Eğitimi ve eğitimcileri konu edinen filmlerin kahir ekseriyetinde ana karakterlerin çocuklar ve gençler olması dikkat çekici bir hâl alır. Bunu anlamlı kılan unsurlardan biri, filmin hikâyesinin eğitim, öğretmenler ve öğrenciler etrafında geçmesinde aranabilir. Eğitimci ve öğrenci arasındaki ilişkiyi sorgulamak, filmlerdeki ana karakterlerin yaş ortalamaları hakkında bir fikir verebildiği gibi, farklı ülkelerden yönetmenlerin kamerasından yansıtılan mesajların genellikle beynelmilel bir forma dönüştüğü söylenebilir. Bu husus, eğitim ve eğitimciyi temel alan filmlerin mesajlarının, üretilmiş oldukları menşeden uzaklaştığı gerçeğine ve hikâyelerin her izleyicide yankıları olabildiğine delalet eder.
Eğitimciler ve öğrenciler mevzusunu işleyen filmlerin kimi zaman romanlardan, gerçek hikâyelerden esinlendiği görülür. 1998’de Homer H. Hickam tarafından kaleme alınan Rocket Boys: A Memoir yani Roket Kardeşler: Bir Hatıra adlı roman, 1999’da yönetmenliğini Joe Johnston’un yaptığı October Sky (Ekim Düşü) filminde bunun bir örneği görülür. Homer Hickam kendi web sitesinde (homerhickam.com) Coalwood kömür kasabasında 2.Dünya Savaşı’nda büyüyen ve roket bilimcisi olmayı hedeflediğini yazar, hayat hikâyesinin ilkin “The Big Creek Roket Ajansı” adlı kısa makalede yer aldığını ekler. 1994’te Air & Space Dergisi için kaleme alınan hikâyelerin tamamı bir kitapta toplanır ve Rocket Boys: A Memoir adıyla Eylül 1998’de Delacorte Yayınları tarafından basımı gerçekleştirilir. Bu esere dayanan film, uyarlandığı eserden farklı bir adla (October Sky) değiştirilerek izleyicisiyle buluşturulur. Homer Hickam’ın yazdığı hikâyede 1960’lı yılların ABD’sinde uzaya roket fırlatmayı hayal eden bir grup gencin hayalleri yer alır. Bu hayalleri ileride gerçekleştiren Homer Hickam, 1981’de Marshall Uzay Uçuş Merkezi’ne bağlı Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nde (NASA) mühendis olarak çalışmaya başlar.
Filmde genç Hickam’ın (Jake Gyllenhaal) Batı Virjinya’da bir kasabasında yaşadığı ve babasının bu kasabada özel bir şirketin maden ocağında çalıştığını anlarız. Hayatta her şeyin mümkün olduğu, gençlerin çabalarının ve arayışlarının kıymetli olduğu, gençlere inanan ve onların arkasında duran eğitimcilerin, ebeveynlerin önemli vazifelere sahip olduğu, hem romanda hem de filmde öne çıkan ana vurgular arasındadır.
Ekim Düşü, hikâyenin başından sonuna kadar eğitimcileri doğrudan anlatmasa da, öğrencilerinin hayallerini gerçekleştirmek için onlara inanan güzel yürekli ve cesur öğretmenlere yapılan atıf, filmin en önemli hususlarından biri olarak kalır. Gençlerin roket fırlatma denemelerine engel olan kasaba halkına rağmen öğretmen, bu gençlerin gelecek vaad ettiğini ve bu kalplerde ışık olduğunu savunur. Üstelik bunu haykıran şahsın kadın bir öğretmen (Riley) olması, hikâyeyi daha da anlamlı kılmaktadır. Çünkü şimdiye kadar üzerine yazmış olduğumuz ve tavsiye ettiğimiz filmlerde öğretmen temsilleri büyük çoğunlukla erkek karakterlerden müteşekkil idi. Riley öğretmenin her türlü riske ve eleştiriye karşı öğrencilerinin arkasında durması hafızalara kazınırken birçok öğrencinin hayatında kadın öğretmenlerin yeri ve önemi de hatırlatılmış olur. Riley için genç Hickam başta olmak üzere, etrafındaki ekip arkadaşları kasaba ahalisinin gözünde “ucube, cins, tuhaf, asi ruhlu” vasfa sahiptirler. Bu sebeple öğretmen behemehâl, fikirleri yeterince önemsenmeye gençlerin yanındadır, onların gayretlerine ve denemelerine destek vermektedir. Gençler ise geçimini maden ocaklarından sağlayan ailelerin, otoritenin ve eğitim kurumlarının başındaki idarecilerin hedefinde yer almaktadır. Öğretmenin filmdeki işlevi, imkânsızlıklar içinde boğuşan gençlere yol göstermek, gençlere karşı çıkanların fikirlerini değiştirmekten geçmektedir.
