Beklemek, insan varoluşunun en temel fakat çoğu zaman en az fark edilen tecrübelerinden biridir. İnsan, yaşamı boyunca bir dizi bekleme ânının kıyısında durur: doğumu bekleyen bir anne, haber bekleyen bir âşık, kurtuluşu bekleyen bir toplum… Beklemek, görünürde zamanın akışına boyun eğmek gibi dururken, aslında insanın gelecekle, umutla ve zamanla kurduğu derin bir ilişki biçimidir.
Felsefi düşüncede bekleme, zamansallığın bir izdüşümü olarak ele alınmıştır. Heidegger için beklemek, insanın geleceğe yönelmiş “tasarı” varlığının bir ifadesidir; Kierkegaard için ise umutla ve imanla örülmüş bir varoluş tarzıdır. Camus, bu bekleyişin anlamsızlığını vurgulayarak, beklemenin absürt yönünü öne çıkarır. Bununla birlikte İslami gelenekte beklemek, sabır, tevekkül ve teslimiyetle bütünleşir; insanın içsel direncinin, olgunlaşmasının ve hakikat arayışının bir göstergesi hâline gelir.
Modern çağda bekleme deneyimi radikal biçimde dönüşmüştür. Dijital çağın hız ekonomisi, beklemeyi bir eksiklik olarak tanımlamaya başlamış; hız ve anlık tatmin kültürü, insanın zamana tahammülünü aşındırmıştır. Bu dönüşüm, Bauman’ın “akışkan modernite” kavramında somutlaşır: Artık hiçbir şey beklemeye değmez görünür, çünkü her şey anında erişilebilir hâle gelmiştir.
Varoluşsal Boyut: Zamanın Eşiğinde İnsan
Heidegger ve Zamansal Açıklık
Bu yazının devamı
221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Rabbim! Girmiş olduğum çalışmaya doğrulukla girmeyi, çıkarken de doğrulukla çıkmayı nasip et. Katından bana yardım edecek bir güç, kuvvet ve nusret ver. İsrâ Sûresi 80. Âyette: “Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velisidirler, birbirlerine sahip çıkarlar ve birbirlerine destek olurlar”
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Toplumların adalet istemi niye özlem olarak kalmış, bir türlü vuslat gerçekleşmemiştir?
Hammurabi yasaları, insan hakları beyannameleri, mecelleler yetersiz mi gelmiştir adalet özlemi için?
Neden insanlık tarih boyunca haksızlık üretmiş; sonra da onun altında ezilmiş de ezilmiştir?
Neden insan insanın kurdu olmuş, birbirini parçalayıp parçalayıp kenara atmıştır?
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Beklemenin Ontolojik Derinliği
Beklemek, insan varoluşunun en temel fakat çoğu zaman en az fark edilen tecrübelerinden biridir. İnsan, yaşamı boyunca bir dizi bekleme ânının kıyısında durur: doğumu bekleyen bir anne, haber bekleyen bir âşık, kurtuluşu bekleyen bir toplum… Beklemek, görünürde zamanın akışına boyun eğmek gibi dururken, aslında insanın gelecekle, umutla ve zamanla kurduğu derin bir ilişki biçimidir.
Felsefi düşüncede bekleme, zamansallığın bir izdüşümü olarak ele alınmıştır. Heidegger için beklemek, insanın geleceğe yönelmiş “tasarı” varlığının bir ifadesidir; Kierkegaard için ise umutla ve imanla örülmüş bir varoluş tarzıdır. Camus, bu bekleyişin anlamsızlığını vurgulayarak, beklemenin absürt yönünü öne çıkarır. Bununla birlikte İslami gelenekte beklemek, sabır, tevekkül ve teslimiyetle bütünleşir; insanın içsel direncinin, olgunlaşmasının ve hakikat arayışının bir göstergesi hâline gelir.
Modern çağda bekleme deneyimi radikal biçimde dönüşmüştür. Dijital çağın hız ekonomisi, beklemeyi bir eksiklik olarak tanımlamaya başlamış; hız ve anlık tatmin kültürü, insanın zamana tahammülünü aşındırmıştır. Bu dönüşüm, Bauman’ın “akışkan modernite” kavramında somutlaşır: Artık hiçbir şey beklemeye değmez görünür, çünkü her şey anında erişilebilir hâle gelmiştir.
Heidegger ve Zamansal Açıklık
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
“İlim Edebi” Meselesi
Rabbim! Girmiş olduğum çalışmaya doğrulukla girmeyi, çıkarken de doğrulukla çıkmayı nasip et. Katından bana yardım edecek bir güç, kuvvet ve nusret ver. İsrâ Sûresi 80. Âyette: “Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velisidirler, birbirlerine sahip çıkarlar ve birbirlerine destek olurlar”
Kitabın Sosyal Medya ile İmtihanı
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer
Terazinin Adaleti
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Toplumların adalet istemi niye özlem olarak kalmış, bir türlü vuslat gerçekleşmemiştir?
Hammurabi yasaları, insan hakları beyannameleri, mecelleler yetersiz mi gelmiştir adalet özlemi için?
Neden insanlık tarih boyunca haksızlık üretmiş; sonra da onun altında ezilmiş de ezilmiştir?
Neden insan insanın kurdu olmuş, birbirini parçalayıp parçalayıp kenara atmıştır?
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Kalk Kendi Önünden
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.