İnsanın yeryüzü sahnesine inişinden günümüze değin; insanoğlu, kendisini ifade etmek için, duygularını düşüncelerini anlatmak için, söz söyleme/cümle kurma gibi insanî hasletlerden yararlanır. Çağımız yazarlarından birçoğunun kitaplarında yer verdikleri Yuhanna İncilinde geçen “Önce söz vardı,” ifadesi bu açıdan ele alınabilir. Bunun yanında Hindistanlı bir bilge, “Önce sükût vardı; kelam değil der.” Ve bundan hareketle Tanrı sükûttur der. Ben bu söze iki açıdan bakıyorum. Birincisi, Allah’ı sözle, şiirle anlatamayacağımız. Bununla beraber Allah’ı sadece kelâmla sınırlandıramayacağımız gerçeği. İkincisi ise, Kur’ân-ı Kerîm’de, İnsan sûresinin ilk âyetinde geçen “dehr” kelimesiyle, yani dünyanın yaratılışıyla insanın yaratılışı arasındaki vakte (insanın bir değer olarak hiç anılmadığı zamanlar) işaret edebileceğini düşünüyorum.
Bu insanî hasletler, kişinin birikimince muayyen bir form alır ve bu form çerçevesinde kalıba dökülür. Kalıba dökülen bu form, kişinin kelimelerle çizilen suretidir artık. Bu suret, kiminde şiir; kiminde ise düzyazı ismini alıp, söz konusu kişinin suretine göre şair/yazar hüviyeti kazandırır kendisine. Sözgelimi İsmet Özel, şiir ile düzyazıyı keskin bir şekilde ayırıp, şiiri seçenlerin dini, düzyazıyı seçenlerin ise parayı tercih ettiğini söyler.
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Yılların arasından elma kokusu geliyor. Yorgun Mermi/ Kuddusi DEMİR Elma… Kulağıma kulağıma Elmadan fazla olduğunu Söyleyip duruyordu. İncir, nar, üzüm, karadut, böğürtlen Kızılcık hatta. Hatta’dan ve olmamaktan Bu yazının devamı 223. sayıda. Devamını okumak için satın alın Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır. 223. Sayıyı Satın Al Giriş yap
Bu mektupta kelamdan konuşalım dedim, kavramdan, anlamdan, bizi ilgilendiren en önemli konuların birinden yazayım istedim. Öyle ya, anlaşmak ancak ve ancak, anlamaya durmak, anlatmaya çalışmakla mümkündür, bunun için de söze/kelama ihtiyaç vardır. Gündemi dolduran konular bazen gönlü yoruyor ama daha sonraki mektuplara ertelemek doğru olur düşüncesi ile gündemden bahsetmeyip, kelam hakkında dile gelebilenleri yazayım istedim etraflıca olamasa bile…
Mektup yazayım dedim, yazdım nedenlice, muhatabı ulaştığı herkes, anlaşılma ümidi eşliğinde. Niye mi mektup, yine mi mektup diyenlere; mektup iyidir her haliyle… Mektup meraklara su serper, ümitlere can suyu olur, telaşeleri sükûnete aday hale getirir içindekilerle… Tarihte tariflenmiştir mektup, birçok şair duygusunu ifadede tutunmuştur mektuba … Gurbetin resmi gibidir mektup, gurbettekinin tesellisine can suyu… Beklemenin nedenidir mektup, yola bakmanın, yarına ümit ekmenin…
Şiirin Burcunda Tanımsal Bir Gezinti
İnsanın yeryüzü sahnesine inişinden günümüze değin; insanoğlu, kendisini ifade etmek için, duygularını düşüncelerini anlatmak için, söz söyleme/cümle kurma gibi insanî hasletlerden yararlanır. Çağımız yazarlarından birçoğunun kitaplarında yer verdikleri Yuhanna İncilinde geçen “Önce söz vardı,” ifadesi bu açıdan ele alınabilir. Bunun yanında Hindistanlı bir bilge, “Önce sükût vardı; kelam değil der.” Ve bundan hareketle Tanrı sükûttur der. Ben bu söze iki açıdan bakıyorum. Birincisi, Allah’ı sözle, şiirle anlatamayacağımız. Bununla beraber Allah’ı sadece kelâmla sınırlandıramayacağımız gerçeği. İkincisi ise, Kur’ân-ı Kerîm’de, İnsan sûresinin ilk âyetinde geçen “dehr” kelimesiyle, yani dünyanın yaratılışıyla insanın yaratılışı arasındaki vakte (insanın bir değer olarak hiç anılmadığı zamanlar) işaret edebileceğini düşünüyorum.
Bu insanî hasletler, kişinin birikimince muayyen bir form alır ve bu form çerçevesinde kalıba dökülür. Kalıba dökülen bu form, kişinin kelimelerle çizilen suretidir artık. Bu suret, kiminde şiir; kiminde ise düzyazı ismini alıp, söz konusu kişinin suretine göre şair/yazar hüviyeti kazandırır kendisine. Sözgelimi İsmet Özel, şiir ile düzyazıyı keskin bir şekilde ayırıp, şiiri seçenlerin dini, düzyazıyı seçenlerin ise parayı tercih ettiğini söyler.
Bu yazının devamı 196. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
196. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Tuz Basılan
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Elma Ve Fazlası
Yılların arasından elma kokusu geliyor. Yorgun Mermi/ Kuddusi DEMİR Elma… Kulağıma kulağıma Elmadan fazla olduğunu Söyleyip duruyordu. İncir, nar, üzüm, karadut, böğürtlen Kızılcık hatta. Hatta’dan ve olmamaktan Bu yazının devamı 223. sayıda. Devamını okumak için satın alın Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır. 223. Sayıyı Satın Al Giriş yap
Mektup II
Bu mektupta kelamdan konuşalım dedim, kavramdan, anlamdan, bizi ilgilendiren en önemli konuların birinden yazayım istedim. Öyle ya, anlaşmak ancak ve ancak, anlamaya durmak, anlatmaya çalışmakla mümkündür, bunun için de söze/kelama ihtiyaç vardır. Gündemi dolduran konular bazen gönlü yoruyor ama daha sonraki mektuplara ertelemek doğru olur düşüncesi ile gündemden bahsetmeyip, kelam hakkında dile gelebilenleri yazayım istedim etraflıca olamasa bile…
Akibet Muttakilerindir
…
Soruyu Sınayan Belirler
Mektup yazayım dedim, yazdım nedenlice, muhatabı ulaştığı herkes, anlaşılma ümidi eşliğinde. Niye mi mektup, yine mi mektup diyenlere; mektup iyidir her haliyle… Mektup meraklara su serper, ümitlere can suyu olur, telaşeleri sükûnete aday hale getirir içindekilerle… Tarihte tariflenmiştir mektup, birçok şair duygusunu ifadede tutunmuştur mektuba … Gurbetin resmi gibidir mektup, gurbettekinin tesellisine can suyu… Beklemenin nedenidir mektup, yola bakmanın, yarına ümit ekmenin…
Alışverişe devam et