“Öte yandan Kureyş dindarlığı derin bir manevi bağlılıktan veya yüce bir inanca sahip olmaktan ileri gelmiyordu. Aksine bir kabile tutuculuğu ve atalar mirasının sahiplenmesindeki taassuptan kaynaklanıyordu. Kureyş, dini, kendi emellerine alet etmişti ve onu dünyevi çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanıyordu. Medine’deki yeni düzene gelince, tek bir kaynaktan; bir ve tek olan Allah’a iman duygusundan hareket ediyordu. Mescit, bu tevhidin dini ve dünyevi boyutlarının uyum içinde tezahür ettiği bir alan sunuyordu. Dünyevi fonksiyonu siyasi kararlar, meşveretler, sözleşmeler ve ittifaklar şeklinde kendini gösterirken dini fonksiyonu namaz, dua, nafileler ve zikir şeklinde tecessüm ediyordu. Bu iki boyutun meczedilmesi Medine’de alışıldık bir durum değildi. Araplar, dünyevi çıkarlarını önceliklerinin zirvesinde konumlandırmaya alışkınlardı, dinin görevi ise bu dünyevi çıkarlara ek bir işleve sahipti.”
Doğru bir tarih yazımı ve tarih okuması, sıhhatli bir dünya görüşü için oldukça elzemdir. Kimi ciddi krizler yaşayan toplumlar tarih okumalarını aklî zeminden koparıp efsanelerle doldurmaya meyyaldirler. Bugün için İslâm toplumu adına bu tespiti yapmak çok güç bir durum değil. Keza Müslümanlar için tarihin en önemli noktası sayılabilecek Hz. Peygamberin ve ashabının yaşam devrinde kimi zaman bu yanlış okumaya maruz kalabilmiştir. Efsaneler, menkıbeler içine doldurulmuş bir siyer okuması, bugüne örnek olabilecek yönlerinin de buharlaşmasını beraberinde getiriyor. Bu kaygıyı aşabilmek için ortaya konan önemli eserlerden biride Wadah Khanfar’ın kaleme aldığı İlk Bahar isimli eser. Khanfar, Hz. Peygamberin siyerini siyasi ve stratejik bir okumaya tabi tutuyor. Hz. Peygamber, toplumunu, coğrafyasını, topluluklar arası ilişkileri oldukça iyi biliyordu ve tebliğini de bu şartları da oldukça iyi okuyarak tamamlamıştı.
Ben Merkezci İnsan Ve Kaybolan Gerçeklik Oktay Taftalı, Mühür Kitaplığı “Dijital dünya devrimi/dijital kapitalizm sayesinde, artık toplumlarda gerçeklik algısı yitirilmiştir. 20. yüzyıldan 21’e girildiğinde, gerçeklik bütünüyle metalaşmış veya içinde yaşadığımız nesneler dünyası salt ‘meta’ya indirgenmiştir. Kapitalist medeniyetin impresyonist yaşama kültürü, burada gerçekliğe bir kez daha takla attırır. Ve ürünü, ürünün taklidine, görüntüsüne indirgeyerek, bir yandan …
“Daha önce belirttiğimiz üzere bu kitabın tezi, herhangi bir modern İslami devlet kavramsallaştırmasının tabiatı gereği kendisiyle çelişeceğidir. Unutmamalıyız ki Müslümanlar bugün dünya nüfusunun beşte birini oluşturuyor ve madem ki modernite içinde yaşıyorlar, öyleyse modern projeyi de yaşıyorlar. Diğer herkes kadar bu projenin bir parçası olmak durumundalar. Elinizdeki kitap ise modern İslami devletin beraberinde getirdiği özçelişkilerin, modernitenin ahlaki açmazlarından kaynaklandığını savunuyor.
ÜÇ ZOR MESELE -TEKNİK, MEDENİYET, YABANCILAŞMA- İSMET ÖZEL, TİYO YAYINLARI “Türkiye’de hurafeciliğin canlılığını koruyarak günümüze ulaşmasının sebeplerinin başında sanıyorum, hurafeye karşı …
Akademik Aklın Eleştirisi – Pierre Bourdieu “Esasında akademik aklın(Kantçı anlamdaki) eleştirisini sorgulamaların genellikle dokunmadığı bir noktaya kadar itmek ve skhole(Yunanca: boş zaman, İngilizce: okul) durumunun, yani serbest ve dünyadaki aciliyetlerden ve dünyadan azat olmuş zaman durumunun varsayımlarının açıklığa kavuşturmak istiyordum. Fakat filozoflar, tıpkı diğer düşünce profesyonelleri gibi, bu varsayımları kendi pratiklerine katmakla kalmamış, bunları analiz …
“Bil ki ibadet kavramı, mekreme (ahlak ilkeleri) kavramından daha genel bir anlam içerir. Her ahlaki ilke ibadettir, ama her ibadet ahlaki ilke değildir. Aralarındaki belirgin fark şudur: İbadetlerin bilinen farzları, belirlenmiş sınırları vardır. Bu nedenle onları terk eden, haddi aşan zalim olur. Oysa ahlâkî ilkeler bunun tersidir. İnsan ibadetlerle ilgili vazifelerini hakkıyla yerine getirmedikçe şeriatın ahlâkî ilkelerini tamamlaması, kemale ermesi mümkün değildir. Bu bakımdan ibadetler, adalet kapsamında, ahlâkî ilkeler nafile ibadet kapsamında kabul edilmiştir. Birinci derecede önemli görevi, farzı ihmal eden kimsenin nafile ibadeti makbul değildir.
