Sanat, bir “temsil biçimi” olmasının yanında ve belki ondan daha çok, bir medeniyetin, dünya görüşünün, hayat biçiminin, inanma şeklinin, velâkin insanları gerek ferdi gerekse de toplumsal anlamda ilgilendiren her şeyin, kendisini ifşa ve inşa etme biçimidir. Medeniyetlerin “surete”, sese, renge, forma, harekete, zamana dönüşmesi… Velâkin sanat tarihine, “medeniyetlerin ruhlarının” tarihi olarak bakmak mümkündür.
Antik Yunan tragedyası, bu anlamda, Antik Yunan toplumunun, inandığı ve yaşadığı şeylerin ve ait olduğu “kozmosun” dışavurumu sayılmalı. Tanrı-âlem-insan tasavvurunun…
Önemli edebiyat düşünürlerinden George Steiner, kıymetli kitabı “Tragedyanın Ölümü“nde, çok önemli bir tespit yapar: “Tragedya, dünyada istenmeyen misafir olduğunu bilen insanın macerasıdır!” Bu tespit, Antik Yunan’ın ne olduğu sorusuna içkin cevapları olan bir tespittir aynı zamanda.
İnsan, dünyada istenmeyen misafir olduğunu bilirse ne yapar?
Bu yazının devamı
199. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
“İhtiyaçlar ile bu ihtiyaçları karşılayan kaynaklar arasında bir uyumsuzluk vardır. İnsanın ihtiyaçları sınırsız, kaynaklar ise kıttır.” argümanı yıllarca üçüncü sınıf köşe yazarlarından sözde alanlarında uzman ekonomi profesörlerine kadar tüm kapitalist ideologlar tarafından savunulmuş, küçük revizyonlardan geçirilerek ders kitaplarında da yer almıştır.
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
Tragedyadan Modern Sinemaya Şiddetin Görünümleri
Sanat, bir “temsil biçimi” olmasının yanında ve belki ondan daha çok, bir medeniyetin, dünya görüşünün, hayat biçiminin, inanma şeklinin, velâkin insanları gerek ferdi gerekse de toplumsal anlamda ilgilendiren her şeyin, kendisini ifşa ve inşa etme biçimidir. Medeniyetlerin “surete”, sese, renge, forma, harekete, zamana dönüşmesi… Velâkin sanat tarihine, “medeniyetlerin ruhlarının” tarihi olarak bakmak mümkündür.
Antik Yunan tragedyası, bu anlamda, Antik Yunan toplumunun, inandığı ve yaşadığı şeylerin ve ait olduğu “kozmosun” dışavurumu sayılmalı. Tanrı-âlem-insan tasavvurunun…
Önemli edebiyat düşünürlerinden George Steiner, kıymetli kitabı “Tragedyanın Ölümü“nde, çok önemli bir tespit yapar: “Tragedya, dünyada istenmeyen misafir olduğunu bilen insanın macerasıdır!” Bu tespit, Antik Yunan’ın ne olduğu sorusuna içkin cevapları olan bir tespittir aynı zamanda.
İnsan, dünyada istenmeyen misafir olduğunu bilirse ne yapar?
Bu yazının devamı 199. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kalpsiz Bir Dünyadan Kalpsiz Bir Algoritmaya
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Dünyanın Boyasıyla Boyanmış Yüzler
“İhtiyaçlar ile bu ihtiyaçları karşılayan kaynaklar arasında bir uyumsuzluk vardır. İnsanın ihtiyaçları sınırsız, kaynaklar ise kıttır.” argümanı yıllarca üçüncü sınıf köşe yazarlarından sözde alanlarında uzman ekonomi profesörlerine kadar tüm kapitalist ideologlar tarafından savunulmuş, küçük revizyonlardan geçirilerek ders kitaplarında da yer almıştır.
Bir Hazan Yurdu: Filistin
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Eleştiri, Bize Yabancı Bir Mefhum..
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Gelenekçiliğin Reaksiyon Girdabı ve Eleştirel Düşünce
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.