‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir. Bunu, basitçe, toplumsal ‘anomi’ durumlarında ortaya çıkan varoluşsal bir ‘arayış’ olarak nitelendirmek mümkündür. Fakat modernite-sonrası dönemde, mesele, bazı bakımlardan bunun da ötesine geçtiği ve bir anlamda ‘varoluşsal buhran’a dönüştüğü için meseleyi ciddiyetle ele almak gerekmektedir. Çünkü meselenin Müslümanları da doğrudan ilgilendiren boyutları vardır. Peki, bu çerçevede ‘kimlik’ meselesi için neler söylenebilir? Zannımca, bu bağlamda sorulması gereken soruları özetle şu şekilde ifadelendirmek mümkündür: Kimliğin somut ve genel geçer bir tanımı yapılabilir mi? İnsan kimliğinin ‘benlik’ ve ‘şahsiyet’le ilişkisi nedir? Biyolojik, kültürel ve ekonomik faktörlerin ‘kimlik’ oluşumundaki rolü nedir? İnsan kimliğini belirleyen tek bir faktör mü vardır, yoksa bu noktada ‘çoklu faktörler’den bahsetmek mi daha doğrudur? Ve tabii ki bu tartışmalar çerçevesinde, ‘Müslüman’a özgü bir ‘kimlik’ten bahsetmek mümkün müdür? Mümkünse, ‘Müslüman kimlik’i nasıl tanımlamak gerekir? Bu kimliğin çağdaş dönemde belirleyenleri nelerdir?
Gerek Anayasa yapım sürecinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin Anayasa’nın eşitlik maddesinde değil de ilgili maddenin gerekçesinde düzenleneceğine dair basında çıkan haberler, gerek 30 Eylül’de açıklanan de-mokratikleşme paketinde bu ifadelere dair herhangi bir atfın yapılmaması siyasî
Tarih, bir disiplin olma sıfatıyla insana ait olan tecrübenin kendisiyle ilgilenir. Sadece vakalar veya kişiler özeline indirgenmiş bir içerikle değil, bu tecrübelerin ortak yönelim ve tekrarlarının dayandığı birtakım ortak kurallar dizgesini de tespit etmeye çalışır. Tarih boyunca insan toplulukları birbiri ardına oluşur, ortaya pratikler koyar, kendine tespit edilen zaman dilimini yaşar ve sırasını kendinden sonraki kuşağa bırakır.
Hiç şüphesiz güzellik kavramını gündemine alan bütün çalışmalar sanat, dil ve belki edebiyat alanına da bakmak durumunda kalacaklardır. Ben, “Vahiy ve Sanat” çalışmamı daha ziyade Müslüman çevrelerdeki yanlış
Oblomov, tembelliği bir türlü yenememiş, geçimini sağlamak için topraklarını satmak zorunda kalmıştır. Çalışmak gerektiğini, hayatın sürekli bir mücadele olduğunu düşünmüşse de bunu eyleme dökememiş ve sorumlulukları hep erteleme yoluna gitmiştir.
Ayrımcılığın önlenmesi, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun görüşlerinin dikkate alınması gibi dört temel ilke üzerine bina edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesi çocuğun tanımıyla başlar. Her türlü ayrımcılığı yasaklayan sözleşmede çocuğun yüksek yararı,
Müslümanın ‘Kim’liği
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir. Bunu, basitçe, toplumsal ‘anomi’ durumlarında ortaya çıkan varoluşsal bir ‘arayış’ olarak nitelendirmek mümkündür. Fakat modernite-sonrası dönemde, mesele, bazı bakımlardan bunun da ötesine geçtiği ve bir anlamda ‘varoluşsal buhran’a dönüştüğü için meseleyi ciddiyetle ele almak gerekmektedir. Çünkü meselenin Müslümanları da doğrudan ilgilendiren boyutları vardır. Peki, bu çerçevede ‘kimlik’ meselesi için neler söylenebilir? Zannımca, bu bağlamda sorulması gereken soruları özetle şu şekilde ifadelendirmek mümkündür: Kimliğin somut ve genel geçer bir tanımı yapılabilir mi? İnsan kimliğinin ‘benlik’ ve ‘şahsiyet’le ilişkisi nedir? Biyolojik, kültürel ve ekonomik faktörlerin ‘kimlik’ oluşumundaki rolü nedir? İnsan kimliğini belirleyen tek bir faktör mü vardır, yoksa bu noktada ‘çoklu faktörler’den bahsetmek mi daha doğrudur? Ve tabii ki bu tartışmalar çerçevesinde, ‘Müslüman’a özgü bir ‘kimlik’ten bahsetmek mümkün müdür? Mümkünse, ‘Müslüman kimlik’i nasıl tanımlamak gerekir? Bu kimliğin çağdaş dönemde belirleyenleri nelerdir?
Bu yazının devamı 189. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
189. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İnsan Fıtratını Bozma Girişimi Olarak Cinsiyet Eşitliği Projesi
Gerek Anayasa yapım sürecinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin Anayasa’nın eşitlik maddesinde değil de ilgili maddenin gerekçesinde düzenleneceğine dair basında çıkan haberler, gerek 30 Eylül’de açıklanan de-mokratikleşme paketinde bu ifadelere dair herhangi bir atfın yapılmaması siyasî
Bir Kentin Tarihinden Bugüne
Tarih, bir disiplin olma sıfatıyla insana ait olan tecrübenin kendisiyle ilgilenir. Sadece vakalar veya kişiler özeline indirgenmiş bir içerikle değil, bu tecrübelerin ortak yönelim ve tekrarlarının dayandığı birtakım ortak kurallar dizgesini de tespit etmeye çalışır. Tarih boyunca insan toplulukları birbiri ardına oluşur, ortaya pratikler koyar, kendine tespit edilen zaman dilimini yaşar ve sırasını kendinden sonraki kuşağa bırakır.
Bakma Biçimlerinden Güzellik Olgusuna
Hiç şüphesiz güzellik kavramını gündemine alan bütün çalışmalar sanat, dil ve belki edebiyat alanına da bakmak durumunda kalacaklardır. Ben, “Vahiy ve Sanat” çalışmamı daha ziyade Müslüman çevrelerdeki yanlış
Bir Toplumun Çöküşü Anlatılır Oblomov Üzerinden
Oblomov, tembelliği bir türlü yenememiş, geçimini sağlamak için topraklarını satmak zorunda kalmıştır. Çalışmak gerektiğini, hayatın sürekli bir mücadele olduğunu düşünmüşse de bunu eyleme dökememiş ve sorumlulukları hep erteleme yoluna gitmiştir.
BM Çocuk Hakları Sözleşmesine Eleştirel Yaklaşım
Ayrımcılığın önlenmesi, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun görüşlerinin dikkate alınması gibi dört temel ilke üzerine bina edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilk maddesi çocuğun tanımıyla başlar. Her türlü ayrımcılığı yasaklayan sözleşmede çocuğun yüksek yararı,
Alışverişe devam et