Ekim Düşü’nde Hickam’ın ve arkadaşlarının yaptığı deneyler, kasabadakiler için bir romantizm arayışıdır ve bunun sonunun hüsranla biteceği düşünülür.
Ancak gençler farklı düşünmekte ve bazı şeyleri denemenin bir kayıp olmadığını, hata da olamayacağını dile getirirler. Gençlerin bilgiyi keşfetme sürecinde sürekli engeller var olması, şimdiye kadar adını duyduğumuz her ismin de aynı durumla karşılaştığını göstermez mi? Peygamberler, âlimler, değerli şahsiyetler, bilginler, düşünürler, öğretmenler… bunun en önemli misalleri arasında değil midir? Bir şeyin değiştirilmesi, bir konuda farklı bir pencere açılması için arayışa girenlerin, yeni bir çığır açmak isteyenlerin önünde tıpkı Hickam ve arkadaşlarının karşılaştığı zorluklar yok mudur? Mesela, “yapamazsın, beceremezsin, tek başına gidemezsin, değiştiremezsin, güç yetiremezsin…” gibi sözler tam da burada zihinlerde görünmeyen ancak duyulan, hissedilen çekiç seslerini idrak ederiz. Hem öğretmenlerin ve hem de öğrencilerin karşılaştığı sayısız engeller Ekim Düşü örneğindeki gibi büyümenin ve dışarı çıkmanın imkânları/yolları olduğuna işaret ettiği gibi, madenin/ karanın/karanlığın içinde bir mum yakmanın, aydınlanmanın mümkün olabildiğini bildirir.
Filmde anlatılmayan ancak önemli olan bir ayrıntı Ekim Düşü’ndeki uzaya roket fırlatma denemelerinde Sovyetler Birliği (SSCB) ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında süren Soğuk Savaş sürecindeki çekişmeler göze çarpar. Özellikle Sovyetlerin 1957’de Sputnik 1 adlı roketiyle uzaya roket fırlatması, ABD için de uzay çalışmaları alanında karşı hamleler geliştirilmesini gerektirir. Bunlardan ilk başarılı uzay aracı Jüpiter C, bilimsel uydusu Explorer 1’i 1958’de yörüngeye fırlatır. Ekim Düşü bir başarı hikâyesinden övgüyle söz ettiği gibi, ABD tarihindeki şahsiyetlere alkış tutmakta ve ülkenin başarılarından övgüyle söz etmektedir. Son olarak bazı film adlarının Türkçe’ye tercüme edilmesinde bir tuhaflığın olduğunu not düşmek gerekir. İncelemiş olduğumuz filmin orijinal adı “October Sky”dır. Sözcükleri yan yana getirdiğimizde “Ekim ve sêma ya da yükseğe fırlatma” gibi karşılık var iken filmin Ekim Düşü olarak gösterime nasıl girdiği düşündürücüdür.
