Beyaz adam güçlü olduğundan ve şartlar öyle gerektirdiğinden, güçsüz ve farklı renkteki insanları köleleştirebileceğine hükmetti. İşin en ilginç yanı Tanrı’yı da arkasına almasıydı. Kitaplarını okuyor, dindarlıktan taviz vermiyordu ve farklı renkteki insanlara dindarca hadlerini bildiriyordu. Hangi coğrafyada ne ölçüde insanlıktan çıkıldığını ve hangi insanlara insan olma hakkı tanınmadığını uzunca tartışmadan başka bir tuhaflığın peşine düşeceğim: Aynı beyaz adam iktisadi açıdan verimsiz bulduğu kölelik sisteminden vazgeçip öldürmeyen ama süründüren İşçi-işveren; toprak sahibi-ortakçı gibi unvanları keşfetti. Eskinin köleleri artık özgürdü, özgürce beyaz adamın sonsuz topraklarında karın tokluğuna, üstelik birkaç metelik kazanma avantajıyla bir ömür boyunca çalışabilirdi. Hem zaten Tanrı çalışanı severdi. Beyaz adamı çalışmadan da severdi ama lütfen buraya takılmayalım.
Anadolu’da çok daha makûl örneklerini gördüğümüz yarıcılık ya da ortakçılık, Afro-Amerikan çiftçinin yumuşatılmış köleliğinin janjanlı ambalajından ötesi değildi. Hep beyaz adama yontan keser gene doğru yontuyor, sermaye biriktirmeyi, emretmeyi, cezalandırmayı bilmeyen renkli insanları uysalca adam ediyordu. Kendi kiliselerinde şarkılar söyleyip sığındıkları Tanrı ne hikmetse bu duruma ses çıkarmıyordu. Beyaz ortakçıların sayıca fazla olması, yüzyılların biriktirdiği adaletsizliği perdeliyor, “hepimiz aynı emeğin paydaşıyız işte” sloganını normalleştiriyordu.
Bu yazının devamı
212. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Kehanet nedir, gerçekten nerede ayrılır, bugünle gelecek arasındaki muhayyel gerilim nasıl dindirilir? Bilimkurgucular kadrosuz bilim insanları mıdır? Fantastik edebiyat menkıbeler mi anlatır? Bilim, sözünü nasıl dinletir? Olmayan şey ciddiye alınır mı?
Tek ülkeli, tek milletli, tek dilli kurgulara öyle alıştırıldık ki, bunu insanlığın kanunu sanmaya, sanmanın ötesinde inanmaya ve inanmayana kem bakmaya başladık. Kimlerdensin sorusunun tek ve kesin cevabı olmalıydı, herkes yerini bilmeliydi.
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü.
Kaybolmak öznenin değişimiyle anlam kazanıyor. Sonuçta herkes bir yerlerde, kimseyi kara delik yutmuyor, uzaylılar kadavra malzemesi olarak kullanmıyor, ecinni taifesiyle pişpirik âlemlerine gömüldüklerini de zannetmiyorum.
On dokuzuncu yüzyıl birçok şeyin yeniden icat edildiği, geleneksel ve modern olanın arasının iyice açıldığı, yeni büyü çağının bilimle başladığı tuhaf bir zaman aralığı. Sanki bin yıllardır insanlar bir şey öğrenmemiş, kendilerine has bilgi anlayışları yokmuş gibi kerameti kendinden menkul örgün ve yaygın okullarla cahillikten kurtarılması da bu yüzyıla tarihlenir.
Beyaz Adama Aldırma, Umudunu Kaybetme
Beyaz adam güçlü olduğundan ve şartlar öyle gerektirdiğinden, güçsüz ve farklı renkteki insanları köleleştirebileceğine hükmetti. İşin en ilginç yanı Tanrı’yı da arkasına almasıydı. Kitaplarını okuyor, dindarlıktan taviz vermiyordu ve farklı renkteki insanlara dindarca hadlerini bildiriyordu. Hangi coğrafyada ne ölçüde insanlıktan çıkıldığını ve hangi insanlara insan olma hakkı tanınmadığını uzunca tartışmadan başka bir tuhaflığın peşine düşeceğim: Aynı beyaz adam iktisadi açıdan verimsiz bulduğu kölelik sisteminden vazgeçip öldürmeyen ama süründüren İşçi-işveren; toprak sahibi-ortakçı gibi unvanları keşfetti. Eskinin köleleri artık özgürdü, özgürce beyaz adamın sonsuz topraklarında karın tokluğuna, üstelik birkaç metelik kazanma avantajıyla bir ömür boyunca çalışabilirdi. Hem zaten Tanrı çalışanı severdi. Beyaz adamı çalışmadan da severdi ama lütfen buraya takılmayalım.
Anadolu’da çok daha makûl örneklerini gördüğümüz yarıcılık ya da ortakçılık, Afro-Amerikan çiftçinin yumuşatılmış köleliğinin janjanlı ambalajından ötesi değildi. Hep beyaz adama yontan keser gene doğru yontuyor, sermaye biriktirmeyi, emretmeyi, cezalandırmayı bilmeyen renkli insanları uysalca adam ediyordu. Kendi kiliselerinde şarkılar söyleyip sığındıkları Tanrı ne hikmetse bu duruma ses çıkarmıyordu. Beyaz ortakçıların sayıca fazla olması, yüzyılların biriktirdiği adaletsizliği perdeliyor, “hepimiz aynı emeğin paydaşıyız işte” sloganını normalleştiriyordu.
Bu yazının devamı 212. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Sözümü Özümü Tartın Öyle Yargılayın Beni
Kehanet nedir, gerçekten nerede ayrılır, bugünle gelecek arasındaki muhayyel gerilim nasıl dindirilir? Bilimkurgucular kadrosuz bilim insanları mıdır? Fantastik edebiyat menkıbeler mi anlatır? Bilim, sözünü nasıl dinletir? Olmayan şey ciddiye alınır mı?
Şam’dan Dostum Geldi: Bin Dilde Hakikat Şarkısı Söyledi
Tek ülkeli, tek milletli, tek dilli kurgulara öyle alıştırıldık ki, bunu insanlığın kanunu sanmaya, sanmanın ötesinde inanmaya ve inanmayana kem bakmaya başladık. Kimlerdensin sorusunun tek ve kesin cevabı olmalıydı, herkes yerini bilmeliydi.
Çocuk Özerkliği Olarak Makul Medeniyet
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü.
Kaybolmamak İçin Yola Çıkanlara; Hiç Durmayanlara
Kaybolmak öznenin değişimiyle anlam kazanıyor. Sonuçta herkes bir yerlerde, kimseyi kara delik yutmuyor, uzaylılar kadavra malzemesi olarak kullanmıyor, ecinni taifesiyle pişpirik âlemlerine gömüldüklerini de zannetmiyorum.
Okulunuz Büyük Okul, Eğitiminiz Janjanlı Amenna; Benim Öğrenmeme Karışmayınız!
On dokuzuncu yüzyıl birçok şeyin yeniden icat edildiği, geleneksel ve modern olanın arasının iyice açıldığı, yeni büyü çağının bilimle başladığı tuhaf bir zaman aralığı. Sanki bin yıllardır insanlar bir şey öğrenmemiş, kendilerine has bilgi anlayışları yokmuş gibi kerameti kendinden menkul örgün ve yaygın okullarla cahillikten kurtarılması da bu yüzyıla tarihlenir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.