Beklemek, insan varoluşunun en temel fakat çoğu zaman en az fark edilen tecrübelerinden biridir. İnsan, yaşamı boyunca bir dizi bekleme ânının kıyısında durur: doğumu bekleyen bir anne, haber bekleyen bir âşık, kurtuluşu bekleyen bir toplum… Beklemek, görünürde zamanın akışına boyun eğmek gibi dururken, aslında insanın gelecekle, umutla ve zamanla kurduğu derin bir ilişki biçimidir.
Felsefi düşüncede bekleme, zamansallığın bir izdüşümü olarak ele alınmıştır. Heidegger için beklemek, insanın geleceğe yönelmiş “tasarı” varlığının bir ifadesidir; Kierkegaard için ise umutla ve imanla örülmüş bir varoluş tarzıdır. Camus, bu bekleyişin anlamsızlığını vurgulayarak, beklemenin absürt yönünü öne çıkarır. Bununla birlikte İslami gelenekte beklemek, sabır, tevekkül ve teslimiyetle bütünleşir; insanın içsel direncinin, olgunlaşmasının ve hakikat arayışının bir göstergesi hâline gelir.
Modern çağda bekleme deneyimi radikal biçimde dönüşmüştür. Dijital çağın hız ekonomisi, beklemeyi bir eksiklik olarak tanımlamaya başlamış; hız ve anlık tatmin kültürü, insanın zamana tahammülünü aşındırmıştır. Bu dönüşüm, Bauman’ın “akışkan modernite” kavramında somutlaşır: Artık hiçbir şey beklemeye değmez görünür, çünkü her şey anında erişilebilir hâle gelmiştir.
İktidar biçimleri tarih boyunca tesis etmeye çalıştıkları otoritelerini uzamsal boyutta da gösterme kaygısı taşımışlardır. Mekâna müdahale bu uzamsal kaygının bir tür tezahürüdür. Keza mekân ideolojiden azade bir yapı olmayıp tam tersine ideolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Diğer bir değişle biçimler dünyası, bilinç dünyasının bir aktarım alanıdır. Tarih sahnesinde boy göstermiş devletler, imparatorluklar veya medeniyetler mekâna büyük oranda bu şekilde yaklaşmıştır.
Tarihsel olarak özgürlüğün yayılması, özellikle ekonomik ve siyasi alanlarda, egemen güçlerin çıkarlarıyla çatışmış ve bu durum daha sıkı ideolojik denetim mekanizmalarının devreye sokulmasına yol açmıştır. Günümüzde de benzer süreçler yaşanmaktadır; halkın bilgiye erişimi ve özgür düşünce pratiği genişledikçe, bu alanda müdahaleler ve baskılar çoğalmaktadır.
“Ben kendi işimi yapıyorum, sen kendi işini. Bu dünyaya senin beklentilerini karşılamaya gelmedim. Sen de bu dünyaya benim beklentilerime göre yaşamak zorun da değilsin. Sen sensin. Bende benim. Şans eseri birbirimizi bulursak, bu güzel.. Bulamazsak dert değil”. (Gestalt duası) Ben merkezli bir hayatın içerisinde yaşamaya çalışan zihinlerin bencil olmamaları ya da bencil davranmamaları söz konusu …
Anne baba şefkatinin sıcaklığının ötesinde ruhu üşürken, bedeninin konforu içindi tüm hesaplar. Özel odası olacak, özel okullarda okuyacak, özel arabalarla gezecek, marka elbiselerle büyüyecekti. Bunun için de para gerekliydi. Yani kazanılan her şey çocuğa rağmen çocuk içindi. Peki, çocuk ne içindi?
Korku ve şüphe ölür, amel hayat bulur.
Göz, kâinat derinliklerindekini görücü olur.
Kul olma makamı sağlamlaştırılınca, dilenci kâsesi, “Câm-ı cem” olur.
Millet-i Beyzâ’nın (İslam Milleti’nin) teni ve canı Lâ ilâhe illallah’dır. Bizim sazımızın perdesinde dolaşan Lâ İlâhe illlallah’dır.