Ekim Düşü’nde eğitimcinin bizatihi kendisinin kadın karakter olması, sürekli olarak bir şeyleri düzelten, iyileştiren, çözüm üretenlerin erkek öğretmenler olmadığını anlamaya sevk etmekte denilebilir. Aslında kadın karakterler yerine erkek karakterin ana karakter olma durumlarının tercih edilmesi, filmlerde gizli gibi duran fakat açıkça beliren bir algılamaya işaret etmektedir. Eğitim ile ilgili filmlerde de karşımıza çıkan temsilde, dönüştüren ve değiştiren gücün erkek karakterlerin elinde ve etrafında olmasının kendi içinde sorunsallar barındırdığı düşünülebilir. Bu durum izlediğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz her metinde sıklıkla karşımıza çıkmakta, velhasıl öğrencilerin, gençlerin, insanların hayatında kilit bir öneme sahip başka fertler de olacağı gerçeğiyle yüzleşmemiz gerektiğine işaret etmektedir. Öğrenciler için filmin en önemli yönü, hem gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanması ve düşüncelerin olumlu eylemlerle sonuçlanacağının gösterilmesi, hem de bir şeyi çokça denemenin ve netice alamamanın bir başarısızlık göstergesi olmadığı mesajının aktarılması; önemli olanın insanın azmetmesi, sabretmesi ve mücadele etmesi olduğunun anlatılmasıdır. Her ne kadar film bir başarı hikâyesine odaklansa da, hayatta her şeyin başarılamayacağının da idrak edilmesi gerek. Çünkü denemek, çabalamak, umut etmek de başarmanın adımları içindedir.
Önerilen Filmler
Lean on Me (1989)
İyilik Bul, İyilik Yap (2000)
Koç Carter (2005)
Zafere Doğru (2006)
Zafer Bizimdir (2006)
The Ron Clark Story (2006)
Özgürlük Yazarları (2007)
Zekâ Pırıltısı (2008)
Kör Nokta (2009)
[1] Dr. Yunus Namaz Öğretim Üyesi, Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü [email protected]
Tüm bu arayışlar, sorular, cevaplar, kaçışlar ve duvara toslayışlar bana öğretti ki hayat herkes için başka bir yaşta, başka bir boyutta, birçok kez ve bambaşka olaylarla başlıyor. Hayat; tekdüze giden yaşamın (olumlu veya olumsuz fark etmeksizin) var olanın zıddıyla temasında başlıyor zannımca.
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
Bu noktadan hareketle de salt mekân seçimi bağlamında bile olsa, bazen bir roman, bir mekânı öylesine sahiplenir ki, o yer artık yalnızca coğrafi bir nokta olmaktan çıkar, edebiyatın bir parçasına dönüşür ve biz o romanı okurken işlenen tema bir yana, öte yandan da bu temanın ve konunun geçmiş olduğu seçilen mekânı da okumuş ve bu okuma süreci içerisinde de o mekânda olmanın gerçekliğini hissederiz ki, salt mekân seçimi bağlamında da olsa işte orada olma başarısını sağlamış oluşu ile de okuduğumuz romanın içinde buluruz kendimizi.
Kesin bende bir tuhaflık var, bundan eminim. Bir şeyleri yanlış anlıyor, yapayanlış değerlendiriyor olmalıyım. Yoksa insanlık tarihinin baştan aşağı çarpık bir gelişimini; tüm kurumlarının insanlığa rağmen karakter kazandıklarını kabullenmemiz gerekir ki bu pek mümkün gözükmüyor. Adalet kurumunun adalet dağıtmadığını, iletişim kurumunun daha fazla anlaşmazlığı garanti edecek şekilde karmaşıklaştığını, siyaset kurumunun insanların sefaletini temin etmek üzere semirdiğini, eğitim kurumunun cehaleti organize ettiğini, sağlık kurumunun zehir dağıtımı için müşteri profilini geliştirdiğini, din kurumunun, kutsalla ilişki kurulma yollarını tertemiz tutmayı bırakıp gelen geçeni yoldan aşağıya yuvarladığını ancak benim gibi bir aklı evvel iddia eder.
