Allah, adaleti emreder; taşkınlığı ve azgınlığı yasaklar. Bu emir ve yasakları dikkate almamızı ve ancak bu sayede arınabileceğimizi vazeder. (Nahl, 90)
Müslümanlar, uzun bir zamandır bu ayeti her Cuma hutbede dinler, namazını eda eder ve rızkını aramak için yeryüzüne dağılır. Gayrimüslimler de kutsal kitaplarında buna benzer vâz-ı nasihatleri okurlar ve ayinlerinde dinlerler. Diğer beşeri dinler de insanlığın saadeti için manifestolarına “adalet” ilkesini eklerler. Hukuk sistemini ise terazi sembolize eder. Ve insanlık, var olduğundan beri adalet arayışı içinde yorulup gider.
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Bu yazının devamı
202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İddiasını kaybetmiş bir din söylemi ya tarih sahnesinden çekilecek ya da başka ideolojilerin boyunduruğuna girmekten başka bir yol bulamayacaktır. Biz İslam’ın tarih boyunca olduğu gibi bugün de insanlığın problemlerine çözüm bulma potansiyeline sahip olduğuna inanıyoruz. Bu anlamıyla İslam, misyonunu tamamlayarak tarih sahnesindeki yerini almış bir din değildir.
Başka birinin sana çiçek getirmesini beklemeden
Kendi bahçeni yeşert…
Ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ne kadar dayanıklı olduğunu göreceksin…
Ne kadar güçlü olduğunu
Ve ne kadar değerli olduğunu öğreneceksin…
Her yeni elveda ile öğreneceksin…”
“Ben ötekime (yekdiğerime ) karşı sorumluyum. Ben yekdiğerime dair “iyiyi” istiyorum. Her tek kişinin diğerine dair “iyiyi” istemesini arzuluyorum. Erdemli davranışlarda bulunmaktan zevk alıyorum.” Bu şekilde bir bilinç düzeyi, felsefeyi bilmenin ötesinde atölye ortamında “Felsefe yapmakla” mümkün olur. Şöyle ki atölye ortamında felsefe yapmakla, artık birtakım ödüllendirmelerle erdemleri öğretmek yerine öğrencilerin içlerindeki erdemleri kendilerinden itibaren keşfettirmeye yönelik bir sürece girilmiş bulunulmaktadır. Ödüllendirmelerle dışarıdan bir etkiyle erdemler öğretilmeye çalışılmıştır oysaki erdemler çocukların içlerindedir ve erdemler açığa çıkmayı beklemektedir.
“Edebiyat” ile “edeb” Arapçada aynı kökten türetilen kelimelerdir. Edebi eser verenlere de yine aynı kökten türetilen “edib” adı verilir. Bu sebeple edebiyat ile edeb arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu bağı koparan her türlü eser de
Değişmek, dönüşmek veya dönüştürmek… İnsan yaşamının vazgeçilmez kavramları. Bunlar olmadan ‘ben yaşıyorum’ ve ‘ben de varım’ diyebilmek gerçekten çok zor. Çünkü insan hayatı sürekli biyolojik, sosyolojik ve psikolojik bir değişim
Terazinin Adaleti
Allah, adaleti emreder; taşkınlığı ve azgınlığı yasaklar. Bu emir ve yasakları dikkate almamızı ve ancak bu sayede arınabileceğimizi vazeder. (Nahl, 90)
Müslümanlar, uzun bir zamandır bu ayeti her Cuma hutbede dinler, namazını eda eder ve rızkını aramak için yeryüzüne dağılır. Gayrimüslimler de kutsal kitaplarında buna benzer vâz-ı nasihatleri okurlar ve ayinlerinde dinlerler. Diğer beşeri dinler de insanlığın saadeti için manifestolarına “adalet” ilkesini eklerler. Hukuk sistemini ise terazi sembolize eder. Ve insanlık, var olduğundan beri adalet arayışı içinde yorulup gider.
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Bu yazının devamı 202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İddiasını Kaybetmiş Bir Din Söylemi ya da İçtihadı Yeniden Düşünmek
İddiasını kaybetmiş bir din söylemi ya tarih sahnesinden çekilecek ya da başka ideolojilerin boyunduruğuna girmekten başka bir yol bulamayacaktır. Biz İslam’ın tarih boyunca olduğu gibi bugün de insanlığın problemlerine çözüm bulma potansiyeline sahip olduğuna inanıyoruz. Bu anlamıyla İslam, misyonunu tamamlayarak tarih sahnesindeki yerini almış bir din değildir.
Kendi Bahçeni Sen Yeşertmelisin…
Başka birinin sana çiçek getirmesini beklemeden
Kendi bahçeni yeşert…
Ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ne kadar dayanıklı olduğunu göreceksin…
Ne kadar güçlü olduğunu
Ve ne kadar değerli olduğunu öğreneceksin…
Her yeni elveda ile öğreneceksin…”
Neden Atölye Ortamında Düşünmek?
“Ben ötekime (yekdiğerime ) karşı sorumluyum. Ben yekdiğerime dair “iyiyi” istiyorum. Her tek kişinin diğerine dair “iyiyi” istemesini arzuluyorum. Erdemli davranışlarda bulunmaktan zevk alıyorum.” Bu şekilde bir bilinç düzeyi, felsefeyi bilmenin ötesinde atölye ortamında “Felsefe yapmakla” mümkün olur. Şöyle ki atölye ortamında felsefe yapmakla, artık birtakım ödüllendirmelerle erdemleri öğretmek yerine öğrencilerin içlerindeki erdemleri kendilerinden itibaren keşfettirmeye yönelik bir sürece girilmiş bulunulmaktadır. Ödüllendirmelerle dışarıdan bir etkiyle erdemler öğretilmeye çalışılmıştır oysaki erdemler çocukların içlerindedir ve erdemler açığa çıkmayı beklemektedir.
Sosyal Medya Edebiyatı (Mı?)
“Edebiyat” ile “edeb” Arapçada aynı kökten türetilen kelimelerdir. Edebi eser verenlere de yine aynı kökten türetilen “edib” adı verilir. Bu sebeple edebiyat ile edeb arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu bağı koparan her türlü eser de
Hayat Yansıttıklarımızdan mı İbaret
Değişmek, dönüşmek veya dönüştürmek… İnsan yaşamının vazgeçilmez kavramları. Bunlar olmadan ‘ben yaşıyorum’ ve ‘ben de varım’ diyebilmek gerçekten çok zor. Çünkü insan hayatı sürekli biyolojik, sosyolojik ve psikolojik bir değişim
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.