Beklemenin Ontolojik Derinliği
Beklemek, insan varoluşunun en temel fakat çoğu zaman en az fark edilen tecrübelerinden biridir. İnsan, yaşamı boyunca bir dizi bekleme ânının kıyısında durur: doğumu bekleyen bir anne, haber bekleyen bir âşık, kurtuluşu bekleyen bir toplum… Beklemek, görünürde zamanın akışına boyun eğmek gibi dururken, aslında insanın gelecekle, umutla ve zamanla kurduğu derin bir ilişki biçimidir.
Felsefi düşüncede bekleme, zamansallığın bir izdüşümü olarak ele alınmıştır. Heidegger için beklemek, insanın geleceğe yönelmiş “tasarı” varlığının bir ifadesidir; Kierkegaard için ise umutla ve imanla örülmüş bir varoluş tarzıdır. Camus, bu bekleyişin anlamsızlığını vurgulayarak, beklemenin absürt yönünü öne çıkarır. Bununla birlikte İslami gelenekte beklemek, sabır, tevekkül ve teslimiyetle bütünleşir; insanın içsel direncinin, olgunlaşmasının ve hakikat arayışının bir göstergesi hâline gelir.
Modern çağda bekleme deneyimi radikal biçimde dönüşmüştür. Dijital çağın hız ekonomisi, beklemeyi bir eksiklik olarak tanımlamaya başlamış; hız ve anlık tatmin kültürü, insanın zamana tahammülünü aşındırmıştır. Bu dönüşüm, Bauman’ın “akışkan modernite” kavramında somutlaşır: Artık hiçbir şey beklemeye değmez görünür, çünkü her şey anında erişilebilir hâle gelmiştir.
Heidegger ve Zamansal Açıklık
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
221. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Mekânın İmkânı
İktidar biçimleri tarih boyunca tesis etmeye çalıştıkları otoritelerini uzamsal boyutta da gösterme kaygısı taşımışlardır. Mekâna müdahale bu uzamsal kaygının bir tür tezahürüdür. Keza mekân ideolojiden azade bir yapı olmayıp tam tersine ideolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Diğer bir değişle biçimler dünyası, bilinç dünyasının bir aktarım alanıdır. Tarih sahnesinde boy göstermiş devletler, imparatorluklar veya medeniyetler mekâna büyük oranda bu şekilde yaklaşmıştır.
Düşüncenin Evrimi
Tarihsel olarak özgürlüğün yayılması, özellikle ekonomik ve siyasi alanlarda, egemen güçlerin çıkarlarıyla çatışmış ve bu durum daha sıkı ideolojik denetim mekanizmalarının devreye sokulmasına yol açmıştır. Günümüzde de benzer süreçler yaşanmaktadır; halkın bilgiye erişimi ve özgür düşünce pratiği genişledikçe, bu alanda müdahaleler ve baskılar çoğalmaktadır.
Ne Kadar İhtimam Gösteriyoruz?
“Ben kendi işimi yapıyorum, sen kendi işini. Bu dünyaya senin beklentilerini karşılamaya gelmedim. Sen de bu dünyaya benim beklentilerime göre yaşamak zorun da değilsin. Sen sensin. Bende benim. Şans eseri birbirimizi bulursak, bu güzel.. Bulamazsak dert değil”. (Gestalt duası) Ben merkezli bir hayatın içerisinde yaşamaya çalışan zihinlerin bencil olmamaları ya da bencil davranmamaları söz konusu …
Çocuk Hayatın Nesnesi mi?
Anne baba şefkatinin sıcaklığının ötesinde ruhu üşürken, bedeninin konforu içindi tüm hesaplar. Özel odası olacak, özel okullarda okuyacak, özel arabalarla gezecek, marka elbiselerle büyüyecekti. Bunun için de para gerekliydi. Yani kazanılan her şey çocuğa rağmen çocuk içindi. Peki, çocuk ne içindi?
İlk Rükun Tevhid
Korku ve şüphe ölür, amel hayat bulur.
Göz, kâinat derinliklerindekini görücü olur.
Kul olma makamı sağlamlaştırılınca, dilenci kâsesi, “Câm-ı cem” olur.
Millet-i Beyzâ’nın (İslam Milleti’nin) teni ve canı Lâ ilâhe illallah’dır. Bizim sazımızın perdesinde dolaşan Lâ İlâhe illlallah’dır.
Alışverişe devam et