“Meksika’da Zapatista hareketi, Fransa’da 1995 kışında yaşanan toplumsal hareket ve daha geniş bir bağlamda alternatif-küreselleşmenin uluslararası ölçekte güçlenmesinden beri, hâlihazırda tahakkümlere karşı bireysel ve kolektif özerkliğin ele geçirilmesi olarak özgürleşme meselesi yeniden gündemde. Elbette henüz el yordamıyla yürür halde, neye karşı olduğu neden yana olduğuna göre çok belirgin. Ama piyasa hegemonyası karşısındaki çoklu dirençler ütopyaya yeniden bağlanmak için daha şimdiden birer tutamak oluşturuyor. Ama bu arada, bugün yeniden sözünü etmeye başladığımız özgürleşme ile 18. Yüzyılın Aydınlanmacılarının ya da 19. Ve 20. Yüzyılın sosyalistlerinin kafasındaki özgürleşme aynı mıdır? Yoksa geçmişteki özgürleştirici geleneklerin çoğu unutulmuş deneyimlerinden hareketle 21. Yüzyılın meselelerine uyarlanmış yeni bir özgürleşme siyasetinin ortaya çıkmasını mı sağlamak gerekir? Zor bir soru, yanıtı tahminlere ve rastlantılara bağlı.”
Fransız sosyolog Philippe CORCUFF Rönesans ile doğan ve Aydınlanma ile yayılan hem davranışları hem de toplumsal pratikleri daha çok bireyleştiren bireycilik meselesini Marx, Proudhon, Stirner ve Durkheim üzerinden anlatıyor. Yazara göre birey özerklik talepleri ile birlikte çoğu zaman eski kolektif normlara, cemaatin kısıtlamalarına ve ‘biz’in zorbalıklarına karşı kuruldu. Ve her alanda adetler, gelenek ve otoriteye karşı mücadeleyi sistemleştirmiştir. Marx ve Proudhon hem çözümlemelerinde hem de alternatif toplum tasarımlarında bireyselliği önemseseler de sonuçta toplum meselesini öncelediler. Anarşist gelenek ise bireyselliği çok daha fazla önemsemiştir ve onu ekonomik liberalizmin yaptığı gibi piyasa ölçüsüne indirgememiştir. Yazara göre kitap bireycilik meselesi konusunda Marx ve Durkheim gibi toplum bilimleri klasiklerinin önerdiği çözümlemelere geri dönerek öncelikle sosyolojik bir katkıda bulunmak istiyor.
“Geçmişte veya bugünkü hangi sosyal sistem, isteyen herkesin kapitalizme atfettiği herhangi bir sosyal kötülük bakımından daha iyi bir sicile sahiptir? Ortaçağ feodalizmi mi? Mutlak monarşi mi? Sosyalizm veya faşizm mi? Cevap yok. 1917’de Rus köylüleri “Toprak ve Özgürlük!” talep ediyorlardı.”
“Dinin onayı olmadan ahlâki karakterin oluşması pek mümkün değildir. Herkesin zamanla psikolojik yapısından da destek alarak dayanılmaz baskılara bile karşı koyabilmesi, kendisine hâkim olması mümkündür. Mümkün olduğuna göre bu iş
Bir argüman mantık kriterini sağlamasa da kimi zaman sadece doğru öncülleri olduğu için iyi argüman olabilir. Evet en iyi argüman olamaz ancak sadece en iyi argümanları kabul edecek olursak zihni kapasitemizi epeyce kapatmış oluruz ve yaşadığımız pek çok şeyi rasyonel bir şekilde anlamlandıramayız.
“Özetleyecek olursak geleneksel bir eğitimin bileşenleri şunlardır: varlık olarak hakikatin sırlarına giriş; gerçeklik ve vahdet doktrini ile birlik ve gerçekleştirme metodu; duanın ‘kurtarıcı gemisi’; ‘erdem’in’ ahlâki duyarlılığının geliştirilmesi ve estetik ‘güzellik’ duyarlılığı.
