İçinde bulunduğumuz zamanın tüm gerçeklerine ve sanallaştırılmış her türlü ortamına rağmen düşünebilen insanların gelir geçer sorularına/sorunlarına bulduğu cevap ve cevaplar, ‘oflamalar’ eşliğinde gelen bahaneleri ve yakınmaları bir türlü gideremiyor, ‘zamanın vahimliğiyle’ ilgili söylemleri silip atmaya yetmiyor. “Ben” diyebilen insanın kendi olabilmesi için görmezden geldiği “gerçek”le yüzleşmek istememesi onu parçalamaya iştiyaklı ve parçalanmaya müsait kılıyor. Galip olarak başlanan hayat yolculuğunda uğranılan yenilgiler ve bu yenilgilere yüklenen anlamlar bu parçalar tarafından belirlenmeye başlıyor. “Bir” olanların taksimatı yolun mecrasını değiştirirken herkesten âdil olmasını bekleyen insan kendisine zulmettiğini göremiyor. Bağlandığı, kendini bağımlı kıldığı ve kendini ait hissettiği her şeyde, umduğunu bulduğu sanrısına tutularak bulduğunu ummakla yetiniyor. Bu sayede kendi değerlerinin şekil verdiği araçlara atfettiği bağımsızlığı, teknoloji gibi kavramlarla özdeşleştirip onların gölgesinde oynamayı seçiyor. Kendi sorunlarına çözüm bulmak için müracaat ettiği bu oyuncakların siyasal, ekonomik ve sosyal sorunlarına çözüm sunabileceğine inatla inanmak istiyor.
Bu yazının devamı
202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsan bir muamma… İkna olduğunu yapmada birçok şeyini hatta hayatını ortaya koyacak denli kararlı; yapmak istemediğindeyse mazeret üreten, bin bir dereden su getirip yapmamanın yolunu da bulabilen bir varlık…
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir.
Göç, edebiyatın yaygın olarak görünür kıldığı temel insani hallerden biridir. Destanlardan günümüzün modern metinlerine değin güçlü bir hareket unsurunun edebiyatta varlığı tartışmasızdır. Kaldı ki göç edebiyatı gibi bir sınıflama dahi vardır. Öte yandan günümüz dünya sorunları arasında savaşlar, etnik ve dini çatışmalar, otoriter rejimler ve ekonomik krizler göçü doğurmakta ve göç bu şekilde giderek daha belirgin bir hal almaktadır.
İnsan, diğer yaratılmışlardan farklı olarak düşünen, taşınan ve tercih eden bir varlık. Akledip tercih ediyor olması onu sorumluluk sahibi kılıyor. Nihayetinde tercihlerinin sorumluluğunu üstlenen ve hesabını vermeyi de göze alan bir varlık; insan…
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer
Muâdil(!) Gerçekliğin Popülaritesinde Yeni Kulluklar
İçinde bulunduğumuz zamanın tüm gerçeklerine ve sanallaştırılmış her türlü ortamına rağmen düşünebilen insanların gelir geçer sorularına/sorunlarına bulduğu cevap ve cevaplar, ‘oflamalar’ eşliğinde gelen bahaneleri ve yakınmaları bir türlü gideremiyor, ‘zamanın vahimliğiyle’ ilgili söylemleri silip atmaya yetmiyor. “Ben” diyebilen insanın kendi olabilmesi için görmezden geldiği “gerçek”le yüzleşmek istememesi onu parçalamaya iştiyaklı ve parçalanmaya müsait kılıyor. Galip olarak başlanan hayat yolculuğunda uğranılan yenilgiler ve bu yenilgilere yüklenen anlamlar bu parçalar tarafından belirlenmeye başlıyor. “Bir” olanların taksimatı yolun mecrasını değiştirirken herkesten âdil olmasını bekleyen insan kendisine zulmettiğini göremiyor. Bağlandığı, kendini bağımlı kıldığı ve kendini ait hissettiği her şeyde, umduğunu bulduğu sanrısına tutularak bulduğunu ummakla yetiniyor. Bu sayede kendi değerlerinin şekil verdiği araçlara atfettiği bağımsızlığı, teknoloji gibi kavramlarla özdeşleştirip onların gölgesinde oynamayı seçiyor. Kendi sorunlarına çözüm bulmak için müracaat ettiği bu oyuncakların siyasal, ekonomik ve sosyal sorunlarına çözüm sunabileceğine inatla inanmak istiyor.
Bu yazının devamı 202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
‘Allah’ın Bildiğini Kuldan mı Saklayacağım’
İnsan bir muamma… İkna olduğunu yapmada birçok şeyini hatta hayatını ortaya koyacak denli kararlı; yapmak istemediğindeyse mazeret üreten, bin bir dereden su getirip yapmamanın yolunu da bulabilen bir varlık…
Bir An Önce
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir.
Zenofobiye Edebi Bir Bakış
Göç, edebiyatın yaygın olarak görünür kıldığı temel insani hallerden biridir. Destanlardan günümüzün modern metinlerine değin güçlü bir hareket unsurunun edebiyatta varlığı tartışmasızdır. Kaldı ki göç edebiyatı gibi bir sınıflama dahi vardır. Öte yandan günümüz dünya sorunları arasında savaşlar, etnik ve dini çatışmalar, otoriter rejimler ve ekonomik krizler göçü doğurmakta ve göç bu şekilde giderek daha belirgin bir hal almaktadır.
Meşru İle Gayri Meşru Olan Arasında İnsan
İnsan, diğer yaratılmışlardan farklı olarak düşünen, taşınan ve tercih eden bir varlık. Akledip tercih ediyor olması onu sorumluluk sahibi kılıyor. Nihayetinde tercihlerinin sorumluluğunu üstlenen ve hesabını vermeyi de göze alan bir varlık; insan…
Kitabın Sosyal Medya ile İmtihanı
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.