Kitap Seçkisi
İLK BAHAR
“Öte yandan Kureyş dindarlığı derin bir manevi bağlılıktan veya yüce bir inanca sahip olmaktan ileri gelmiyordu. Aksine bir kabile tutuculuğu ve atalar mirasının sahiplenmesindeki taassuptan kaynaklanıyordu. Kureyş, dini, kendi emellerine alet etmişti ve onu dünyevi çıkarlarına hizmet edecek şekilde kullanıyordu. Medine’deki yeni düzene gelince, tek bir kaynaktan; bir ve tek olan Allah’a iman duygusundan hareket ediyordu. Mescit, bu tevhidin dini ve dünyevi boyutlarının uyum içinde tezahür ettiği bir alan sunuyordu. Dünyevi fonksiyonu siyasi kararlar, meşveretler, sözleşmeler ve ittifaklar şeklinde kendini gösterirken dini fonksiyonu namaz, dua, nafileler ve zikir şeklinde tecessüm ediyordu. Bu iki boyutun meczedilmesi Medine’de alışıldık bir durum değildi. Araplar, dünyevi çıkarlarını önceliklerinin zirvesinde konumlandırmaya alışkınlardı, dinin görevi ise bu dünyevi çıkarlara ek bir işleve sahipti.”
Doğru bir tarih yazımı ve tarih okuması, sıhhatli bir dünya görüşü için oldukça elzemdir. Kimi ciddi krizler yaşayan toplumlar tarih okumalarını aklî zeminden koparıp efsanelerle doldurmaya meyyaldirler. Bugün için İslâm toplumu adına bu tespiti yapmak çok güç bir durum değil. Keza Müslümanlar için tarihin en önemli noktası sayılabilecek Hz. Peygamberin ve ashabının yaşam devrinde kimi zaman bu yanlış okumaya maruz kalabilmiştir. Efsaneler, menkıbeler içine doldurulmuş bir siyer okuması, bugüne örnek olabilecek yönlerinin de buharlaşmasını beraberinde getiriyor. Bu kaygıyı aşabilmek için ortaya konan önemli eserlerden biride Wadah Khanfar’ın kaleme aldığı İlk Bahar isimli eser. Khanfar, Hz. Peygamberin siyerini siyasi ve stratejik bir okumaya tabi tutuyor. Hz. Peygamber, toplumunu, coğrafyasını, topluluklar arası ilişkileri oldukça iyi biliyordu ve tebliğini de bu şartları da oldukça iyi okuyarak tamamlamıştı.
Bu yazının devamı 204. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
204. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Kitap Seçkisi
Ben Merkezci İnsan Ve Kaybolan Gerçeklik Oktay Taftalı, Mühür Kitaplığı “Dijital dünya devrimi/dijital kapitalizm sayesinde, artık toplumlarda gerçeklik algısı yitirilmiştir. 20. yüzyıldan 21’e girildiğinde, gerçeklik bütünüyle metalaşmış veya içinde yaşadığımız nesneler dünyası salt ‘meta’ya indirgenmiştir. Kapitalist medeniyetin impresyonist yaşama kültürü, burada gerçekliğe bir kez daha takla attırır. Ve ürünü, ürünün taklidine, görüntüsüne indirgeyerek, bir yandan …
Nida Dergisi 195 Sayı Kitap Seçkisi
“Daha önce belirttiğimiz üzere bu kitabın tezi, herhangi bir modern İslami devlet kavramsallaştırmasının tabiatı gereği kendisiyle çelişeceğidir. Unutmamalıyız ki Müslümanlar bugün dünya nüfusunun beşte birini oluşturuyor ve madem ki modernite içinde yaşıyorlar, öyleyse modern projeyi de yaşıyorlar. Diğer herkes kadar bu projenin bir parçası olmak durumundalar. Elinizdeki kitap ise modern İslami devletin beraberinde getirdiği özçelişkilerin, modernitenin ahlaki açmazlarından kaynaklandığını savunuyor.
Kitap Seçkisi
ÜÇ ZOR MESELE -TEKNİK, MEDENİYET, YABANCILAŞMA- İSMET ÖZEL, TİYO YAYINLARI “Türkiye’de hurafeciliğin canlılığını koruyarak günümüze ulaşmasının sebeplerinin başında sanıyorum, hurafeye karşı …
Kitap Seçkisi
Akademik Aklın Eleştirisi – Pierre Bourdieu “Esasında akademik aklın(Kantçı anlamdaki) eleştirisini sorgulamaların genellikle dokunmadığı bir noktaya kadar itmek ve skhole(Yunanca: boş zaman, İngilizce: okul) durumunun, yani serbest ve dünyadaki aciliyetlerden ve dünyadan azat olmuş zaman durumunun varsayımlarının açıklığa kavuşturmak istiyordum. Fakat filozoflar, tıpkı diğer düşünce profesyonelleri gibi, bu varsayımları kendi pratiklerine katmakla kalmamış, bunları analiz …
Kitap Seçkisi
“Bil ki ibadet kavramı, mekreme (ahlak ilkeleri) kavramından daha genel bir anlam içerir. Her ahlaki ilke ibadettir, ama her ibadet ahlaki ilke değildir. Aralarındaki belirgin fark şudur: İbadetlerin bilinen farzları, belirlenmiş sınırları vardır. Bu nedenle onları terk eden, haddi aşan zalim olur. Oysa ahlâkî ilkeler bunun tersidir. İnsan ibadetlerle ilgili vazifelerini hakkıyla yerine getirmedikçe şeriatın ahlâkî ilkelerini tamamlaması, kemale ermesi mümkün değildir. Bu bakımdan ibadetler, adalet kapsamında, ahlâkî ilkeler nafile ibadet kapsamında kabul edilmiştir. Birinci derecede önemli görevi, farzı ihmal eden kimsenin nafile ibadeti makbul değildir.
Alışverişe devam et