesini duyunca fırlamış yatağından İdlip’li Abdulhamid, koşup yardım edeyim diye çıkmış evinden, bombalanan yerlerin ahvaline yanarken, bir bomba sesi daha duymuş kendi mahallesinden. Anlatıyor ağlayarak İdlib’li Abdulhamid: “Koştum tekrar evimize doğru, mahalle harap olmuştu, baktım; yerde kızkardeşim, amcam, halam, yeğenlerim parçalanmış yatıyor, evin girişine geldiğimde daha dokuz aylık ikiz bebeklerim annelerinin …
Alışverişe devam et