Gençlerin Rüyasını Ekim Düşü’nde (1999) Görmek ve Kadın Öğretmenlerin Değerine Dair Kısa Bir Giriş
Eğitimi ve eğitimcileri konu edinen filmlerin kahir ekseriyetinde ana karakterlerin çocuklar ve gençler olması dikkat çekici bir hâl alır. Bunu anlamlı kılan unsurlardan biri, filmin hikâyesinin eğitim, öğretmenler ve öğrenciler etrafında geçmesinde aranabilir. Eğitimci ve öğrenci arasındaki ilişkiyi sorgulamak, filmlerdeki ana karakterlerin yaş ortalamaları hakkında bir fikir verebildiği gibi, farklı ülkelerden yönetmenlerin kamerasından yansıtılan mesajların genellikle beynelmilel bir forma dönüştüğü söylenebilir. Bu husus, eğitim ve eğitimciyi temel alan filmlerin mesajlarının, üretilmiş oldukları menşeden uzaklaştığı gerçeğine ve hikâyelerin her izleyicide yankıları olabildiğine delalet eder.
Eğitimciler ve öğrenciler mevzusunu işleyen filmlerin kimi zaman romanlardan, gerçek hikâyelerden esinlendiği görülür. 1998’de Homer H. Hickam tarafından kaleme alınan Rocket Boys: A Memoir yani Roket Kardeşler: Bir Hatıra adlı roman, 1999’da yönetmenliğini Joe Johnston’un yaptığı October Sky (Ekim Düşü) filminde bunun bir örneği görülür. Homer Hickam kendi web sitesinde (homerhickam.com) Coalwood kömür kasabasında 2.Dünya Savaşı’nda büyüyen ve roket bilimcisi olmayı hedeflediğini yazar, hayat hikâyesinin ilkin “The Big Creek Roket Ajansı” adlı kısa makalede yer aldığını ekler. 1994’te Air & Space Dergisi için kaleme alınan hikâyelerin tamamı bir kitapta toplanır ve Rocket Boys: A Memoir adıyla Eylül 1998’de Delacorte Yayınları tarafından basımı gerçekleştirilir. Bu esere dayanan film, uyarlandığı eserden farklı bir adla (October Sky) değiştirilerek izleyicisiyle buluşturulur. Homer Hickam’ın yazdığı hikâyede 1960’lı yılların ABD’sinde uzaya roket fırlatmayı hayal eden bir grup gencin hayalleri yer alır. Bu hayalleri ileride gerçekleştiren Homer Hickam, 1981’de Marshall Uzay Uçuş Merkezi’ne bağlı Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nde (NASA) mühendis olarak çalışmaya başlar.
Filmde genç Hickam’ın (Jake Gyllenhaal) Batı Virjinya’da bir kasabasında yaşadığı ve babasının bu kasabada özel bir şirketin maden ocağında çalıştığını anlarız. Hayatta her şeyin mümkün olduğu, gençlerin çabalarının ve arayışlarının kıymetli olduğu, gençlere inanan ve onların arkasında duran eğitimcilerin, ebeveynlerin önemli vazifelere sahip olduğu, hem romanda hem de filmde öne çıkan ana vurgular arasındadır.
Ekim Düşü, hikâyenin başından sonuna kadar eğitimcileri doğrudan anlatmasa da, öğrencilerinin hayallerini gerçekleştirmek için onlara inanan güzel yürekli ve cesur öğretmenlere yapılan atıf, filmin en önemli hususlarından biri olarak kalır. Gençlerin roket fırlatma denemelerine engel olan kasaba halkına rağmen öğretmen, bu gençlerin gelecek vaad ettiğini ve bu kalplerde ışık olduğunu savunur. Üstelik bunu haykıran şahsın kadın bir öğretmen (Riley) olması, hikâyeyi daha da anlamlı kılmaktadır. Çünkü şimdiye kadar üzerine yazmış olduğumuz ve tavsiye ettiğimiz filmlerde öğretmen temsilleri büyük çoğunlukla erkek karakterlerden müteşekkil idi. Riley öğretmenin her türlü riske ve eleştiriye karşı öğrencilerinin arkasında durması hafızalara kazınırken birçok öğrencinin hayatında kadın öğretmenlerin yeri ve önemi de hatırlatılmış olur. Riley için genç Hickam başta olmak üzere, etrafındaki ekip arkadaşları kasaba ahalisinin gözünde “ucube, cins, tuhaf, asi ruhlu” vasfa sahiptirler. Bu sebeple öğretmen behemehâl, fikirleri yeterince önemsenmeye gençlerin yanındadır, onların gayretlerine ve denemelerine destek vermektedir. Gençler ise geçimini maden ocaklarından sağlayan ailelerin, otoritenin ve eğitim kurumlarının başındaki idarecilerin hedefinde yer almaktadır. Öğretmenin filmdeki işlevi, imkânsızlıklar içinde boğuşan gençlere yol göstermek, gençlere karşı çıkanların fikirlerini değiştirmekten geçmektedir.