“1905’de Japon filosu, Uzakdoğu’ya ulaşmak için dünyanın yarısını dolanıp gelen Rus donanmasının büyük bölümünü imha etti. Ortaçağ’dan beri ilk kez Avrupalı olmayan bir ülke, büyük bir savaşta bir Avrupa gücünü yenmişti. 1905’in sonunda Çinli komutan Sun
Kamusal ve Özel Alan’dan Bütünlüklü Ahlaki Bir Yaşama
BİREYCİLİĞİN MESELESİ
“Meksika’da Zapatista hareketi, Fransa’da 1995 kışında yaşanan toplumsal hareket ve daha geniş bir bağlamda alternatif-küreselleşmenin uluslararası ölçekte güçlenmesinden beri, hâlihazırda tahakkümlere karşı bireysel ve kolektif özerkliğin ele geçirilmesi olarak özgürleşme meselesi yeniden gündemde. Elbette henüz el yordamıyla yürür halde, neye karşı olduğu neden yana olduğuna göre çok belirgin. Ama piyasa hegemonyası karşısındaki çoklu dirençler ütopyaya yeniden bağlanmak için daha şimdiden birer tutamak oluşturuyor. Ama bu arada, bugün yeniden sözünü etmeye başladığımız özgürleşme ile 18. Yüzyılın Aydınlanmacılarının ya da 19. Ve 20. Yüzyılın sosyalistlerinin kafasındaki özgürleşme aynı mıdır? Yoksa geçmişteki özgürleştirici geleneklerin çoğu unutulmuş deneyimlerinden hareketle 21. Yüzyılın meselelerine uyarlanmış yeni bir özgürleşme siyasetinin ortaya çıkmasını mı sağlamak gerekir? Zor bir soru, yanıtı tahminlere ve rastlantılara bağlı.”
Fransız sosyolog Philippe CORCUFF Rönesans ile doğan ve Aydınlanma ile yayılan hem davranışları hem de toplumsal pratikleri daha çok bireyleştiren bireycilik meselesini Marx, Proudhon, Stirner ve Durkheim üzerinden anlatıyor. Yazara göre birey özerklik talepleri ile birlikte çoğu zaman eski kolektif normlara, cemaatin kısıtlamalarına ve ‘biz’in zorbalıklarına karşı kuruldu. Ve her alanda adetler, gelenek ve otoriteye karşı mücadeleyi sistemleştirmiştir. Marx ve Proudhon hem çözümlemelerinde hem de alternatif toplum tasarımlarında bireyselliği önemseseler de sonuçta toplum meselesini öncelediler. Anarşist gelenek ise bireyselliği çok daha fazla önemsemiştir ve onu ekonomik liberalizmin yaptığı gibi piyasa ölçüsüne indirgememiştir. Yazara göre kitap bireycilik meselesi konusunda Marx ve Durkheim gibi toplum bilimleri klasiklerinin önerdiği çözümlemelere geri dönerek öncelikle sosyolojik bir katkıda bulunmak istiyor.
Bu yazının devamı 194. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
194. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Gönüllü Fakirlik!
“Geçmişte veya bugünkü hangi sosyal sistem, isteyen herkesin kapitalizme atfettiği herhangi bir sosyal kötülük bakımından daha iyi bir sicile sahiptir? Ortaçağ feodalizmi mi? Mutlak monarşi mi? Sosyalizm veya faşizm mi? Cevap yok. 1917’de Rus köylüleri “Toprak ve Özgürlük!” talep ediyorlardı.”
Akleden Kalbi Besleyen Cevher: GÜZELLİK
“Dinin onayı olmadan ahlâki karakterin oluşması pek mümkün değildir. Herkesin zamanla psikolojik yapısından da destek alarak dayanılmaz baskılara bile karşı koyabilmesi, kendisine hâkim olması mümkündür. Mümkün olduğuna göre bu iş
TÖVBE -Yenilenme ve Dirilmenin İmkânı-
Bir argüman mantık kriterini sağlamasa da kimi zaman sadece doğru öncülleri olduğu için iyi argüman olabilir. Evet en iyi argüman olamaz ancak sadece en iyi argümanları kabul edecek olursak zihni kapasitemizi epeyce kapatmış oluruz ve yaşadığımız pek çok şeyi rasyonel bir şekilde anlamlandıramayız.
Bilgiçlikten Bilgeliğe İsyandan Tâate Bayağılıktan Zevk-i Selîme EĞİTİM
“Özetleyecek olursak geleneksel bir eğitimin bileşenleri şunlardır: varlık olarak hakikatin sırlarına giriş; gerçeklik ve vahdet doktrini ile birlik ve gerçekleştirme metodu; duanın ‘kurtarıcı gemisi’; ‘erdem’in’ ahlâki duyarlılığının geliştirilmesi ve estetik ‘güzellik’ duyarlılığı.
Bir Üst Eylem Olarak ADANMA
“1905’de Japon filosu, Uzakdoğu’ya ulaşmak için dünyanın yarısını dolanıp gelen Rus donanmasının büyük bölümünü imha etti. Ortaçağ’dan beri ilk kez Avrupalı olmayan bir ülke, büyük bir savaşta bir Avrupa gücünü yenmişti. 1905’in sonunda Çinli komutan Sun
Alışverişe devam et