İnsan, tarih boyunca düzen kurma arzusuyla hareket etmiş; bu arzunun sonucu olarak da hukuk sistemlerini, kurumları ve bürokrasiyi inşa etmiştir. Ancak bu yapıların doğasında taşıdığı bir risk vardır: Başlangıçta insanı korumak ve toplumsal düzeni sağlamak amacıyla kurulan sistemler, zamanla kendi iç mantıklarını üretir ve bu mantık, insanı merkeze almak yerine onu araçsallaştırmaya başlayabilir. İşte bu dönüşümün en çarpıcı ve sarsıcı anlatımlarından biri, Franz Kafka’nın Dava adlı eserinde karşımıza çıkar.
Kafka’nın Dava’sı, yalnızca bir bireyin başına gelen tuhaf bir yargılama sürecini anlatmaz; aynı zamanda modern bürokrasinin görünmez duvarlarını, anlaşılmaz işleyişini ve insanı yutan doğasını gözler önüne seren güçlü bir alegoridir. Josef K.’nın bir sabah hiçbir açıklama yapılmadan tutuklanmasıyla başlayan süreç, aslında bir suç soruşturmasından çok daha fazlasıdır. Bu, insanın kendi kurduğu sistem karşısında nasıl çaresizleştiğinin, anlam arayışının nasıl karşılıksız kaldığının ve nihayetinde bireyin nasıl silindiğinin hikâyesidir.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsanların şiddete başvurmalarını çoğunlukla toplum, din veya kültür bağlantılı olarak ele alma eğilimi çalışmalara hâkim durumdadır. Bu yaklaşımların, bir dinin ve özellikle İslâm’ın bu soruna sunduğu çözümü ortaya çıkarmakta yetersiz kalacağı açıktır. Bazı insanların sorunlarını çözmek veya istedikleri sonuca ulaşmak için neden şiddeti tercih ettiğini anlamak için insan psikolojisini tahlil etmeye çalışabiliriz.
‘Ve lâ galibe illallâh’, ‘üstün olan yalnızca Allah’tır’, ‘Allah’tan başka üstün olan yoktur’ ifadesi, tarihten bir süreliğine çekilen bir toplumun, çekilirken mimariye kazınan inancını imlemektedir. Yıpranmış, zayıflamış ama yitmemiş, yitirilmemiş güvenini… El-Hamrâ’nın birçok yerine nakşedilmiş bu ifadeyle Endülüslüler, “artık bu topraklarda var olmayı sürdürmenin kendileri için ne kadar çetin ve belki de imkânsız bir şey olduğunu anlamış olmalıdırlar.”
17. yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı
Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor.
Bilinen insanlık tarihinin en kadim meselesidir göç… Bir yerden başka bir yere gitmek anlamında hareketi/dinamizmi/devingenliği havi bir boyuta sahiptir. Nedenleri çeşitlidir… Coğrafyanın zorlayıcılığı olabileceği gibi açlık-yoksulluk-kıtlık-savaş da olabilir… Bir inancın-itikadın-ideolojinin yayılmasını sağlamak ya da ticari faaliyetler de dahildir bu nedenlerin arasına… Her halükarda mekan değişimi söz konusudur ve bu değişim tarih boyunca başka değişimleri de beraberinde getirmiştir.
Bürokrasinin Görünmez Duvarları: Kafkaesk Adalet ve “Dava”
İnsan, tarih boyunca düzen kurma arzusuyla hareket etmiş; bu arzunun sonucu olarak da hukuk sistemlerini, kurumları ve bürokrasiyi inşa etmiştir. Ancak bu yapıların doğasında taşıdığı bir risk vardır: Başlangıçta insanı korumak ve toplumsal düzeni sağlamak amacıyla kurulan sistemler, zamanla kendi iç mantıklarını üretir ve bu mantık, insanı merkeze almak yerine onu araçsallaştırmaya başlayabilir. İşte bu dönüşümün en çarpıcı ve sarsıcı anlatımlarından biri, Franz Kafka’nın Dava adlı eserinde karşımıza çıkar.
Kafka’nın Dava’sı, yalnızca bir bireyin başına gelen tuhaf bir yargılama sürecini anlatmaz; aynı zamanda modern bürokrasinin görünmez duvarlarını, anlaşılmaz işleyişini ve insanı yutan doğasını gözler önüne seren güçlü bir alegoridir. Josef K.’nın bir sabah hiçbir açıklama yapılmadan tutuklanmasıyla başlayan süreç, aslında bir suç soruşturmasından çok daha fazlasıdır. Bu, insanın kendi kurduğu sistem karşısında nasıl çaresizleştiğinin, anlam arayışının nasıl karşılıksız kaldığının ve nihayetinde bireyin nasıl silindiğinin hikâyesidir.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Şiddet Epistemolojisinin Temeli ve Yönelimleri
İnsanların şiddete başvurmalarını çoğunlukla toplum, din veya kültür bağlantılı olarak ele alma eğilimi çalışmalara hâkim durumdadır. Bu yaklaşımların, bir dinin ve özellikle İslâm’ın bu soruna sunduğu çözümü ortaya çıkarmakta yetersiz kalacağı açıktır. Bazı insanların sorunlarını çözmek veya istedikleri sonuca ulaşmak için neden şiddeti tercih ettiğini anlamak için insan psikolojisini tahlil etmeye çalışabiliriz.
Mimarinin Gözü Gözün İmarı
‘Ve lâ galibe illallâh’, ‘üstün olan yalnızca Allah’tır’, ‘Allah’tan başka üstün olan yoktur’ ifadesi, tarihten bir süreliğine çekilen bir toplumun, çekilirken mimariye kazınan inancını imlemektedir. Yıpranmış, zayıflamış ama yitmemiş, yitirilmemiş güvenini… El-Hamrâ’nın birçok yerine nakşedilmiş bu ifadeyle Endülüslüler, “artık bu topraklarda var olmayı sürdürmenin kendileri için ne kadar çetin ve belki de imkânsız bir şey olduğunu anlamış olmalıdırlar.”
İnsanın Terkedilişi: Dijital ve Siber Bedenler
17. yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı
En Büyük Kötülükle Uzlaşmak
Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor.
Kim Yerli? Kim Göçmen? Kim Yabancı?
Bilinen insanlık tarihinin en kadim meselesidir göç… Bir yerden başka bir yere gitmek anlamında hareketi/dinamizmi/devingenliği havi bir boyuta sahiptir. Nedenleri çeşitlidir… Coğrafyanın zorlayıcılığı olabileceği gibi açlık-yoksulluk-kıtlık-savaş da olabilir… Bir inancın-itikadın-ideolojinin yayılmasını sağlamak ya da ticari faaliyetler de dahildir bu nedenlerin arasına… Her halükarda mekan değişimi söz konusudur ve bu değişim tarih boyunca başka değişimleri de beraberinde getirmiştir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.