Ancak gençler farklı düşünmekte ve bazı şeyleri denemenin bir kayıp olmadığını, hata da olamayacağını dile getirirler. Gençlerin bilgiyi keşfetme sürecinde sürekli engeller var olması, şimdiye kadar adını duyduğumuz her ismin de aynı durumla karşılaştığını göstermez mi? Peygamberler, âlimler, değerli şahsiyetler, bilginler, düşünürler, öğretmenler… bunun en önemli misalleri arasında değil midir? Bir şeyin değiştirilmesi, bir konuda farklı bir pencere açılması için arayışa girenlerin, yeni bir çığır açmak isteyenlerin önünde tıpkı Hickam ve arkadaşlarının karşılaştığı zorluklar yok mudur? Mesela, “yapamazsın, beceremezsin, tek başına gidemezsin, değiştiremezsin, güç yetiremezsin…” gibi sözler tam da burada zihinlerde görünmeyen ancak duyulan, hissedilen çekiç seslerini idrak ederiz. Hem öğretmenlerin ve hem de öğrencilerin karşılaştığı sayısız engeller Ekim Düşü örneğindeki gibi büyümenin ve dışarı çıkmanın imkânları/yolları olduğuna işaret ettiği gibi, madenin/ karanın/karanlığın içinde bir mum yakmanın, aydınlanmanın mümkün olabildiğini bildirir.
Filmde anlatılmayan ancak önemli olan bir ayrıntı Ekim Düşü’ndeki uzaya roket fırlatma denemelerinde Sovyetler Birliği (SSCB) ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında süren Soğuk Savaş sürecindeki çekişmeler göze çarpar. Özellikle Sovyetlerin 1957’de Sputnik 1 adlı roketiyle uzaya roket fırlatması, ABD için de uzay çalışmaları alanında karşı hamleler geliştirilmesini gerektirir. Bunlardan ilk başarılı uzay aracı Jüpiter C, bilimsel uydusu Explorer 1’i 1958’de yörüngeye fırlatır. Ekim Düşü bir başarı hikâyesinden övgüyle söz ettiği gibi, ABD tarihindeki şahsiyetlere alkış tutmakta ve ülkenin başarılarından övgüyle söz etmektedir. Son olarak bazı film adlarının Türkçe’ye tercüme edilmesinde bir tuhaflığın olduğunu not düşmek gerekir. İncelemiş olduğumuz filmin orijinal adı “October Sky”dır. Sözcükleri yan yana getirdiğimizde “Ekim ve sêma ya da yükseğe fırlatma” gibi karşılık var iken filmin Ekim Düşü olarak gösterime nasıl girdiği düşündürücüdür.
Ekim Düşü’nde eğitimcinin bizatihi kendisinin kadın karakter olması, sürekli olarak bir şeyleri düzelten, iyileştiren, çözüm üretenlerin erkek öğretmenler olmadığını anlamaya sevk etmekte denilebilir. Aslında kadın karakterler yerine erkek karakterin ana karakter olma durumlarının tercih edilmesi, filmlerde gizli gibi duran fakat açıkça beliren bir algılamaya işaret etmektedir. Eğitim ile ilgili filmlerde de karşımıza çıkan temsilde, dönüştüren ve değiştiren gücün erkek karakterlerin elinde ve etrafında olmasının kendi içinde sorunsallar barındırdığı düşünülebilir. Bu durum izlediğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz her metinde sıklıkla karşımıza çıkmakta, velhasıl öğrencilerin, gençlerin, insanların hayatında kilit bir öneme sahip başka fertler de olacağı gerçeğiyle yüzleşmemiz gerektiğine işaret etmektedir. Öğrenciler için filmin en önemli yönü, hem gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanması ve düşüncelerin olumlu eylemlerle sonuçlanacağının gösterilmesi, hem de bir şeyi çokça denemenin ve netice alamamanın bir başarısızlık göstergesi olmadığı mesajının aktarılması; önemli olanın insanın azmetmesi, sabretmesi ve mücadele etmesi olduğunun anlatılmasıdır. Her ne kadar film bir başarı hikâyesine odaklansa da, hayatta her şeyin başarılamayacağının da idrak edilmesi gerek. Çünkü denemek, çabalamak, umut etmek de başarmanın adımları içindedir.
Önerilen Filmler
Lean on Me (1989)
İyilik Bul, İyilik Yap (2000)
Koç Carter (2005)
Zafere Doğru (2006)
Zafer Bizimdir (2006)
The Ron Clark Story (2006)
Özgürlük Yazarları (2007)
Zekâ Pırıltısı (2008)
Kör Nokta (2009)
[1] Dr. Yunus Namaz Öğretim Üyesi, Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü [email protected]
İlgili Yazılar
Özgür Ruhların ve Tutsak Bedenlerin Şehri
Jetler, tanklar, silahlar ve kurşunlar
Kuşlardan daha fazla uçuyorlar
Ortadoğuda, bilhassa Gazze’de
Anne sütünden daha fazla, yağmurdan da…
Dikkat! Hayat Çıkabilir.
Tüm bu arayışlar, sorular, cevaplar, kaçışlar ve duvara toslayışlar bana öğretti ki hayat herkes için başka bir yaşta, başka bir boyutta, birçok kez ve bambaşka olaylarla başlıyor. Hayat; tekdüze giden yaşamın (olumlu veya olumsuz fark etmeksizin) var olanın zıddıyla temasında başlıyor zannımca.
Bir Çiçekle Bahar Gelmez Bilirim…
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
Zeyniler Köyü ve Çalıkuşu’nun İzinde Bir Yolculuk
Bu noktadan hareketle de salt mekân seçimi bağlamında bile olsa, bazen bir roman, bir mekânı öylesine sahiplenir ki, o yer artık yalnızca coğrafi bir nokta olmaktan çıkar, edebiyatın bir parçasına dönüşür ve biz o romanı okurken işlenen tema bir yana, öte yandan da bu temanın ve konunun geçmiş olduğu seçilen mekânı da okumuş ve bu okuma süreci içerisinde de o mekânda olmanın gerçekliğini hissederiz ki, salt mekân seçimi bağlamında da olsa işte orada olma başarısını sağlamış oluşu ile de okuduğumuz romanın içinde buluruz kendimizi.
Asla Süper Kahraman Olmayan Bir Çocuğun Dünyaya Tutunma Macerası
Kesin bende bir tuhaflık var, bundan eminim. Bir şeyleri yanlış anlıyor, yapayanlış değerlendiriyor olmalıyım. Yoksa insanlık tarihinin baştan aşağı çarpık bir gelişimini; tüm kurumlarının insanlığa rağmen karakter kazandıklarını kabullenmemiz gerekir ki bu pek mümkün gözükmüyor. Adalet kurumunun adalet dağıtmadığını, iletişim kurumunun daha fazla anlaşmazlığı garanti edecek şekilde karmaşıklaştığını, siyaset kurumunun insanların sefaletini temin etmek üzere semirdiğini, eğitim kurumunun cehaleti organize ettiğini, sağlık kurumunun zehir dağıtımı için müşteri profilini geliştirdiğini, din kurumunun, kutsalla ilişki kurulma yollarını tertemiz tutmayı bırakıp gelen geçeni yoldan aşağıya yuvarladığını ancak benim gibi bir aklı evvel iddia eder.